Kültür-Sanat

Mehmet Sadık Öke’den çok tartışılacak bir kitap:‘Teyzem Latife’

Mehmet Sadık Öke'nin Latife Hanım'ı anlattığı "Teyzem Latife" adlı kitap yarın piyasaya çıkıyor

04 Nisan 2011 03:00

HÜLYA KARABAĞLI / T24 ANKARA


Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile Latife Hanım’ın bugüne kadar çok tartışılan ve üzerinde çok şey yazılan evlilikleri ilk kez bir aile üyesi tarafından kaleme alındı. Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen’in torunu Mehmet Sadık Öke, ön yargılı olduğunu öne sürdüğü bazı araştırmacı,  yazar ve yönetmenlerin yaptıkları yanlışlıklara son vermek için “Teyzem Latife” adlı bir kitap hazırladığını açıkladı. Yarın piyasaya çıkacak olan kitap,  Çankaya sofralarını, Latife Hanım’ın “Çok toydum etrafta o kadar yiyici vardı ki;  nasıl davranacağımı bilemedim”  dediği kesimi anlatması ve tartışmaya açması açısından önem taşıyor. Kitap, Mustafa Kemal ile Latife Hanım arasındaki tartışmaların, Atatürk'ün eşini tokatlama girişiminde bulunmasına kadar uzandığı iddiasını da içeriyor. Mustafa Kemal ile Latife Hanım'ın resmen boşanmış sayılamayacaklarının da öne sürüldüğü kitapta, Atatürk'ün eşine "Bana üç kez boşol demiş oldun" diye bir mektup yazarak evliliği bu durum üzerine noktaldığı da anlatılıyor.

 

İki yıl 5 ay süren evliliğin ayrıntılı olarak anlatıldığı kitapta,  Latife Hanım’ın, Şeyh  Sait isyanında izlenen sert müdahaleye karşı duruşuna vurgu yapılıyor, Doğu illerinden milletvekili olma hazırlığına dikkat çekiyor. Çankaya’nın ilk first lady’si Latife Hanım, Zübeyde Hanım’ın kendisine armağanı ‘elmas yüzük’ ü ölene kadar parmağından çıkarmıyor. Çok uzun süre boğuştuğu kanser hastalığını kolları yara içinde kalana dek en yakınlarından gizliyor.  Latife Hanım, ailedeki yakınlarına “ Ben iki kere öldüm. Biri 1925’de. Biri 1938'de” diyor. 

 

Kitapta, iki güne sığdırılan evlilik yüzünden Latife Hanım’ın gelinlik giyemediği,  Paris’ten alınan elbiseyle kadıya evet dediği anlatılıyor. Atatürk’ün sadece boşanma kâğıdı ile yetinmediği, Latife Hanım’a yazdığı bir mektuba, çok kısa da olsa yer veriliyor.   

Mustafa Kemal’in, “Üç kez ayrılmak isteyen, ikisinde kocasını terk eden bir hanım son seferinde mücevherlerini ve özel eşyalarını alıp gidiyorsa o kocasına üç defa 'boş ol' demiş sayılır” dediği mektup bugün Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından saklanıyor.  Latife  Hanım’ın mirasçıları tarafından alınan karar gereği söz konusu  belgeler, yazıldıktan 99 yıl sonra, 2074 yılında  açıklanacak.

 

Yollar ayrıldıktan sonra da Atatürk İstanbul’a her gidişinde Latife Hanım’a ‘beyaz gül’ gönderiyor.  Boşanmalarının üzerinden 5 ya da 7 yıl sonra Göksu’da karşılaşıyorlar. Ancak, uzaktan da olsa birbirlerinden haberdar oluyorlar.  Boşandıktan sonra verdiği ilk demeçte , “ Türkiye’nin bekası için kadın kurban edildi”  diyor.


Ölümü "İntihar mı, cinayet mi" tartışmalarına neden olan Fikriye  Hanım’a  ayrıntılı yer  veren Mehmet Sadık Öke, Fikriye Hanım'ın mezarının o dönemde Çankaya’ya çıkarken görülen bir sögüt  ağacının dibi olduğunu anlatıyor.     

