Gündem

Özgür Mumcu: Tekrar cinayete odaklanmak

Faydasız işleri bırakıp tekrar Dink davasına odaklanmak gerek. Muhatap ise yetkileri olduğu gibi sorumlulukları da olan hükümettir.

09 Şubat 2012 02:00


Özgür Mumcu
(Radikal - 9 Şubat 2012)


Tekrar cinayete odaklanmak


Hakikati bulmak isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyor olsaydık Hrant Dink kararından sonra bu cinayetin asıl sorumlularının nasıl yargılanmadığını tartışırdık. Hatta kararda bulunamadığı ileri sürülen örgütü ortaya çıkarmak için her zamankinden daha fazla bir kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışır, dava dosyasından bize sırıtan örgütü deşifre etmek için uğraşırdık.
Bunun yerine son zamanlarda Dink kararından memnun olmayanların bunu AKP’ye saldırmak için bir fırsat olarak kullanıp kullanmadığı tartışılıyor. Hatta karardan dolayı iktidarı eleştirenler Dink’i sömürmekle suçlanıyor. Daha komploperestler ise hükümeti deviremeyen Ergenekoncuların bunu Dink davası üzerinden uluslararası baskı devşirerek yapmayı denediğini yazıyor.


İlk gününden beri davayı takip eden Hrant’ın Arkadaşları 31 Ocak günü yaptıkları basın açıklamasında hükümetten dava sürecinde ‘yapmadıklarının’ hesabını sordular. Dile getirdikleri isabetli ve cevaplanması gereken sorular bir haftadır tabiri caizse kaynadı gitti.
 

Mesela Etyen Mahçupyan, yürütmenin yapmadıklarını sorgulayan Hrant’ın Arkadaşları’nın bu basın açıklamasından iki gün sonra hükümete yöneltilen somut sorulara hiç değinmeden şunu yazdı:
“Hrant’ın arkadaşları ise onları kuşatan kavruk solculuğun içine sıkıştılar. İçi boşalmış, siyaset aracı kılınmış bir sol bakışın marazi laiklikle özdeşleşme eğilimini muhtemelen idrak etmelerine rağmen bu gidişi engelleyemediler. (...) Hrant’ın sahiplenilmesi de hükümet karşıtı marazi laikliğin ‘sol’ kisvesi altında yeniden üretilmesine vesile oldu.”


Daha sonra tartışma Ece Temelkuran’ın The Guardian’da yayımlanan bir yazısı nedeniyle suçlanmasıyla devam etti.


Hrant Dink kararından sonra hükümeti eleştirenleri itham edenlerin ana gerekçesi özetle şöyle: “Dink, AKP’yi zayıflatmak için Ergenekon tarafından öldürüldü. Bu nedenle cinayetin çözülmemesinden hükümetin bir kazancı yoktur.”


Veli Küçük ya da Kemal Kerinçsiz gibi Hrant Dink öldürülmeden önce yaratılan linç atmosferinde rolü olanların Ergenekon davasında yargılanmaları Dink’i bu örgütün öldürdüğüne dair bir emare olabilir. Olabilir olmasına ama yıllardır süren bu davada kimse Dink cinayetinden yargılanmamakta. Dink davası da Ergenekon davasıyla birleştirilmedi. Çıkan “Örgüt yok” kararı da bu yöndeki umutları azalttı.


Hükümet, “Yargının istediği her şeyi yaptık, elden ne gelir” demekte. Oysa Hrant’ın arkadaşlarının 31 Ocak günü teker teker sıraladığı, iktidarın yapmadığı onlarca şey var. Geçen hafta bunların bir kısmına bu köşede de yer verilmişti.


Hükümet, Trabzon’da suçlulara ilişkin kayıtların silinmesinden İstanbul’da kamera kayıtlarının yok edilmesine ya da bir türlü dokunulamayan ‘memurlara’ ilişkin hesap vermek ve bunların sorumlularını bulmak zorundadır. Zorundadır çünkü hükümet olmak böyle bir şeydir. Hükümetten çok hükümete soru yöneltenleri eleştirmek Dink davasında örgütü bulmaya yarayacak bir yol değil.
Gözümüzün önünde davanın avukatlarının deyişiyle ‘dalga geçilerek’ bitirilmiş bir davadan sonra sorulması gereken onlarca soru ve hesap varken işin toz duman içinde bir polemikle neticelenmesinin Dink davasına ne faydası var?


Dava müddetince hükümetin ‘yapmadıklarını’ hükümete sormanın unutturulmasının ya da eleştirilmesinin cinayeti aydınlatmaya bir faydası olmadığı ortada.


Faydasız işleri bırakıp tekrar Dink davasına odaklanmak gerek. Muhatap ise yetkileri olduğu gibi sorumlulukları da olan hükümettir.  


Muhatap hükümet değil deniyorsa hesap sorulacak mercii bildirmek ve ondan nasıl hesap sorulacağının yolunu da göstermek gerekir.


Gerisi lüzumsuz lakırdı.