Gündem

Murat Belge: Cemil Çiçek, Aleviliği isterse Tapu-Kadastro'ya sorsun...

Murat Belge, Alevilik tartışmaları çerçevesinde TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in açıklamalarını değerlendirdi

14 Temmuz 2012 18:54

Murat Belge

(Taraf - 14 Temmuz 2012)

 

Aleviler ve Diyanet

 

Yeniçeri Ocağı lağvedildikten sonra, Süleymaniye’nin ardındaki Ağakapusu, yani Yeniçeri Ağası’nın evi ve çalışma yeri olan mekân, Şeyhülislam’a verildi. Şeyhülislamlık bir biçimde lağvedilince (yani “Diyanet işleri” adı verilerek yeni başkente taşınınca) bu mekân İstanbul Müftülüğü oldu. Halen de öyle.

Küçük bir “değişim” hikâyesi. Belli ki buranın Şeyhülislam makamı ve makamı olduğu zamanda, binanın bulunduğu sokağa “Fetva Yokuşu” adı verilmiş. Belli ki ulak, kapıda fetvanın çıkmasını bekliyor; çıkar çıkmaz kağıdı kaptığı gibi, Bab-ı Ali’ye doğru bir koşu koparıyor.

Şimdi Şeyhülislamlık yok, “fetva”da bir kurumsal belge olarak yok. Ama sokak gene Fetva Yokuşu. Demek bu da küçük bir “değişmeme” hikâyesi.

Ama asıl değişmezlik, sokağın adının sadece simgeleyebildiği köklü alışkanlık, fetva kavramının kendisinde.

İşte son fetva: “Alevi olduğuna göre demek ki Müslüman’sın; Müslümanlar camide ibadet eder; demek ki senin ibadet yerin de camidir.”

Nokta. Ya da Q. E. D.

Bütün “felsefeye giriş” kitapları Sokrates’in “ölümlü” olduğunu bu mantıkla açıklar. Ama şu durum, Aleviler konusu sanki “Sokrates niçin öldürüldü?” diye sormuşuz da, “Sokrates ölümlüdür” cevabını almışız gibi bir durum.

Cemil Çiçek, “Meteorolojiye mi sorsaydık?” diyor. Ama sorun bu değil. Sorun, Aleviler’in ibadetten ne anladığını, nasıl ibadet etmek istediğini, Aleviler’den başka birinden sormanın anlamsızlığı. Başkasından sormaya karar verdikten sonra, ister meteorolojiye, istersen Tapu-Kadastro’ya sor. Bunlar da Diyanet’e sormaktan daha anlamsız değil.

Hatta bakarsın, rastlantı bu ya, Tapu- Kadastro’nun başında bir Alevi ya da sadece demokrasiyi sindirmiş biri vardır da, “Buna Aleviler kendileri karar vermeli” deyiverir. O cevabı verecek kişinin Diyanet’te olmayacağı ise kesin.

Diyanet’e değil ama “ayna”ya haksızlık ediyorum galiba. Haksızlık çünkü ayna nesnel gerçekliğe saygılı. Pamuk Prenses büyüyüp güzellikte Kraliçe’yi sallayınca ayna da onun en güzel olduğunu söylüyor. Bizim memlekette bunu yapacak bir “devlet dairesi” bulmak pek kolay bir iş değildir. Onların farklı “fetva”, farklı cevap vermeleri söz konusu değildir. Her seferinde “Senden güzeli yok” diyeceklerdir.

Ya demezlerse? Bir gün, her nasılsa, ağızlarından farklı bir cevap çıkarsa ne olur?

Ne olacak? Görevden alırsın, olur biter. Bu kadar basit!

Bu sistem böyle yürür. Sormak durumunda olan, sorduğu soruya karşılık alacağı cevabı bilir - sormadan önce de bunu biliyordur. Ama böylece, soru sorulmuş, “meşveret” yapılmış olur.

Osmanlı “ulema”yı memurlaştırmıştı. Onlar bunu yaparken, önlerinde duran model Bizans’taki İmparator-Patrik ilişkisiydi. Ama sorun iktidarını mutlaklaştırmak olduktan sonra, o model, bu model, pek farketmez. Model mi nasıl olsa bulursun. Nitekim herkes buldu.