Kitapta yer alan döneme ilişkin bazı belgeler

 

‘TEYZEM LATİFE ‘KİTABINDAN ÇARPICI BÖLÜMLER

 

SONSUZLUK VEDASI DOLMABAHÇE’DE: Latife teyzem her zaman şunu söylerdi, “Ben iki kere öldüm. Biri 1925’de, biri 1938’de.” 1938 yılı Latife teyzem için çifte yıkım yılı, zira kardeşi Ömer Bey de aynı yıl ölüyor. Mustafa Kemal vefat ettiği zaman kendisi yurtdışındaydı. Aile içinde anlatıldığına göre, Paşa ölmeden önce Dolmabahçe’ye geldiğinde aralarında gizlice bir görüşme olmuş. Şükrü Kaya’nın Paşa’nın isteği üzerine bu görüşmeyi ayarladığına yönelik bir bilgi var. Akabinde Latife teyzem İstanbul’da kalmaya dayanamayarak İsviçre’ye gitmiş. Bern’e gitmiş zannediyorum.

 

O YILAN GELDİ CENNET BAHÇESİNDE HER ŞEY BOZULDU: Aslında onlarınki son derece normal bir evlilik, ama yürümemiş. Sonuçta Latife Hanım çok üzgün ve verem oluyor. Bu arada çok önemli bir şey var. İzmir’deyken yabancı bir gazeteye beyanat veriyor ve diyor ki, “O yılan geldi. Ondan sonra cennet bahçesinde her şey bozuldu”. (Kitapta ‘yılan’ın kim olduğu net  biçimde açıklanmıyor. Ancak kitapta,  Latife Hanım’ı evlilikte ve boşanma sonrasında yalnız bırakmayanların listesi var. Okurlar,  ‘yılan’ın kim olduğunu bu yolla tahmin edebiliyor)

 

ETRAFTA O KADAR YİYİCİ VARDI Kİ: Latife teyzem  “Etrafta o kadar yiyici vardı ki; çok toydum, idare edemedim” diyordu. 22 yaşında evlenmiş, bütün o yaverlerin, devlet erkânının arasına girmiş. Düşünebiliyor musunuz, alışmış yaverler, bir şey olduğu zaman yatak odasının içine giriyorlar.  Evet, ne yazık ki paşanın arkadaşlarının uyum sağlayamaması durumu var. Ancak şöyle bir ayrımı iyi anlatmak lazım diye düşünüyorum. Mustafa Kemal’in arkadaşları dendiği zaman İsmet Paşa, Kazım Karabekir, Fevzi Paşa, Ali Fuat Paşa, Ağaoğlu Ahmet, Fethi, Rauf vb. anlaşılır. Bunlar aynı zamanda entelektüel takımdır. Fakat yakın arkadaşları derseniz o zaman İstanbul matbuatınca ‘huzuru mutad zevat’ Ankara halkı tarafından da ‘Çankaya silahşörleri’ denen o güruh anlaşılır.  (Sağda Latife Hanım'ın Fransız devleti korumasında olduğunu gösteren belge)

 

BİR KADIN ALYANSINI BIRAKIP GİDİYORSA: Talaknameyle beraber gelen özel bir mektuptan bahsetmemek olmaz. Paşa’nın bizzat kaleme aldığı bu mektup neden boşanmak zorunda olduklarını Latife teyzeme anlatmak için yazılmış. Son derece özel bir mektup ve şimdi Latife teyzemin Türk Tarih Kurumu’nda (TTK) bulunan arşivinin içinde yer alıyor. Latife teyzemin boşanmaya ikna olması için Paşa’nın dil döktüğü bu mektubun kendi dili de bir hayli ilginç. "Üç kez ayrılmak isteyen ikisinde kocasını terk eden bir hanım, son seferinde mücevherlerini ve özel eşyalarını alıp gidiyorsa ve alyansını bırakıyorsa. o kocasına üç defa boşol demiş sayılır. Hanımefendi siz benden üç kez ayrılma talebinde bulundunuz zaten. Ben bu talebinizi yerine getiriyorum."

