Özel Dosya

Erdoğan, AKP'liler ve İslamcıların görüşleri birlikte okununca ne diyor?

Akademisyen ve Akil İnsanlar Heyeti üyesi Prof. Baskın Oran, Gezi Parkı olaylarına ilişkin karşıt açıklamaları derledi

12 Haziran 2013 22:27

 

Prof. Baskın Oran

 

Açıklayıcı not:

İstanbul’daki arkadaşların isteği üzerine yaptığım aşağıdaki derleme, birbirine karşıt iki tür demeçleri içermekte:

1) Başbakan Tayyip Erdoğan’ın konuşmaları;

2) Gerek İslamcıların, gerek mevcut bürokrasinin, gerekse AKP’nin içinden Başbakan’a karşı çıkan kişilerin/grupların demeçleri.

Derleme, 31 Mayıs ilâ bugün (12 Haziran 2013) arasındaki demeçleri içermektedir. Tarih sırası izlenmiştir.

Görebildiğim kadarıyla, Başbakan Erdoğan’ın izlemekte olduğu politika bugüne kadar iki önemli sonuç doğurmuş vaziyettedir:

1- Gerek parti mensuplarının gerek sorumlu bürokratların söylediği yatıştırıcı ve güven telkin edici sözlerin hemen ardından polisin derhal şiddete girişmesi, vatandaşın devlete inanmasını çok zorlaştırmıştır;

2- Çok masum talepler karşısında hükümetin kullandığı bu şiddet, 14-17 yaş arası çocukların ön plana çıktığı ve nerede duracağı belli olmayan bir bireysel şiddet sarmalını başlatmıştır.

 

01.06.2013

 

'AK Parti kendi kuyusunu kazıyor'

 

Yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, Taksim’e AVM yapılması hakkında:

Kapitalizmin bekçiliğinin AK Parti’ye düşmesini çok büyük bir talihsizlik olarak görüyorum. Müslümanların bu duruma düşmüş olmasını esef verici bir durum olarak değerlendiriyorum. AK Parti eğer İstanbul’a sahip çıkıyorsa bundan memnuniyet duyması gerektiğini düşünüyorum. En başından kimseye sormadan yapması... Anlıyorum ki birilerine söz vermişler. Bu rantiyeye hizmet. Bu kadar kişiyi karşılarına almaya değer gördükleri bir proje akılsız bir politika. Kendi kuyusunu kazıyor diye düşünüyorum. (T24)

 

'Mahkemenin Topçu Kışlası projesini durdurma kararı isabetli'

 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AVM yapılması hakkında:

İçişleri Bakanlığı olaylar sırasında şiddet kullanıp kullanılmadığını teftiş için soruşturma başlatmıştır. 6. İdare Mahkemesi yapılaşmanın durdurulmasına karar vermiştir. Ben mahkemenin kararını yerinde ve isabetli buluyorum. Buna idare uymak zorunda. En azından burada ne yapılıyor, topluma en güzel şekliyle anlatılmalıdır. (...)  Bu konuların rahat ve huzurlu biçimde anlatılarak insanların ikna edilmesi lazım. 'Biz burada AVM istemiyoruz' diyenlere biber gazı sıkmak yerine 'Biz burada şunu yapmak istiyoruz, yanılıyorsunuz, işin doğrusu budur' diye ikna edici çalışmalar yapılmasında fayda görüyorum. Yaşanan yaşandı. Belediye ve Kültür Bakanlığ'nın İstanbul halkına borcu var. O borç da şudur. Biz Taksim'i yayalaştırma çalışmaları içinde Gezi Parkı'nda şunu yapmak istiyoruz. Ağaç katliamı yapmayacağız. Park olacak. Buradan sökülecekler başka yerde hayat bulacağının teminatını veriyoruz. Duyarlılığınızı paylaşıyoruz. Olan bitenlerden özür diliyoruz' denmesinde toplumsal barış açısından fayda olduğunu düşünüyorum. (T24)

 

'Topçu Kışlası'nı yapacağız, Gezi Parkı eylemi derhal son bulsun'

 

Başbakan Tayyip Erdoğan:

İlla Topçu Kışlası olamaz, diyorsanız kusura bakmayın, olacak. Çünkü biz olmayacak bir şey yapmıyoruz. Daha önce olanı, yıkılanı yapıyoruz. Beni üzen şu: Dün bu kadar sıkıntıların olduğu bir anda idare mahkemesi (İstanbul 6. İdare Mahkemesi) bir karar veriyor; “idarenin savunması alıncaya kadar yürütmenin durdurulması.” Başında kim var, yürüten idare kim: Kültür Bakanlığı. Peki arada ne oldu, projeyi mi ilan ettin, ihale mi yaptın, ne oldu da akşam böyle bir açıklama yapıyorsun? Bunlar soru işareti doğuruyor.

