Ekonomi

Kriz Türkiye'de ekonomi yönetimini darmadağın etti

Türkiye’de küresel krizin etkilerinin ucuz atlatılabileceği konusunda ekonomi yönetiminde karamsarlık hâkim.

22 Eylül 2008 03:00

ABD'de nihayet krizin faturasını görmek ve mali piyasalarda güveni yeniden oluşturmak adına somut adımlar atılmaya başladı. Böylece küresel krizin yeni bir faza oturması beklenirken, krizin etkilerinin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yansıması ve her ülkenin kendine göre önlem alması gereği de ortada.

Türkiye'nin bu krizi diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla kendini öne çıkaracak bir fırsat olarak kullanması imkanı vardı ama bu artık kayboldu. Bırakın bu krizi ülke lehine iyi kullanmak için çözüm aramayı, ekonomi yönetimine, mevcut haliyle ve takındığı tavırlarla kesinlikle piyasalar tarafından güvenilmiyor. Yani krizin etkilerinin iyi yönetilebileceği, en azından krizin etkilerinin ucuz atlatılabileceği konusunda bile bir karamsarlık hakim.

Ekonomiyle ilgili bakanların ayrı telden çaldıkları, herkesin kendi baktığı alanla ilgili kesimleri memnun edecek konuşmalar yaptığı ama kesinlikle ekonomiye makro ölçekte bakılamadığı ve bunun için gereken eşgüdümün kurulamadığı herkes tarafından gözleniyor.

‘Ancak sorunları anlatmakla kalıyoruz’

Kurumlar arası koordinasyondan sorumlu Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren'in piyasaların nabzını tutmak için sık sık sektör temsilcileri, bankalar ve işadamı kuruluşları ile toplantılar yapıp, sorunları dinlediğini biliyoruz ama bu toplantıların sonuç vermediği ortada. O nedenle Nazım Ekren'i "çok medeni" ve "iktisat bilen bir bakan" olarak tanımlayan iş alemi, "Ancak sorunları anlatmakla kalıyoruz, somut bir adım atıldığını görmüyoruz " diye yakınıyorlar. Çünkü iş alemi "komisyon kurularak bu işin çözülemeyeceğini" biliyor.

‘Bakanlar ile müsteşarlar arasında diyalog yok’


Şu anda piyasaların göremediği önemli bir sıkıntı ise ekonomiyle ilgili bakanlıkların içinde, bürokraside yaşanıyor. Bakanların birbirleriyle yakın ilişki içinde ve ağız birliği içinde olmadıkları piyasa tarafından yakından gözlenen bir gerçek. Bunun yanı sıra bakanların kendi bürokratlarıyla bile eşgüdüm içinde olmamaları, hatta bazılarında bakan ile müsteşar arasında bir diyalog bile bulunmadığı ise gözlerden kaçıyor.

‘Bakanlardan istifa edenler var’

Bizce AKP Hükümeti döneminde, tabi ki IMF programının da önemli etkisiyle, kendi alanlarındaki işleri iyi götüren bürokratların büyük bir bölümü, son aylarda işlerden kopmuş durumdalar. Bu bürokratların Kabine değişikliği, daha doğrusu ekonomiyle ilgili bakanlarda değişim bekledikleri söylenirken, bazılarının istifalarını 2-3 ay önce verdikleri ama Başbakanın bu istifaları kabul etmediği konuşuluyor.

Özetle, küresel krizin etkileri kaçınılmaz olarak Türkiye'ye yaklaşırken, ekonomiyi yönetecek kadronun tam bir dağınıklık içinde olduğu gözleniyor.

Bu da krizin etkilerinin ağır yaşanması tehlikesini beraberinde getiriyor.

Hazine'de sorun büyük

Ekonomi yönetiminin en önemli kuruluşlarından olan Hazine Müsteşarlığı'nda tam bir motivasyonsuzluk göze çarpıyor. Aslında bu durum Hazine'den sorumlu Devlet Bakanlığına Mehmet Şimşek'in getirilmesinden beri yaşanıyor diyebiliriz.