 

 ‘KARISINDAN TOKAT YEDİ’ KRİPTORALARI: O akşam Köşk’te bir resmi davet var. Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet Paşa, Amerikan ve Avusturya maslahatgüzarları, Latife teyzemin kardeşi Paris sefareti üçüncü kâtibi İsmail Bey ve eşi Melahat Hanım da davetlilerden birkaçı. Kalabalık bir davet ve bunaltıcı derecede sıcak bir akşam. Paşa, her zaman olduğu gibi Latife Hanım’a, “Piyano çal” demiş. Latife Hanım da şöyle söylemiş, “Şimdi çalamam,  buradakilerin hiçbiri dinlemiyor, yorgunum.” Bunun üzerine Mustafa Kemal çok kızar. Aslında ilk kıvılcımın kopmasına sebep olan bu kadar basit bir şey ama bir noktada gerginlik arttıkça biliyorsunuz her şey artık batmaya başlıyor. Bunun üzerine Vedat piyano çalar. Buradan da ikinci bir gerginlik doğmaya başlar. Vedat eseri bitirince Paşa gidip alnından öperek ona teşekkür eder. O andan itibaren ikisi birbirine biraz sert davranmaya başlıyorlar.

 

TOKAT İÇİN ELİNİ KALDIRINCA: “Sen benim yerime Vedat’a çaldırıyorsun, niye çaldırıyorsun, çaldırma. Zaten buradakilerin hiçbiri dinlemiyor. Hatalı çaldı, iyi çalmadı, bak kimse anlamadı” diyor. Vedat iyi piyanisttir ama demek ki orada bir şey olmuş, eseri kötü çalmış. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Hanımefendi buradakilerin hepsi anlıyor ama siz anlamıyorsunuz” deyince Latife Hanım yelpazeyi hızla avucunun içine vuruyor ve elini kesiyor. Buna çok sinirlenen Mustafa Kemal tokat atmak üzere elini kaldırmış.


TIRNAĞI YÜZÜNÜ KESİYOR:
Latife teyzem, kocası elini kaldırınca kendini korumak amacıyla elini yüzüne siper etmek için kaldırıyor ve onun eline çarpıyor. Fakat o sırada Latife teyzemin tırnağı yüzüne geliyor, yüzünü kesiyor. “Bana bunu da mı yapacaktın Kemal,” diyor, “elini de mi kaldıracaktın bir kadına.” Bu, son noktayı koyan olaydır. Fakat Türkiye’de çok kişi bunu başka türlü algıladı. O gecenin sabahında durumu düzeltmek için Latife Hanım’ın yanına gelmiyor Mustafa Kemal. Sabaha kadar hâlâ daha dışarıda askerlerle konuşuyor.

 

LATİFE  ÖZEL EŞYALARINI  ALIYOR: O gece çok kötü bir gece. Latife teyzem sonunda eşyalarını topluyor ve terk ediyor. Mustafa Kemal de özel bazı eşyalarını topluyor, önce İsmet Paşa’ya, sonra da Direksiyon Binası’na gidiyor. Herkesin söylediği gibi değil hikâye.Bu şöyle bir şey, gecenin 03:00’ü, 04:00’ü.  Eşyalar köşkte kalıyor. Yalnız çok özel bazı eşyalarını, mücevherlerini alıyor. Paşa’nın hediye ettiği Zübeyde Hanım’ın yüzüğünü alıyor ama alyansları değiş-tokuş ediyorlar. Düğün hediyelerinden bir tanesi, biliyorsunuz küçük bir altın Kuran’dı. Bir de bir broş hediye etmişti. Onları da alıyor. Broşun bir tarafında akik üzerine  ‘Bismillahirahmanirrahim’, diğer tarafına ‘Latife Gazi Mustafa Kemal ve Gazi Mustafa Kemal’ yazısı vardır.

 

KADİRŞİNASTIR KOCAM: Salih Bozok’a yazılmış mektuplar var, “Ben kocamdan eminim,” diyor. “Kocam beni boşamaz, kadirşinastır, ben çocukluk ettim”. Latife Hanım’ın boşanmaya gönül rızası yok. Bu ifade tek taraflı bir boşanmayı anlatıyor. İmzasını da Latife Gazi Mustafa Kemal diye atıyor. Teknik olarak Latife Hanım ile Mustafa Kemal boşanamamışlardır. O talakname aslında geçersizdir. Latife Hanım eğer isteseydi bunu dava konusu yapabilirdi. Her iki durumda da gider başvururdu. Fakat kocasına olan sevgisi ve saygısı o kadar büyüktü ki böyle bir şeyi yapmadı. Yapmayı da düşünmedi.