Nitekim muhalefet bu tür kararın arkasına sığınarak “yargının durdurma kararı var” diyor. CHP’ye diyorum ki bu tür provokasyonların içine girme. Doğacak her yanlışın faturası senindir. CHP’nin Türkyie’de bu adımı atmış olması düşündürücü.

Biz çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Yalan yanlış haberlerin haddi hesabı yok. CHP milletvekilleri elinden gelen tahriki yapıyor. İmza koydu bu CHP milletvekilleri yayalaştırmaya. Böyle cümbüş olur da MHP geri kalır mı? Meşrebinin uyuşmayacağı bu kitleyle sokaklara iniyor. CHP, BDP'yle kol kola ağaç katliamının karşısında duruyor. Sosyal medyada hakaretin, iftiranın, haddi hesabı yok. Malum medyada kışkırtmalar diz boyu.

Batı böyle gösteriyor, diyorlar. Batı toplumu önce kendi yaptıklarını düzeltsin, İngiltere’de, İspanya’da, Amerika'da ne olduğunu biliyoruz. Sanki kendi toplumlarında hiç biber gazı kullanmıyor! Tamam, bir aşırılık var burada. Ama sanki kendileri sütten çıkmış ak kaşık.

Gezi Parkı'nda yaşananlar ilk değil. Menderes dönemine bakın, 1980 öncesine bakın, Cumhuriyet mitinglerine bakın, orduyu göreve çağıranları görürsünüz. Bu tavır seçimle gelenleri hazmedemeyenlerin tavrıdır. Halka bidon kafalı diyenlerin tavrıdır.

Biz kimsenin hayat tarzına karışmadık, karışmayız. Hukukun sınırını asla aşmayız, dayatma içinde olmayız. Bir avuç kaymak tabakanın, sesi gür çıkanların bu ülkeye dayatma yapmasına da izin vermez. Azınlığın çoğunluğa hükmetmesine izin vermeyiz.

Bu ülkeyi artık bir kısım medya yönetmiyor. Gezi Parkı’ndaki eylemin bitirilmesini, derhal son bulmasını istiyoruz. Yayalaştırma projesine imza atan CHP’nin ikiyüzlülükle kalabalıkları tahrik etmekten vazgeçmesini istiyoruz.

Biz plan proje üretemeyen muhalefetin söylemlerini muhatap almıyoruz. Türkiye'nin en can alıcı meselelerinde yer almayan, ama ağaçlar kesiliyor yalanıyla meydandaki gençlerin arkasına sığınan muhalefete inanmıyoruz.

Onlar bu işleri yaparken biz köprü temeli atıyoruz, onlar bu işleri yaparken biz Fas’a,Cezayir’e gidiyoruz iş adamlarıyla beraber, ihracatımızı nasıl artıracağımızı konuşuyoruz? Bunların böyle derdi yok, başka şey konuşuyorlar. Bu millet büyük bir millet. Şanına yakışan neyse bu millet onu yapar.

Demokrasiyi hakim kılmak için çabamızı sürdüreceğiz. (T24)

 

02.06.2013

 

'Taksim'de Kışla ve cami yapacağız, AKM'yi yıkacağız'

 

Başbakan Erdoğan

Biz Taksim Meydanı'nın yayalaştırma projesini yapıyoruz, yapacağız. Orası bitecek. İki, 1780 yılında Üçüncü Selim döneminde orada yapılmış olan Topçu Kışlası'nı CHP zihniyeti daha sonra yıkarak stada çevirmiştir. Orada da aslına nasıl sahip çıkıyorsak biz de orada tarihi kışlayı yapacağız. Afedersiniz çok açık net. Biz birkaç tane çapulcunun, o insana gelip meydana gelip halkımızı tahrik etmesine seyirci kalmayız. Çünkü bu millet bize reyini verirken tarihimize sahip çık diye verdi. (…) AKM inşallah yıkılacak. Muhteşem bir opera olarak kültür merkezi olarak onu da yapacağız. Oradan bir ses verdi. Evet, cami de yapacağız. Ben bunun iznini gidip de CHP genel başkanından alacak değilim, birkaç çapulcudan alacak değilim. Bize oy verenler bunun yetkisini verdi zaten. (T24, 02.06.2013).

 

'Biz Gezi Parkı'nın ağaçlarıyız, muhalefetiniz artık biziz'

 

Genç Müminler, T24’e gönderdikleri mektuptan:

Biz Gezi Parkı’nın ağaçlarıyız. Biz parka dikildiğimizde, bugün bizi kesmek isteyenler henüz dünyaya gelmemişti.

Sizin muhalefetiniz bundan böyle biziz Sayın Başbakan. Sizin muhalefetiniz, biz Taksim’in ağaçları, çınarlarıyız.

Biz Taksim'in ağaçları, gücümüzü iki yerden alıyoruz: Birincisi, köklerimiz ve Allahü teâlâ ile olan muhabbetimiz, 80 yıllık. Gezi Parkı ağaçları olarak 600 küsur nüfusumuzu düşünürseniz, toplamda 50.000 yıllık derin bir Allah sevgisiyle, bizi katletmeye kararlı olduğunuzu her gün defalarca dile getirmenize rağmen, çok şükür yerimizde duruyoruz.  