Hazine yönetimi özellikle de müsteşar İbrahim Çanakçı AKP hükümetinin en güvendiği bürokratlardan biri. IMF programının yürütülmesinde önemli katkıları bulunan Çanakçı, Bakan Şimşek ile anlaşamıyor. Bakan Şimşek'in bürokrasinin yapması gereken Hazine ihalelerine karışmak istemesi ve Hükümetin her istediğine yani harcama artırıcı kararlara sorgulamasız onay vermesinin Çanakçı'nın ipleri koparmasına neden olduğu belirtiliyor.
Bu durum her zaman ekonomi yönetiminde para harcanmasına karşı çıkarak, Maliye ile birlikte "kötü adam"ı oynaması gereken Hazine Müsteşarlığı'nın fonksiyonuna ters düşüyor ve bu nedenle Çanakçı kurumun asıl fonksiyonlarını savunuyor.

Çanakçı'nın yaklaşık 3 ay önce istifa mektubunu sunduğu kurum çalışanları tarafından söyleniyor. Bu tarihten itibaren Müsteşar ile Bakanın görüşmedikleri, Bakanın işlere yardımcılar kanalıyla müdahil olduğu söylenirken, bu durum Kurumda büyük bir motivasyon eksikliğine neden oluyor. Buna rağmen son dönemdeki içborçlanma sıkıntısını aşması bürokrasinin ehliyeti olarak görülüyor.

Ancak özellikle bilgi birikimi ile kriz dönemi yönetimlerine büyük katkı sağlayan Hazine bürokrasisinde kesinlikle bu yönde bir çalışma gözlenmiyor. Hazine artık sadece kendi işini yapmakla yetinir bir havada.

DPT'de müsteşar gidici

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)nda da yine son aylarda önemli bir motivasyon eksikliği gözleniyor. Bunun en önemli nedeni Müsteşar Ahmet Tıktık'ın emekli olmayı kafasına koymuş olması. DPT'nin bağlı olduğu bakan olan Nazım Ekren'in daha önce birkaç kez aynı istekle geldiği halde geri çevirdiği Ahmet Tıktık'ı artık geri çevirmediği yani istediği takdirde emekliliğini alabileceğini söylediği belirtiliyor.

Buna karşılık Ahmet Tıktık hala emekliliğini istemiş değil. Tıktık için yurt dışında uygun bir görev arandığı ve bu yolla Müsteşarlığın boşalacağı gözleniyor.
Ancak bu durum kurumda büyük bir boşluk yaratmış durumda. DPT'de işin büyük kısmını yapan müsteşar yardımcılarının, müsteşarlık işinin netleşmesini bekledikleri bu nedenle işe fazla sarılmadıkları söyleniyor.

Şu dönem 2009 bütçesinin hazırlanmaya başladığı bir dönem ama işler öylesine yürüyor. Ayrıca DPT'nin küresel krizler için özellikle teorik açıdan yapılacak hazırlıkta çok önemli bir rol oynaması gerekir ama DPT'nin bu konuda bir çalışma yaptığı gözlenmiyor.
Bu arada DPT'nin teşkilat yapısının değiştirileceği yönündeki söylentiler de yine Kurumda çalışma azmini kırmış durumda.

Merkez Bankası'na güven azaldı

Kriz yönetimi için en kritik kurumlardan birini Merkez Bankası oluşturuyor. Ancak Merkez Bankası'nın son dönemde epeyce kredibilite kaybına uğradığı da bir gerçek.
Bunun en büyük nedeni AKP Hükümetinin merkez bankası yönetimine partili olduğu bilinen, hatta "faize karşı olduğu" bilinen isimleri atamış olması. Buna "faiz indirimine yanaşmadığı" için Başkan Durmuş Yılmaz'ı yıpratma politikası uygulaması da ekleniyor.

İşte bu nedenle kurum içinde motivasyon eksikliği had safhaya ulaşmış durumda. Kurumda çalışanlar, artık işlerini iyi yapmalarının yükselmek için yetmediğini bildikleri için, bir süredir deyim yerindeyse "sadece memurluk" yapıyorlar. Halbuki Merkez Bankası çalışanları, özellikle araştırma, fon yönetimi gibi birimlerinde, seçilmiş olarak geldikleri için daha yaratıcı ve aktif olarak bilinirlerdi. Şimdi böyle bir hava sezilmiyor.

