Ekonomi

Türkiye'nin önündeki ekonomik tehlikeler

Mahfi Eğilmez, dünyayı sarsan ekonomik krizin Türkiye'yi nasıl etkilediğini ve öngördüğü riskleri yazdı

16 Ağustos 2012 14:28

Mahfi Eğilmez

 

Lehman Brothers krizinden bu yana küresel sistem Büyük Resesyon denilen krizin içinde bulunuyor. Nedenleri ve gelişimi hakkında çok, çözüm yolları hakkında az sayıda yazı yazıldı. Bu yazıda bunlara değinmek yerine krizin geleceği açısından bizi bekleyen önemli küresel tehlikeleri konu edeceğim. 


ABD: Mali uçurum (fiscal cliff)


Mali uçurum deyimiyle kastedilen şey, ABD’de 2012 sonunda ve 2013 başında otomatik olarak yürürlüğe girecek bir dizi mali kuralın yaratacağı tahmin edilen olumsuz ekonomik etkiler. Bu kural değişikliklerini iki başlıkta toplayabiliriz: (1) Vergiler: Bush döneminde yürürlüğe konulan vergi indirimleri eğer Kongre tarafından bir yenileme yapılmazsa 2012 yılı sonunda ortadan kalkacak ve sistem eski vergi yüklerine geri dönecek. (2) Harcamalar: Geçtiğimiz yıl kabul edilen partiler üstü yasa ile de 2013 yılbaşında 1,2 trilyon dolarlık bütçe kesintisi yapılacak.

Vergi indirimlerinin kalkması ve bütçe harcamalarının kesilmesi sonucu ekonomide canlılığın kaybolmasından ve sistemin yeniden resesyona girmesinden endişe ediliyor. ABD Bütçe İdaresi (OMB) bu düzenlemelerin bu şekilde yürürlüğe girmesinin ekonomik büyümeyi yüzde 0,5’e düşüreceği görüşünde.

Kongre’nin bu konuyu çözüp çözmeyeceği konusunda görüş farklılıkları var. Geçen yıl benzer bir sıkıntı borçlanma tavanı konusunda yaşanmış ve Hazine’nin borçlanma tavanına ulaştığı yani artık yeni borçlanma yapamayacak aşamaya geldiği sırada Kongre sorunu çözmüştü. Bu kez de benzer bir gelişme yaşanacağını ileri sürenler çoğunlukta bulunuyor. Buna karşılık bu sorununun çözümlenememesi ABD ekonomisi için yeni resesyonun başlangıcı olabilir.  


AB: Kararsızlık sendromu


Avrupa’da peş peşe birçok kriz yaşandı. Hiçbirisi tam olarak çözülemedi. Örneğin Yunanistan konusunda Avrupalıların çözüm üretmek yerine sanki akademik bir konu tartışılıyormuş gibi yaklaşımda bulunmaları tuhaf geliyor insana. Yunanistan konusunda karar alamayan Avrupalı liderler, ortak tahvil, bankaların güçlendirilmesi, ek bir mali gevşeme yapılıp yapılmayacağı, maliye politikasının da para politikası gibi ortak bir yönetime bağlanıp bağlanmayacağı konularında da karar alamadılar. Şu anda her şey beklemede duruyor. Kimi lider mali gevşemeyi savunurken kimisi de mali sıkılaştırmayı savunuyor.

Avrupa’nın karar alıcısı Merkel gibi görünse de tek başına yetki ona ait olmadığı için onun yönlendirmeleri de işe yaramıyor. Bugün artık pek çok kişi ortak para birimi Euro’ya erken geçildiğini, bu ortaklığın bir süre sınırlı tutulup sonra genişletilmesinin en doğru yol olduğunu kabul ediyor ama iş işten geçmiş durumda. Bu noktadan geri dönemiyorlar.

Karar alamayan bir Avrupa’nın ekonomik sorunlarını nasıl çözeceği konusunu kimse bilmiyor. Adeta herkes bir mucize olup sorunun kendiliğinden çözülmesini bekliyor. Oysa ekonomide fedakârlık olmadan mucize olmaz. 


Çin: Ejderhanın soluğu kesiliyor mu?


Küresel kriz boyunca ekonomisini başarıyla yöneten Çin, 2012 yılından itibaren bir yavaşlama sürecine girdi. Bu süreç ABD ve Avrupa krizlerinin etkisiyle ortaya çıktı.