 

HÂLÂ EVLİLİLER: Mustafa Kemal ile Latife teyzem bir bakıma aslında hâlâ evliler. Kimse farkında değil. Çünkü Enver Paşa’nın çıkmasına ön ayak olduğu 1917 tarihli ‘Aile Hukuku Kararnamesi’ var. Bu aile kararnamesine göre, o dönemde kadın boşanmayı kabul etmezse ve mücbir (zorunlu) bir sebep yoksa kadı bu boşanmayı onaylayamaz. O sıralar yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulmasına rağmen yeni kanun henüz çıkmamıştır. Bununla ilgili bir başka kanun da olmadığına göre ve boşanma da bu kanuna göre yapılmadığı için evli sayılırlar. Bu boşanma şeklen bu kararnameye uygun ama özü itibariyle uygun değildir. Çünkü Latife Hanım boşanmak istememiştir.

 

KARARNAME İSTANBUL’DA ASKIYA ALINDI: Oysa Mustafa Kemal, “Biz Latife Hanım ile beraber ayrılmaya karar verdik” diyor. Bunu kararnameye uygun olabilmesi için söylüyor. Bazıları diyebilir ki, İstiklal Savaşı sırasında bu kararname askıya alındı veya iptal edildi. Oysa bu kararname sadece İstanbul’da askıya alındı zira Ankara Hükümeti, İstanbul Hükümeti’ni tanımadığını ilan etmişti. Bu durumda bahsedilen aile hukuku kararnamesinin İstanbul Hükümeti’nin bir tasarrufu olarak askıya alınmasının da hukuki bir geçerliliği yoktu. Mustafa Kemal’in var olan kararnameden daha geri bir usulle boşanması yakışık alır bir hareket olmayacaktı. Yani bir taraf kabul etmiyorsa, son aile kararnamesi de bu yönde olduğuna göre ondan daha gerideki bir yöntemle, yani üç kez “boş ol” demekle boşanması mümkün değil. Çünkü Mustafa Kemal’in buna tevessül etmesi düşünülemezdi. O zaman Mustafa Kemal’in hiçbir kanun tanımadığı gibi yanlış bir görüntü ortaya çıkardı.

Mustafa kemal Paşa “biz Latife Hanım ile boşanmaya karar verdik” diyor, ancak yazının altında tek imza var. İfade çoğul ama imza tekil.

 

‘LATİFE KAFAMDA BİR ÇİVİYDİ’: O da bir seçim yapıyor, arkadaşlarını karısına tercih ediyor. “Tamam, artık bu Latife işi bitsin,” diyor. Paşa bu durumu ifade etmek için, “Latife kafamın içinde bir çiviydi. Onu söküp atmam lazımdı. Çıkartıp attım,” demiş. Ancak bu çivi beyninde öyle bir iz, öyle bir boşluk yarattı ki bir daha hiç dolmadı.

 

BEKA İÇİN KURBAN EDİLDİM: Mustafa Kemal Latife teyzeme, “Latife bana asker sözü vereceksin ve bu ayrılıktan, bu boşanmadan, özel hayatımızdan bahsetmeyeceksin” demişti. O da “Paşam siz de söz vereceksiniz, siz de bahsetmeyeceksiniz,” diye cevap vermişti.  “Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için kadın kurban edildi” diyor. Boşanmadan sonra verdiği ilk ve tek demeçte söylüyor bunu.

 

LATİFE HANIM MİLLETVEKİLİLĞİNE HAZIRLANIYOR: Kars Türk Ocağı’na üye yapılmasının en büyük sebebi, bir sonraki seçimde Kars’tan milletvekili adayı olarak gösterilmesinin alt yapısını hazırlamaktır. Eğer boşanma olmasaydı, ya Van ya da Kars’tan milletvekili adayı olacaktı. Kendisinin Doğu illerinden milletvekili olmak istemesinin önemli sebepleri var. Hem Rusya’nın yayılma emellerine karşı, hem de memleketin en ihmal edilmiş yörelerinden aday oluyor.

 

TOPAL OSMAN OLAYINA ANNEANNEM TANIK: Bu bir aile anısıdır. Bu bizim haysiyetimizdir, şerefimizdir. Anneannemin yalan anlatması gerekir ki böyle bir şey yapması için bir sebep yok. Topal Osman o zaman gönüllü olarak Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapıyor. Fakat bu arada Mecliste de İsmail Hakkı Bey kumandanlığında bir muhafız taburu kuruluyor. Burada asıl önemli olan, aslında Topal Osman silahını bile belinden çıkarmayan, meclise bile silahla giren biri olmasıdır. Anneannem de bunu ‘Topal Osman Çetesi’ diye anlatırdı.