Merkez Bankası yönetiminin krizin yönetimindeki önemi aşikar. Ancak son dönemde Merkez Bankası yönetimine olan güven iyice azalmış durumda. Başkan Durmuş Yılmaz'ın "her şeye rağmen merkez bankacı olduğu bu nedenle siyasi baskılara boyun eğmeyeceği" yolundaki umut da sönmüş görünüyor. Yılmaz'ın son enflasyon verisinden sonra yaptığı "faiz indirimine başlayabiliriz" sözleri, çok büyük bir hata oldu. Piyasa bu demeci, AKP Hükümeti şartlara bakmadan hep faiz indimi istediği için, "siyasetin Merkez Bankası yönetimine de tam olarak hakim olması" biçiminde yorumladı. Bu da Merkez Bankası yönetimine iyice kuşku ile bakılmasına neden oldu. Bu açıklamanın hemen ardından, Merkez Bankası'nın kendi yaptığı anketlerde bile Başkanın sözünün dikkate alınmadığı ve faiz indirimi beklenmediği sonucu ortaya çıktı.

Bu güvensizlik gelen küresel krizin etkilerinin iyi yönetilmesi açısından çok büyük bir tehlike oluşturuyor. Piyasaların kriz anında Merkez Bankası'nın sözüne güvenememeleri çok büyük sıkıntı yaratacak bir davranış olur.

Kadrolaşma sıkıntısı şimdi görülecek

Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'a bağlı kurumlarda durum böyle. Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen'in ise sadece ihracat artışıyla ilgilendiği, Merkez Bankası'nı suçlamak dışında diğer ekonomik konularla ilgilenmediği de ortada. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan'ı de yine, makro ekonomi konularında bir tek Merkez Bankası'nı suçlarken görüyoruz. Çağlayan'ın kendi müşteşarını atayamadığı, müsteşar hatta özel kalemin bile Başbakan tarafından atandığı bu nedenle Bakan Çağlayan'ın sadece kendi getirdiği Müsteşar Yardımcısı ile çalıştığı da bir gerçek. Bakan ile Müsteşar arasındaki kopukluk Ankara kulislerinde komik hikayelere konu oluyor.

Ekonomi ile ilgili bakanların kendi aralarında önemli bir diyalogları bulunmadığı gibi bürokrasinin de kendi arasında eşgüdümü kesinlikle yok.

Ekonomi yönetiminde kritik konuma sahip Maliye Bakanlığı'nda Bakan ile bürokrasi arasında sorun yok ama Maliye bürokrasisinin diğer bürokrasi ile pek ilgisi bulunmuyor Maliye bürokrasisi daha doğrusu üst yönetimi tümüyle Bakan Kemal Unakıtan'a bağlı ve onun dediği işler doğrultusunda çalışıyor. Maliye bürokrasinin siyasi kararlar ve uygulamalar konusunda uzun zamandır güven vermediği biliniyor.

Yanı sıra ekonomi yönetiminde artık söz sahibi olması gereken bağımsız kurumların çoğunda durum, gerçekten vahim derecelere ulaştı.

Bu kurumlara partili olarak bilinen, daha çok da Başbakana yakınlığı ile bilinen kişilerin atandığı biliniyordu. Son olaylar siyasi kadrolaşmanın ekonomi yönetimine, adil ve dürüst bir sistem kurulması konusunda ne kadar büyük sıkıntı yarattığı bir kez daha ortaya çıktı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) piyasalarda kesinlikle güvenilmez bir yönetim ile bilinirken, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) enerji ile ilgili işadamları içinde bile tümüyle Başbakana bağlı bir kurul olarak anılmaya, kararları konusunda ciddi şüpheler doğurmaya başladı.

