Gündem

'Hoca efendi gelmemekle haklı!'

Bahçeli'nin, Fethullah Gülen için yaptığı çağrıya ilk önce Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ardından da, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yan&#

13 Mayıs 2011 03:00

T24 - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Fethullah Gülen için yaptığı çağrıya ilk önce Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ardından da, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yanıt verdi. Çiçeki Milliyet gazetesi yazarı Serpil Çevikcan'a verdiği demeçlerde, 'Elbette gelebilir. Gelmiyorsa bu kendisinin takdiridir. Onun da bir izahı kendince vardır' dedi. 

Akdağ: Fethullah Gülen her dönem tertemiz kalmıştır


Milliyet gazetesi yazarı Serpil Çevikcan'ın bugün yayımlanan yazısı şöyle:


Cemil Çiçek: Hocaefendi gelmiyorsa kendi takdiri

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “MHP lideri Bahçeli’nin Fethullah Gülen’in gelmesinde fayda var” sözlerini sorduğumuzda şunları söyledi: “Gelmemesi için hiçbir engeli yok. Kaldı ki yasal engeli olan da gelebilir. Şöyle bir ortamda geliverse, günlerce manşet, yazı konusudur. Millet, emin olun, şu günlerde Türkiye’ye gelmiş olsa seçimi falan unutur”

Gündemin bu sıcak konularını, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’le konuştuk. Çiçek’in sorularıma verdiği yanıtlar şöyle:

MHP’li dört ismin görüntüleriyle birlikte, yasadışı izleme ve bunun siyaset tarafından kullanılması tartışması yeniden başladı.

Biz önemli derecede çıkardığımız yasalarla bunun cezalarını artırdık, suç haline getirdik. Eksik varsa düzeltilir ama ben olduğunu düşünmüyorum. Eğer birileri takip edecekse, güvenlik güçleri, hâkim kararına tabi olarak yapacak. Soruşturmayı yapacak savcılar görevde. İkincisi, ‘Özel hayattır, özel hayatta herkes istediğini yapar’ gibi savunmalar oluyor. Demokratik bir düzende herkes istediğini yapamaz. Mesleğin etik kurallarının getirdiği sınırlar da var. Siyaset yapanlar bunları yok farzederek siyaset yapmaya çalışırlarsa bu türlü yol kazaları olur.

Bu olaylar yaşandıkça neden hep iki yer işaret ediliyor; hükümetiniz ve okyanus ötesi?

Suçlamayı yapanlar biz bu işin neresindeysek bunun delilini ortaya koysun. Aksi takdirde iftira etmiş olurlar. Okyanus ötesi lafını kullananlara bunu sormak lazım. Ne kastediyorsanız, bulanık, flu söyleyeceğinize net söyleyin. Kimdir, neyin nesidir? Suçlayan delilini ortaya koyar. Ben de o suçlamayı savuşturmak adına başka bir suçlama mı yapayım? Ben de dersem ki “yakınından olmadığı ne malum?” Böyle bir şey tartışabilir miyim? Ama biz bu tür işlere tenezzül edecek, baraj sınırında, onun bunun yüzde 1-2 puanındaki oyundan geçinme yapacak bir parti değiliz. Kimse bizi bu pisliğin içine bulaştırmasın.


Herkes niye kıvırıyor?

MHP lideri, “Türkiye’nin konularına vakıf olabilmesi için Fethullah Gülen’in Türkiye’ye gelmesinde yarar var. Sayın Başbakan okyanus ötesinden neyi kasettiğimi 9 yılda anlamadı mı” dedi. Bu çağrıya ne diyorsunuz?

Okyanus ötesi dediğiniz bir tüzel kişilik mi? Değil. Bir şahıs mı? Öyle görünüyorsa herkes niye kıvırıyor tabiri caizse? Açıkça söylenir. O kişi de buna karşı cevabını verir.
Anladığım kadarıyla verdi. Kamuoyu da bunu değerlendirir. ‘Türkiye’ye dönsün, gelsin’ lafına gelince, ben Adalet Bakanı’yken onlarla ilgili bir dava vardı. O dönemde sonuçlandı. ‘Türkiye’ye gelebilir mi’ diye bana sordular. Ben o zaman ‘Elbette gelebilir’ dedim. Gelmemesi için hiçbir engeli yok. Kaldı ki yasal engeli olan da gelebilir. Yani suç işlemiş birisi filanca ülkeye gitmiş, ‘Ben ülkeme geleceğim’ diyorsa gelir.


Gelmiyorsa kendi takdiri

Hakkında bir işlem varsa yapılır. Benim bildiğim kadarıyla hocaefendinin Türkiye’ye gelmesi bakımından hiçbir yasal engel görmüyorum. O zaman da görmedim, şimdi de. Elbette gelebilir. Gelmiyorsa bu kendisinin takdiridir. Onun da bir izahı kendince vardır. Böylesine bir ortamda bakın ben de o konuda biraz anlayışla karşılıyorum. Şöyle bir ortamda geliverse, günlerce manşet, yazı konusudur. Millet emin olun, şu günlerde Türkiye’ye gelmiş olsa seçimi falan unutur. Türkiye’nin bunca hayati konularını unutur. Herkes; hocaefendinin kendisi de dahil bu tartışmaların ortasında bulur kendisini.   


