Gündem

Turgut: Obama Erdoğan'ı tebrik etmedi

Serdar Turgut, referandum sonucundan sonra Erdoğan'ı arayan Obama'nın Başbakan'ı tebrik etmediğini yazdı.

14 Eylül 2010 03:00

T24 - Referandum sonucu Amerika saatiyle öğle 12.30 civarında netlik kazandı.
Zaten sabahtan beri içim içimi yiyordu, telefon elimde numarayı çevirmemek için kendimi zor tutuyordum. Hafta sonu durmadan mesai yapmak zorunda kalan “Bir Bilen”, kadrosuyla o an sonuçları detaylı inceleyip rapor hazırlıyor olmalıydı.

Sonunda daha fazla tutamadım kendimi, açtım telefonu. Merhaba filan demeden, “Erdoğan için büyük başarı. Dahası Erdoğan, bundan sonraki seçimi kazanmanın da formülünü bulmuş durumda bize göre. Bunu sana sonra anlatacağım. Ama ilk önce şu an bizim açımızdan önemli olan, aylardır iç politikasına çekilen Türkiye’nin şimdi dış politikaya yoğunlaşıp yoğunlaşmayacağı ve Başbakan Erdoğan bu konuya yoğunlaştığında Amerika ve İsrail’e nasıl tavır alacağı” dedi.

Ben bunu anladığımı söyledikten sonra, “Türkiye’de bazı gazetelerin internet siteleri, Başkan Obama’nın Erdoğan’ı arayıp referandum sonuçlarından dolayı tebrik ettiğini yazıyor. Hani sen bana aylardır süren değerlendirmelerden sonra Erdoğan’a yönetimde bir tepki olduğunu söylüyordun. Bu telefon, tepkilerin yumuşadığını göstermez mi” diye sordum.

Güldü “Bir Bilen”, “Bak Serdar, bu telefonu bir destek telefonu olarak nitelendirenler yanlış yapıyorlar” dedi.


Bu tebrik telefonu değil

“Neden, etmedi mi telefon” dedim.

“Etti tabii ki. Eder etmez de telefonun içeriği bana geldi. Şu anda metin önümde, istersen özetini, ‘Readout of the President’s Call with Prime Minister Erdoğan of Turkey” başlığıyla e-mail’ine göndereyim hemen sana.”

Okuyunca göreceksin ki Başkan Obama, Erdoğan’ı sonuçlar için tebrik etmemiş. İlk önce basket maçı hakkında uzunca konuştuktan sonra Erdoğan’a, “Bugünkü oylamaya katılımın dinamikliği, Türkiye’nin demokrasisinin enerjisini göstermiştir” demiş.

O arada ben de okudum Amerikan yönetimi tarafından yapılan açıklamanın metnini. Özellikle Erdoğan’ın kutlanmadığının vurgulanması için kaleme alınmış gibiydi. Bunu söyledim “Bir Bilen”e.

“Ben, Erdoğan’ın yerinde olsaydım bu telefona sevineceğim yerde bu telefon nedeniyle endişelenirdim. Uzun zamandır ilk kez, liderler arası görüşmelerde oylama başarısının üzerinde bu kadar durulmamaya uğraş verildiğini gördüm” dedi.


Pentegon'da toplantı

“Amerikan yönetimi, Erdoğan ile Türkiye’ yi ayrıştırıyor, son telefon görüşmesi de bunu gösterdi” diyen Bir Bilen ekledi: “Hem unutma, yarın (pazartesi) Dışişleri’nde yapıldığını söylediğim ‘Türkiye’ye ne oluyor’ konulu toplantının aynısı bu defa Pentagon’da yapılacak. Savunma Bakanı Gates, Türkiye hakkında en fazla endişe taşıyan yönetim adamı dolayısıyla bu toplantının sonucunu da tahmin edebilirsin herhalde. Bu arada gözünüz aydın, yine yarın kongre tatilden dönüp çalışmaya başlıyor. Başta İHH’nın terörist örgüt ilan edilmesi ele alınacak ve Türkiye’yi zorlayacak birçok kararın peş peşe geleceğine eminim.”