Yine İhale kurumunda da benzer kadrolaşma ve etkileri göze çarpıyor.
Son dönemde piyasalar tarafından en güvenilir Kurum olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)nun öne çıktığı gözleniyor. Ancak orada da tek bir denetim örgütlenmesi oluşturulduğu için, özellikle kriz dönemlerinde daha makro bir bakış açısı pek beklenmiyor. Görüldüğü gibi ekonomi yönetimi muhtemel bir kriz yönetimi konusunda güven vermiyor.


Nazım Erken:
Ekonominin koordinatörü. İktisat bilen, çok medeni bir bakan. İş alemiyle sık sık toplanıp sorunları dinliyor ancak sorunların çözümüne yönelik somut adım atmaktan uzak.

Hazinede Şimşek ve Çanakcı kavgası

Tam bir motivasyonsuzluk var. Müsteşar İbrahim Çanakçı ile Bakan Mehmet Şimşek anlaşamıyor. İddialara göre Çanakçı 3 ay önce istifasını sundu, bu tarihten itibaren müsteşar ile bakan görüşmüyor. Bilgi birikimi ile kriz dönemi yönetimlerine büyük katkı sağlayan Hazine bürokrasisinde kesinlikle bu yönde bir çalışma yok. Hazine sadece kendi işini yapmakla yetiniyor.

‘Tıktık emekli olmayı kafasına koymuş’

Müsteşar Ahmet Tıktık emekli olmayı kafasına koymuş. DPT'nin bağlı olduğu bakan olan Nazım Ekren'in daha önce birkaç kez geri çevirdiği Ahmet Tıktık'ı artık geri çevirmediği söyleniyor. Bu durum kurumda büyük bir boşluk yaratmış durumda. İşler öylesine yürüyor. DPT'nin krizler için teorik açıdan yapılacak hazırlıkta rol oynaması gerekir ama DPT çalışma yapmıyor.

Merkez bankası güven bunalımında

Kriz yönetimi için en kritik kurumlardan biri Merkez Bankası. Ancak Merkez son dönemde epeyce kredibilite kaybına uğradı. Başkan Durmuş Yılmaz'ın son enflasyon verisinden sonra yaptığı "faiz indirimine başlayabiliriz" sözleri çok büyük bir hata oldu. Piyasa bu demeci, hükümetin banka yönetimine de tam olarak hakim olması biçiminde yorumladı. Bu güvensizlik büyük tehlike oluşturuyor.

TÜZMEN VE ÇAĞLAYAN'IN EKONOMİYE İLGİSİ MERKEZ'İ SUÇLAMAK
Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen sadece ihracat artışıyla ilgileniyor, Merkez Bankası'nı suçlamak dışında diğer ekonomik konularla ilgilenmiyor.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan da sadece Merkez Bankası'nı suçluyor. Çağlayan'ın kendi müşteşarını atayamadığı, özel kaleminin bile Başbakan tarafından atandığı biliniyor.

Maliye bürokrasisi Unakıtan’ın sözüne sadık

Maliye bürokrasisinin diğer bürokrasi ile pek ilgisi bulunmuyor. Maliye bürokrasisi daha doğrusu üst yönetimi tümüyle Bakan Kemal Unakıtan'a bağlı ve onun dediği işler doğrultusunda çalışıyor. Ve güven vermediği biliniyor.

SPK’nın yönetimine güvenilmiyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) piyasalarda kesinlikle güvenilmez bir yönetim ile bilinirken, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) enerji ile ilgili işadamları içinde bile tümüyle Başbakana bağlı bir kurul olarak anılmaya, kararları konusunda ciddi şüpheler doğurmaya başladı.

En güvenilir kurum BDDK

BBDK piyasalar tarafından en güvenilir Kurum olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)nun öne çıktığı gözleniyor. Ancak orada da tek bir denetim örgütlenmesi oluşturulduğu için, özellikle kriz dönemlerinde daha makro bir bakış açısı pek beklenmiyor.
ABD'de krize karşı somut adımlar atılmaya başladı. Böylece küresel krizin yeni bir faza oturması beklenirken, krizin etkilerinin Türkiye gibi gelişmek...

ETİKETLER

haber