ÇANKAYA'YA SALDIRIYOR: Ali Şükrü’nün öldürülmesinden sonra cinayetle suçlanan Topal Osman, Mustafa Kemal’in kendisine destek olacağı sözünü verdiğini söylüyor. Zaten bu sebeple muhalifler Mustafa Kemal’in Ali Şükrü’yü öldürttüğünü düşünüyorlar. Mustafa Kemal ise kendisine destek vermediğini, mahkeme edilmesi gerektiğini, suçsuzsa bunun anlaşılacağını söylüyor. Bunun üzerine kendisine ihanet edildiğini düşünen Topal Osman Çankaya’ya saldırıyor. En büyük korku, Çankaya Köşkü’nü koruyan mevcut askerlerin, Topal Osman ile birleşmesi. O gece saldırı ihtimaline karşı Fethi Bey’in de Ankara’ya inmesini istiyorlar. Çünkü bağ evlerinin hemen yanındaki tepede Fethi Bey ile Galibe Hanım’ın evleri var. Fethi Bey haber yollayıp diyor ki, “Galibe Hanım hasta, biz Ankara’ya inmeyeceğiz.” Tabii böyle açık bir tehlike varken Ankara’ya inmemesi çok manidar bence. Acaba Ankara’ya inerse ‘kim vurduya’ gideceklerinden mi korkuyorlar, yoksa daha başka bir sebep mi var? Topal Osman’ın kendilerine zarar vermeyeceğini mi düşünüyorlar?

 

ANNEANNEMİN ÇARŞAFINI GİYİYOR: Mustafa Kemal ve Latife Hanım’ın bir gece önce istasyondaki eve –bazılarına göre de Rauf Bey’e– indiği söylenir (araştırmacıların kendi aralarında da tam bir bilgi birliği yoktur bu konuda). Çatışma sırasında Latife Hanım ile inmiyor, bu doğru değil. Bir gece önce de inmiyor. Saldırı esnasında anneannemin çarşafını giyiyor, anneannem ile beraber oradan çıkıyor. Latife Hanım köşkte kalıyor. Bu Latife teyzemin fikridir. İnat ediyor, Latife teyzemin inadı da kolay kolay kırılmaz bir inattır. “Ben burada kalırım ama eğer siz burada kalıp ölürseniz hepimiz ölürüz. Kimse bizi kurtaramaz. Ancak siz yaşarsanız, biz ölsek bile hiç olmazsa değerler devam edecek. Siz yaşarsanız bizi kurtarırsınız,” diyor.

 

PORTAKAL SANDIKLARININ ÜZERİNE ÇIKIYOR: Latife teyzem Köşk’te kalacak ama nasıl kalacak. Boyu kısa olduğundan dışarıdan bakanların anlamaması için portakal sandıklarını pencerenin önüne diziyorlar, divanı da pencere kenarına koyuyorlar. Latife teyzem üzerine bir tane kaput alıyor ve başına da kalpak giyerek pencerenin önünde bir ileri bir geri gidip geliyor. Yaverlerle beraber Köşk’te kalıyor. Mustafa Kemal de anneannem ile beraber çıkıyor ve gidiyor, sanki hanımlar köşkten gitmiş gibi. Nedense bunu tamamen değiştiriyorlar; sanki Latife Hanım ve Mustafa Kemal önceden Rauf Bey’in evine inmiş gibi anlatıyorlar. Önceden bile inmiş olsa, ki öyle değil, yanındaki kadın anneannem. Paşa’nın yanında gelen kadının kim olduğunu bilmiyorlar. Paşa tehlike bölgesinden çıkıp Rauf Bey’e indiği zaman yanında bir kadının geldiğini görüyorlar. O kadın anneannem, Latife Hanım değil.