“Gelişmeler hakkında sonra konuşuruz” diyen Bir Bilen, “Referandum sonucu hakkında tüm birimlerde yapılan analizlerin ortak görüşü şu: Erdoğan’ın kutlanması gerekir. Aldığı sonuç büyük bir başarı. Öncelikle bunu teslim edelim. Referandum sonucuyla Erdoğan yeni bir genel seçimi tekrar kazanmanın formülünü bulmuş durumda, bizim görüşümüz bu” diye ekledi.

“Neymiş bu formül acaba” diye sordum ve maddeler halinde özetledi:

“Belki sana bilineni söylemek gibi gelecek bazıları ama bizler analizlerimizin açık yönünün olmaması için her şeyi söylemek zorundayız.

Ortaya çıkan ve yeni bir seçimi kazanmanın şifrelerini taşıyan gerçeklerin birincisi şu: Türk insanının büyük çoğunluğu dindar. Bu konuya yeterince önem vermeyen ve dini değerleri göze almayan partilerin hiçbir şansı yok.

Bunu AKP zaten biliyordu ama deneyerek öğrendiği başka bir şey de var. Milliyetçilik bayrağını hem MHP’nin hem de CHP’nin elinden aldı. Bunu, milliyetçiliği etnik kökenli ve iç sertlik yanlısı bir milliyetçilik olmaktan çıkararak ve milliyetçiliği dışarıya, özetle bize (Amerika) ve İsrail’e karşı çok daha güçlü bir şekilde kullanarak yaptı. Önümüzdeki dönemde de bunun devam edip etmeyeceğini ve ederse bunun aramızdaki ilişkileri nasıl etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz bakalım.”

Etnik kökenli olmaktan çıkarılan milliyetçiliğin Kürt meselesine, özellikle oylama ve boykot sonuçları ortadayken nasıl eğilebileceği yolundaki soruma ise Bir Bilen, “Sadece bekleyelim görelim” demekle yetindi.

Bir Bilen, “Bu arada ben salı günü New York’a bir konferans için gidiyorum. Telefon açarsan toplantılarda olabilirim unutma” dedi.

Ben de ona, “Daha iyisini yapacağım, çarşamba öğleden sonra New York’ta olacağım, sana bir içki ısmarlayayım konuşuruz” dedim.

O da “Memnuniyetle” dedi. “Zehrin hâlâ daha martini mi” diye sordum. “Daima, görüşürüz” dedi ve kapadı telefonu.


Potansiyel düşman olarak Türkiye

Bir Bilen, kariyeri açısından saygı duyduğum, bilgisine, deneyimine güvendiğim bir centilmen. Ama konuştuğum tek kaynak da değil tabii ki.

Washington’da bir süre temsilcilik yapmış olmanın sağladığı avantajlarla yıllar içinde bazı kaynak olabilen arkadaşlıklarım oluşmuş. Bu kişilerle konuştuğumda ise beni hayli ürküten ve eğer mümkünse Türkiye’nin bu algıyı mutlaka değiştirmesini gerekli gördüğüm bir durum da var.

Bütün bu insanlar, Amerikan yönetiminde Türkiye’nin artık yavaş yavaş potansiyel bir düşman olarak görülmeye başlanılmasını savunanların olduğunu söylediler.

Herhalde böyle bir gelişmenin neden tehlikeli olabileceğini uzun uzun anlatmama gerek yok.
Bir Bilen de bir defasında konuşmasının arasında bu “potansiyel düşman” lafını etmişti ve ben bunu kafama not etmiştim.

Savunma konusunda uzman olan bir kaynağım bana, “Ben şimdi 2014 yılında Türkiye’ye verileceği vaat edilen F-35 Joint Strike Fighter’larının verilip verilmeyeceğine bakıyorum. Eğer sözlerinden geri dönüp vermezlerse bence Türkiye bu potansiyel düşman olarak görülme tehlikesini iyice dikkate almaya başlamalıdır” dedi.

Ben buna karşı NATO hatırlatmasını yapınca kaynağım, “Ne olacak canım, NATO Fransa olmadan da hayatın devam ettiğini öğrendiğine göre” dedi. İması güçlü bir cümleydi ve bence bu da yönetimdeki insanların şu anki ruh halini iyi yansıtıyor.

Serdar Turgut'un Habertürk gazetesinde 'Obama’dan referandum telefonu mu?' başlığı ile bugün (14 Eylül 2010) yayımlanan yazısı...


ETİKETLER

haber