Çin, büyük ölçüde ihracat için üretim yapan bir ekonomi. Kendi iç tüketimi o kadar büyük bir üretimi eritecek güçte değil. Dolayısıyla dışarıda kriz çıktığında, ürettiği ürünleri biraz daha ucuz fiyata iç pazara sunabilecek durumu yok. Öyle olunca dışarıdaki sıkıntının etkisiyle önce ihracat geriliyor ardından da büyüme düşüyor. Son veriler Çin’in hem ihracatının hem de ithalatının düştüğünü ortaya koyuyor.

Bu aşamada akla şu soru geliyor: Acaba Çin, Türkiye’nin son iki yılda yaptığı gibi bir yöntem izlese ve yeni ihracat pazarları arasa bir çözüm bulamaz mı? Çin, bunu zaten yapıyor. Ama Çin’in ihracatı o kadar büyük ki etkisi fazla olmuyor. Türkiye’nin 2011 yılı ihracatı 145 milyar dolar. Bunun örneğin yüzde 10’unu (14,5 milyar dolar ediyor) belirli bir süre içinde bir pazardan bir başkasına kaydırmak mümkün. Bu miktar için yapılabilecek bir yer değişikliği ihracat üzerinde önemli bir etki yaratabiliyor. Çin’in 2011 yılı ihracatı yaklaşık 1,7 trilyon dolar. Bunun yüzde 10’unu (170 milyar dolar ediyor) yeni bir alana kaydırmak o kadar kolay değil.

Özetle söylemek gerekirse bugüne kadar ABD ve AB ekonomilerindeki sıkıntıyı dengelemekte önemli bir rol üstlenen Çin’in bu iki ekonominin belirli bir süre daha toparlanamaması halinde bu dengeleyici rolü sürdürmesi pek kolay görünmüyor.


Diğer ekonomiler: Anafor içine çekiyor 


Diğer gelişmiş ülkeler (Japonya, İngiltere, Avustralya ve AB üyesi olmayan diğer gelişmiş ekonomiler) belirli darbelere karşın bugüne kadar durumlarını koruyarak gelebildiler. Buna karşılık son dönemde birkaç istisna dışında bu ekonomiler de artan oranda krizin etkisi altına giriyorlar. Karar alma mekanizmaları Euro bölgesine göre çok daha işler durumda olsa da tek başlarına alacakları kararlar pek fazla işe yaramıyor. O nedenle bütün ülkelerde örneğin Merkez Bankaları, ABD Merkez Bankası’nın (FED) ağzının içine bakıyor ve öyle karar alıyorlar.

Krizin etkisi artık gelişme yolundaki ekonomilerde de görülüyor. Tıpkı Çin’de olduğu gibi öteki ekonomilerde de önceki yıllara oranla soğuma söz konusu. Petrol ihracatçısı ülkelerin durumu daha iyi görünse de toplu olarak bakıldığında bu ekonomilerin krize girmeme konusunda eskisi kadar sağlam görünmediği anlaşılıyor.


Türkiye: Dış yavaşlamanın yansıması


Türkiye, içinde bulunduğu gelişme yolundaki ekonomiler grubunda olduğu gibi kriz süresince göreli olarak rahat bir görünüm içinde oldu. Dünyada genel bir büyüme düşüşü hatta bazı ekonomilerde küçülme yaşanırken en yüksek büyüme sağlayan ekonomiler arasında yer aldı. Bütçe açığını, borçlanmasını denetim altında tutmayı başardı. Artan işsizlik oranını zaman içinde düşürmeye başladı. Tek sorunu yüksek cari açıktı. Ama o da zaten düşük bütçe açığının ve yüksek büyümenin tetikleyicisi konumundaydı. Buna karşılık bu kadar yüksek bir cari açığın sürdürülemeyeceği korkusu yaygındı. İşte bu korku nedeniyle Türkiye 2012’den itibaren cari açığı düşürmeye yönelik önlemleri devreye soktu. Bunun sonucunda ekonomi soğumaya, büyüme gerilemeye ve buna karşılık da bütçe açığı artmaya başladı.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi bekleyen tehlikeler şunlardır: (1) Avrupa toparlanamazsa Türkiye’nin ihracatı düşer. İstediğimiz kadar ihracat pazarı geliştirelim, Avrupa pazarının yerini hiç biri tutamaz. (2) Bütçe açığındaki artış borçlanma limitini o da faizi artırabilir. (3) Dış dünyada giderek yaygınlaşan krizin etkisiyle Türkiye’ye gelen fonlarda düşüş olabilir. (4) Kurlar yükselirse dış ticaret olumsuz etkilenir. 

 

Bu yazı Mahfi Eğilmez'in www.mahfiegilmez.com adresli blogundan alınmıştır.