'Belki artık istifayı düşünür'

YGS’de yargının “kopya yok” demesi rahatlattı mı?

Biz aldığımız bilgilerden ortada bir şey yok gördük. Konu savcılığa intikal etti. Savcılık suç teşkil eden, birileri lehine haksız menfaat sağlanan bir durumun olmadığını ortaya koydu. Savcı senin dediğin istikamette karar verirse, ‘Helal olsun savcıya, görüyor musun biz bunları demiştik.’ Ben de şimdi öbür türlüsünü söylüyorum. Savcı ‘Kopya, sınavda menfaat temin eden kimse yok’ dedi. Öğrenciler açısından yok da siyasetçiler hâlâ konuşmaya devam ediyor. 1 milyon 700 bin kişiyi ve onların ailelerini rahatsız ederek, üç günlük siyaset uğruna bu türlü bayağı bir siyaset yapılıyor.
Savcılık ÖSYM Başkanı hakkında soruşturma istedi. Demek ki bir problem gördü.
O görevi ihmal noktasındadır. Problem olarak değil, ‘daha titiz yapabilirdi, daha bir kısım şeyler olabilirdi’ noktasındadır.

ÖSYM Başkanı’nın hâlâ istifa etmemesi doğru mu?

O işin siyasi kısmı. Belki bundan sonra düşünür. Onu bilemem. Ben Ali Demir lehine bir gerekçe oluşturuyor falan değilim. Türkiye’de konserve çeşidinden fazla bağımsız kuruluş var. Birisi iş yapıyor ceremesini ben çekiyorum. Siyaseti kötüleye kötüleye “Bağımsız kurullar oluşsun, bu işler daha iyi olur” denildi. Ondan sonra bu bağımsız kurulların hesabı gelip benden soruluyor.
Silopi’de iki şehit var. Terör tırmanıyor. Başbakan, “Kürt sorunu bizim için bitmiştir” dedi. Kürt meselesinde hangi noktadayız?

Taleplerin bir kısmı etnik milliyetçilik üzerinden ülkeyi yönetenlerin önüne geliyor. Biz ona karşıyız. O anlamda ‘Bir mesele yoktur’ diyoruz. Biz bunu anayasal çerçevede bireysel hak ve özgürlükler olarak değerlendirdik. Evvela bayrak meselesi ardından resmi dil olarak konu gündeme getirildi. Demokratik özerklik, ‘Bir başbakan yetmez’ denildi. Hak ve özgürlük diyorsunuz kamyonlar dolusu C-4 patlayıcı getiriyorsunuz. Bunlar Hacıbekir lokumu mu? Daha kaç tane insanın kanına gireceksiniz? İngiltere’de, İspanya’da benzeri şekilde hak ve taleplerin karşısında elbette kamuoyunun hassasiyeti var. Ama kan dökerek yapıldığı takdirde de milyonlarca insan BASK bölgesinde karşı çıkabiliyor. Türkiye bu duyarlılığı göstermesi gerekirken, gösterilmedi.


'Ortak düşmansa konuşulmaz'

“İmralı dağı, dağ İmralı’yı, bir yerler de ikisini birlikte kullanıyor, yeterince işbirliği yok” dediniz.
Terör konusunda yeterli işbirliği olduğu kanaatini taşımıyorum. Bunun delilleri var. ‘Bu örgütte çıkan Amerikan silahları ne oluyor’ diye siz soruyorsunuz. Diyorlar ki, ‘Biz resmi görevlilere verdik. Onlar da satmış.’ İşbirliği olmuş olsa terör örgütleri silahı nereden bulur? Pirene Dağları’nda dolaşabilirler mi? Terör örgütü listesine 2002’de alındı. 18 sene hayır kurumu muydu bu?
PKK’nın terör örgütü olduğunu ilan eden en evvel ABD’dir. 400 milyon dolar harcanıyorsa ortak düşmana karşı harcanıyor. Ortak düşmansa, ‘Bu konuda şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz’ bunlar konuşulacak konular değil.

Serpil Çevikcan, Cemil Çiçek ile gündemin sıcak konularını konuştu.

Akdağ: Hoca efendi ile iftihar ediyoruz

Erzurum’da bulunan Sağlık Bakanı Recep Akdağ da “okyanus ötesi” ile ilgili bir soru üzerine şöyle dedi: “Bu şehrin bir evladı olarak ‘okyanus ötesi’ kelimesini kullanmayayım, konuşulan kişi yaşantısının her döneminde tertemiz kalmış ve ülkeye çok büyük hizmet etmiş bizim de hemşehrimiz olan Fethullah Hoca Efendi’dir. Bu ülkeye yaptığı hizmetlerden dolayı da Erzurumlular olarak iftihar ediyoruz. Sayın Bahçeli yaptı maalesef. Orada AK Parti, Öcalan ve Gülen, üçgeni mi, bir şey diyor. Bunu, bu şehirden şiddetle kınıyorum. Daha ağır bir kelime kullanmamak için de kendimi tutuyorum.”

ETİKETLER

haber