 

 

 FİKRİYE HANIM İMAM NİKAHLI EŞİ: Fikriye Hanım, Ekim 1922’de cumhuriyet ilan edilmeden Münih’e gitmiş ve resmen Mustafa Kemal Paşa’nın bir yakını olarak büyük bir itibarla karşılanmıştı. Böyle bir konuma sahip olmuş bir kadının bir anda ikinci plana itilmesi çok acı, hiçbir kadın bunu kabul etmez. O da ‘Paşası’na âşık bir kadın tabii ki. Bunu hiçbir şekilde kabul edemez ve onun için geri dönüyor. Bu noktada Latife teyzemin söylediklerine bakacak olursak, Fikriye Hanım için çok üzülmüştür. Bunu Fikriye Hanım’ın vefatından sonraki Mustafa Kemal ile kavgalarında da dile getirmiştir. Ama şu tarafı da vardır: Dünyanın gözü önünde resmen evlenmiş eşi olarak Latife Hanım’ın, makul bir misafirlik süresinin haricinde Fikriye Hanım’ı Çankaya’da aynı çatı altında kabul etmesi mümkün değildir. Çünkü zaten harem hayatına son vermeye çalışan, kumalığa son vermeye çalışan bir kadın ve Mustafa Kemal’le bu konuda düşünceleri ortaktır. Ayrıca, Fikriye Hanım’ın Mustafa Kemal’in ilk eşi olduğuna dair, imam nikâhlı eşi olduğuna dair söylentilerin de olduğu düşünülürse aynı çatı altında tutması tabii ki mümkün değildir.

 

ÇANKAYA'DA İKİ KADIN DEDİKODULARI:  Dört gün boyunca Ankara’da gerek Meclis’ten gerek yabancı temsilciliklerden gerekse halktan, özellikle de muhalefetten son derece ayıp ve alaycı yorumlar Çankaya’ya ulaşıyor. Paşa’ya yönelik olarak, “Bize tek eşliliği savunuyor, kendisi iki kadınla Çankaya’ya kuruluyor,” diye dedikodular dolaşıyor. Bu dedikodular Latife teyzemin tahammül sınırlarını zorluyor ve Fikriye Hanım’ın kapısı önünde, “Bu kadın ne zaman gidecek?” diye yüksek sesle söyleniyor.

 

AŞIK KADININ DELİLİĞE VARAN GÜCÜ: Fikriye Hanım ile Paşa birbirleriyle konuşmuyorlardı, Paşa kendisi de konuşabilirdi Fikriye Hanım’la. Latife teyzem bu konuda, “Bizimki zaten ona anlatamayacaktı, zaten Fikriye de anlayamayacaktı,” der ve “âşık bir kadının deliliğe varan gücü” diye de eklermiş.

 

FİKRİYE'NİN İNTİHARI DOĞRU DEĞİL: Her ne kadar iki hafta kadar sonra köşke ikinci gelişinde Fikriye Hanım’ın kendini vurarak silahla intihar ettiği resmi olarak açıklansa da, gerçek böyle değil. Fikriye Hanım’ın sırtından mı göğsünden mi vurulduğu tam belli değil. Hatta köşkün bahçesinde mi, yoksa Rusuhi Bey ile faytona bindikten sonra mı öldürüldüğü de belli değildir. Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun oğlu Kemal Ulusu’nun babasının anılarından derlediği kitapta; babasının Köşk’ün hizmetlilerinden Osmanlı sarayından gelme Habeş asıllı Arap Nesip Efendi’den aktardığına göre, Fikriye Hanım ile Rusuhi Bey faytona bindikten hemen sonra, Rusuhi Bey, Fikriye Hanım’ı vuruyor. Büyük bir ihtimalle faytonun içinde çıkan bir arbede sonucunda vuruluyor. Kılıç Ali de olayı bu şekilde aktarıyor. Bazılarının söylediği gibi, bu işlerin Paşa’nın haberi olmadan yapılması imkânsızdı dense de, burada Mustafa Kemal’in veya Latife Hanım’ın bir dahli olamayacağı çok açıktır. Zira bir yaverin başta gelen görevi komutanını ve onun eşini korumaktır. Bu kasten adam vurmak demek değildir.

 

ALÇAKLAR BENİ VURDULAR: Fikriye Hanım’ın yeğeninin anlattığına göre babası (Fikriye Hanım’ın kardeşi) hastaneye gittiğinde Fikriye Hanım ölmüştü. Babası, oradaki hastaların, sırtından vurulan bir kadının getirildiğini ve sürekli, “Alçaklar beni vurdular,” diye bağırdığını söylediklerini anlatıyor. Yine hastaların anlatımına göre kurşun deliği elbisesinin sırt kısmındaymış. Sonra Fikriye Hanım’ın kardeşine bu olayı fazla kurcalamaması söyleniyor. Gelibolu’da kaldığı yerdeki özel eşyaları, mektupları, günlükleri gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Tabii şurası da çok acıdır ki, bu olay gazetelerde, “Paşa’nın uzak bir akrabası maalesef intihar etmiştir,” diye yazılıyor

