27 Şubat 2025 22:45
Güncelleme: 27 Şubat 2025 22:49
Oscar partilerini izlemek üzere Los Angeles’teyim.
Jet lag dolayısıyla erken uyandım.
Türkiye ile Los Angeles arasında.
Ama ülkesinin gidişatı hakkında endişeli bir Türkiye vatandaşı için 12 saat farkla yaşanan bir şehirde olsanız da fark etmiyor.
Önüme öyle fotoğraf geliyor ki;
O fotoğraftan 12 saat önceden itibaren aklımı allak bullak eden öteki olayları bir anda unutuyorum.
İmralı’da çekilmiş bir fotoğraf.
Önce şunu söyleyeyim.
Bir süre önce bir yazı yazdım ve İmralı’da nelerin olacağını tek tek anlattım.
Dediklerim, neredeyse tarihi ve saatiyle çıktı.
Bu fotoğrafa bakarken aklıma o yazı geldi.
Orada “Öcalan’ın İmralı’da kalış şartları iyileştirilecek” demiştim.
Yazının çıktığı gün Ankara’dan bir mesaj geldi.
Şunları diyordu: “İmralı bir cezaevi. Cezaevleri şartları kanunla düzenlenmiştir. Dolayısıyla Öcalan’a orada özel bir ağırlama isteniyorsa, cezaevlerini düzenleyen kanun da değiştirilmesi gerekir.”
Demek ki bugün orada hâlâ kanun hükümleri geçerli.
İşte o nedenle fotoğrafa bakarken şunu düşündüm.
Bu fotoğrafı kim çekti?
FETÖ savcı ve hakimleri döneminde Silivri’de yatan arkadaşlarımı ziyarete gitmiştim.
İçeri cep telefonu, fotoğraf makinası sokmak yasaktı.
Demek ki önümüzdeki fotoğraf bir “Cezaevi hatırası” değil, resmi bir devlet fotoğrafı.
Yani bu fotoğrafla birlikte Öcalan’ın hafifletilmiş cezaevi dönemi için ilk adım atılmış oldu.
Çoğu insan gibi fotoğrafa dakikalarca baktım.
Tam ortada PKK terör örgütünün hapisteki lideri Abdullah Öcalan.
Zayıflamış…
Yüzündeki ifadeden ne demek istediği anlaşılmıyor.
Ama öyle “kurtuluyorum” falan gibi bir sevinç işareti de yok.
Yaşlanmış, zayıf ve yaşından büyük gösteren bir insan.
Durumundan memnun görünen tek kişi Sırrı Süreyya Önder.
Ötekiler ne düşünüyor anlamak zor.
PKK gibi terör örgütlerinde liderin hiyerarşisi çok önemlidir.
Belli ki bu oturuş düzeninin de bir “hiyerarşisi” var.
Sağında Pervin Buldan, solunda Ahmet Türk, onun yanında Sırrı Süreyya Önder.
İşte bu hiyerarşi içinde gülümseyen tek kişi Sırrı Süreyya.
Belki de sahip olduğu özel misyondan dolayı bir memnuniyetin ifadesi.
Çünkü Öcalan’ın metnini kamuoyuna duyuracak kişi olarak o seçilmiş.
Sadece metni değil, Öcalan’ın hissiyatını da o aktarıyor.
Hatta teşekkür edilecek kişileri de…
Sonra metni okuyorum.
1970’lerden ve o günkü sol anlayışta kalmış nostaljik bir üslup ve anlatım.
Ama içinde Türkiye’nin geçmişine yönelik ağır eleştiriler de var.
Düşünüyorum…
İlk PKK saldırısı 1984’te oldu.
41 yıl olmuş.
Demek ki bunun 23 yılı AKP dönemine ait.
O zaman bu metin bir ölçüde “AKP’nin ve Erdoğan’ın eleştirisi” olmuyor mu?
Fotoğrafı devlet çektiğine göre, bir anlamda da “AKP’nin özeleştirisi…”
Öcalan’ın 1970 model analizinde Türk devletine yönelik bol bol ve çok cömertçe eleştiri var da…
PKK’nın terör eylemlerine ait tek kelime eleştiri yok…
Devlet adına savaşırken şehit olan on binlerce insanın ailesi acaba ne düşünür?
Diyeceksiniz ki önemli değil.
Yılmaz Erdoğan’ın filminde şairin dediği gibi;
“Bazen unutmak gerekir. Unutamıyorsanız da hatırlamamak gerekir.”
Bu metin PKK’ya gerçekten silahları bıraktıracak, barışı getirecek ise…
Tabii ki hepimiz hatırlamamaya çalışacağız.
Ama oraya giden PKK heyetinin en azından şunu hatırlaması gerekir.
Bizlere “PKK için, Öcalan için, hatta HDP için ‘terörist’ diyeceksiniz” diyen, dün İmralı’da o fotoğrafı çeken devlet ve onunla özdeşleşmiş olan partidir.
Kişisel görüşüm…
Türkiye için tarihi bir gün.
Barışı isteyen her Türk vatandaşı gibi ben de bunu gönülden destekliyorum.