 

ÇANKAYAYA SÖĞÜT AĞACI: Fikriye Hanım’ın mezarının yeri doğru düzgün bilinir, ne başka şeyler bilinir. Bizim bildiğimize göre, Fikriye Hanım Çankaya’ya çıkan yolun başındaki derenin kenarında bulunan söğüt ağacının dibine gömülmüştür. Hatta Paşa, Latife teyzeme bu isteğini söylediğinde Latife teyzem, “Yakışır Paşam, hem siz ona hem o size yakın olur,” diyerek olur vermiştir. Ama bugün nerede olduğunu kimse bilmiyor. Zira 1930’lu yıllardan sonra işler değişti. Neden? Çünkü tamamen bir tabu çerçevesine soktular Mustafa Kemal’i.

 

ABDÜRRAHİM TUNÇAK: Herkes bazı şeyleri gizliyor, çok şey Türkiye’de tabuydu ama bazı şeyler bulundu, çıkarıldı. Mesela Abdürrahim Tunçak, Mustafa Kemal’e çok benzer. Abdürrahim Tuncak, Mustafa Kemal kabakulak geçirdiği zaman, annesi tarafından yani Zübeyde Hanım tarafından Halep’e götürülüyor. Bu kadar küçük bir çocuk, bu kadar yaşlı bir kadın, oğlu ölecek diye on yaşlarındaki bu çocuğu yanında götürüyor, bırakmıyor. Daha önce de söyledim bunu, belki tekrar ediyorum ama Zübeyde Hanım’ın niçin bu çocuğu oraya götürdüğü soru işareti. Bize göre bu, Abdürrahim Tuncak’ın Mustafa Kemal’in oğlu olduğunun önemli bir işareti. Gerçekten Paşa’nın yakinen tanıdığı ve doğumda ölen bir hanımın çocuğu da olabilir. Ama bu durum Abdürrahim Tunçak’ın Paşa’nın gerçek oğlu olma vasfını değiştirmez. Zübeyde Hanım’ın ona ‘oğul’, Gazi’nin ise ‘oğlum’ diye hitap ettiğini de söylemek gerekir.

 

 

ŞEYH SAİT İSYANI: 1925 yılı başlarında doğu bölgelerinde Şeyh Sait İsyanı çıkıyor. Lozan’da İngilizlerle Irak sınırı belirlenemediği için müzakereler Lozan sonrasında sıkıntılı bir şekilde devam ediyor.Latife Hanım’ın da Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İstanbul Kongresi’nde yaptığı konuşma birlik beraberlik ve kardeşlik üzerinedir. Bu konuşmayla Takrir-i Sükun Yasası’na ve Şeyh Sait İsyanı’nın sert bir şekilde kanla bastırılmasına taraf olanlarla açıkça çatışıyor. Bu konuda ciddi bir muhalefet geliştiriyor. Bu sebeple Paşa’nın çevresinde sertlik yanlısı olanlar açısından tehlikeli biri olarak görülüyor. Kars Türk Ocağı üyeliği, Van’dan milletvekili olma isteği ve Takrir-i Sükun Yasası'nı despotik bularak eleştirmesi şahinlerin tepkisini çekiyor.

 

 

 BELGELER  ‘GEÇİNMECİ’ TAKIMINI RAHATSIZ EDER: Aile 1978’de, Latife teyzemin kasasından çıkan belgeleri Türk Tarih Kurumu’na vermişti. Bu belgeler iki sene boyunca tasnif edildi. 1980’de aile bir araya gelerek bu belgelerin içeriği sebebiyle mahkemeye başvurarak 30 sene boyunca yayınlanmamasını talep etti. Belgelerde Mustafa Kemal’e yönelik kötü herhangi bir şey yoktu. Ancak gerçekler ve Mustafa Kemal’den 'geçinmeciler takımı' hakkında önemli bilgiler vardı. Ord. Prof. Reşat Kaynar (belgeleri tasnif eden kişi), bu belgeleri cumhuriyet tarihi için birinci elden kaynak olarak nitelemiştir. Dolayısıyla Paşa ile ilgili olumsuz bir şey yoktur, etrafındakilerle ilgili çok şey vardır.