Ama bu metinde bir cümle var ki…
İşte ona hiç ama hiç katılmıyorum.
Terör eylemlerinden vazgeçmeleri için öne sürdüğü bir gerekçe şu:
Türkiye’de ifade özgürlükleri ve demokrasi gelişmiş…
Merak ediyorum. Kayyım tayin edilen belediyelerin Başkanları bu konuda ne düşünüyor...
İçerideki Selahattin Demirtaş ne diyor…
Neticede ülkemize hayırlı olsun.
Bundan önceki iki fotoğraftan biri sınırı geçerken kamyonların üzerindeki savcılardan belgelerini alan PKK militanlarının zafer işaretleriydi.
Ama devletin çektiği bir başka önemli fotoğraf daha vardı.
Dolmabahçe Sarayı Mutabakatı’nın hatıra karesi.
Bugünkü karede gördüklerimizin ikisi o karede de vardı.
Ama o fotoğraf karesi bir seçim uğruna yırtılıp atılmıştı.
Umarım bu kare kalıcı olur.
Her iki kareye de giren Sırrı Süreyya Önder’e de bir sitemim var.
Keşke Öcalan’ın metnini okuduktan sonra yaptığı şahsi yorumlarına bir cümle de Silivri’de sayısı giderek kabaran Gezi mahkûmları için özgürlük dileğini ekleyebilseydi.
Bir cümle de Selahattin Demirtaş’la ilgili duysaydık.
Elinde hâlâ barut izleri olan bir insanın çağrısını okurken, eline silah almamış insanların cezaevlerinde süründürülmeleri devam ettikçe acaba Cihangir’deki arkadaşlarına ne diyecek…
Kürtlerle barışı sağlıyoruz…
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Türk vatandaşıyım.
Benim içimde de her gün içeri alınan gazeteciler, yüzde 54 oyla seçilip de akla hayale, hele hele vicdana hiç sığmayacak gerekçelerle önü kesilen belediye başkanları...
Onlar için de bir barış olmayacak mı?
Bakın biz o Öcalanlı devlet karesine bakarken dün neler oldu…
Önce Cumhurbaşkanı’nın CHP Genel Başkanı’nı hedef alan sözleri geldi.
Orada ilk dikkatimi çeken şey Erdoğan’ın TSK hakkında kullandığı şu ifade oldu:
“Benim ordum…”
Cumhurbaşkanı bir zamanlar “Benim bakanım, benim emniyet müdürüm” gibi ifadeleri çok severdi.
Sonradan bu ifadeyi kullanmaktan vazgeçmişti.
Şimdi “Benim ordum” diyerek tekrar başladı.
Tabii içimden “Milletin ordusu değil mi?” sorusu geçti.
Ama sonra dedim ki…
Ne yapalım Yeni Normal bu…
CHP Genel Başkanı’na yönelik cümleleri okudum.
Manzara şu:
Bu konuşmayı yapan Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP Genel Başkanı…
Yani son seçimde yüzde 30 oy almış bir partinin genel başkanı olarak da söylüyor bu sözleri.
Ve aynı seçimde yüzde 34 oy almış bir partinin genel başkanını “haddini bildirmekle” tehdit ediyor…
Artık hepimiz bu sözlerin yargı tarafından emir telaki edildiğini biliyoruz.
Nitekim biraz sonra soruşturma haberi geliyor.
İçimden yok canım cümlesi geçerken, içimdeki öteki cümle, bu yenisini susturuyor: Ne yapalım, Yeni Normal bu…
Ardından benim de yaşadığım Beykoz Belediye Başkanı’nın evine sabah saat 4.00’te yapılan devlet baskını geliyor.
İçimden bir ses “Yahu adam seçileli daha 1 yıl olmadı. O ilçeyi yıllarca AKP yönetti bir müfettiş bile göndermediniz, olacak iş mi bu” diyor.
Ama sabahtan beri içime oturmuş öteki cümle yine susturuyor:
Ne yapalım Yeni Normal bu.
Dikkat ettiyseniz “Yeni Normal” kelimelerinin baş harflerini büyük yazıyorum.
Çünkü “Yeni Bir Rejim” bu…
Biz Türklerin ilerde hiç de övünmeyeceğimiz bir Yeni Rejim.
İmralı boşalırken, Silivri’de izdiham artıyor.
Oysa yakın tarihimizde bize unutturulmak istenen çok kötü, çok zalim, çok acımasız, insanların intihar ettirildiği, kanserli saygın öğretim üyelerinin sabah ev baskınları ile alıp götürüldüğü bir dönemin adıdır Silivri…
Umudumuz, Kandil’’de yanan mum, belki bir gün Silivri’yi de aydınlatır.
Ama o güne kadar, Öcalan dahil kimse bana Türkiye’de ifade özgürlükleri gelişti masalı anlatmasın.
Öcalan sadece kendisi için konuşsun.
Çünkü onun ifade özgürlüğü gelişti.
Ama bugün için o bile çok iyi bir şey…
Hüzünlü bur duyguyla destekliyoruz…
© Tüm hakları saklıdır.