Gücümüzü aldığımız ikinci şey, kalpleriyle bize bağlı olan Türkiyelilerdir. Hizmetkarı olduğunuzu söylediğiniz milletiniz var ya, o millet, biz ağaçlar için dünyanın bütün iyi insanlarıdır. Siz milletinizle iktidardaysanız, biz de köklerimizle bağlı olduğumuz dünya ve bu dünyada yaşayan iyi insanların sevgisiyle, dimdik ayaktayız. Taksim’in 80 yıllık çınarları olarak bizler dünyamızı, yalnız 75 milyon Türkiyeli ile değil, 7 milyar dünyalı ile paylaşıyoruz.

Farkında olmadığınızı son iki gündür her konuşmanızda belli ettiğiniz husus ise, hizmetkarı olduğunuzu söylediğiniz milletinizin de bize kalpleriyle bağlı olduğudur. İki dudağınızın arasından çıkana ses edemeden etrafınızda el pençe divan duranlara aldanmayınız. Yakın çevrenizdeki hiçbir kişi, zarif kızlarınız ve saygıdeğer eşiniz Emine Hanımefendi de dahil olmak üzere, Taksim’in biz 80 yıllık ulu çınarlarının kesilmesini istemiyor. Taksim’in rantını yemek için kirli ruhunu satmış mimarlığın utancı onursuz bir mimar ve anlamsız bir yapı ile tarihin ihya edebileceği masalına sizi inandırmış birkaç sahtekar hariç, 80 yıllık ömrümüze son vermek isteyen başka kim var? TOKİ müteahhitleriniz mi? Sizce milletiniz bunlara inanır mı? Sizce millet bu kadar saf mı? Sizce milletin hizmetkarı olmak demek, millete masal anlatmak demek mi? 80 yıldır yanımıza gelen her dinden, her mezhepten, her dilden, her renkten, her cinsiyetten milyonlarca insana, yeşilimizi, oksijenimizi, dallarımızı, gölgemizi uzattık. Bundan yorulmadık ama, sizin bitmeyen hırsınız ve kibrinizden de yorulmadık Sayın Başbakan. Yorulmayacağız da. Bakın bizde sadece Allah sevgisi yok, biz sizi de çok seviyoruz. Allah rızası için bir gün yanımıza gelin. Bakın dallarımıza nasıl bahar geldi, yemyeşiliz. Bu güzelliği gelin size de verelim. Sümeyye ve Esra Hanım’lar da buyursunlar, bakalım gövdelerimizi, heybetimizi, yeşilimizi, gölgemizi, gücümüzü görünce, babalarına, siz Sayın Başbakanımıza ne diyecekler. Aman yanınızda ağızlarından salya, gözlerinden kan damlayan ‘İstanbul aşığı’ o mimar ve müteahhitlerinizi getirmeyin Sayın Başbakan. Onlar size kalsın, siz bize merhametinizi, samimiyetinizi, namusunuzu getirin. Biz sizi bu erdemlerinizle seviyoruz.

80 yıllık gövdelerimizi katledip boşaltacağınız Parkın yerine ne yapmayı hayal ettiğinizi, kendiniz bile bilmiyorsunuz, kabul edin Sayın Başbakan. AVM dediniz, rezidans dediniz, şehir müzesi dediniz, en son ‘büyük ihtimalle otel olacak’ dediniz. Daha ne yapacağınızı bile bilmeden, 80 yıllık biz 600 ağacı, şehrin merkezindeki tek yeşil alanı yok etmek, gözü kör olası paranın ve rantın değilse, hangi dinin, hangi mezhebin, hangi adaletin, hangi kalkınmanın gereğidir, milletinize anlatabilir misiniz? 80 yıllık çınar ömrümüzü neye kurban edeceksiniz, otele mi? Oteli kime vereceksiniz? Akbalık kardeşlere mi? Tanrıverdi Holding’e mi? Fettah Tamince’ye mi? Kime? Sonra buna kalkıp milletime hizmet ediyorum diye mi açıklayacaksınız? Parkı yok edip Belediyelerinizin hafriyat molozuyla doldurduğu Maltepe ve Yenikapı deniz dolgu alanlarına bilmem kaç bin ağaç dikecek olmanız, bizleri kesmenizi haklı mı çıkaracak? Bunu milletinize anlatabileceğinizi nasıl düşünüyorsunuz? Allah bağışlasın, Allah nazarlardan saklasın, sevgili torunlarınıza nasıl anlatacaksınız dedelerinin Taksim’in 80 yıllık ağaçlarını kesip yerine bir Holdingin işletmesine verilmiş oteli dikmiş olduğunu?

Siz siyasette gerçek muhalefetle, biz ağaçlar muhalefetiniz olmaya zorlanana kadar tanışmadınız Sayın Başbakan. CHP sizin muhalefetiniz filan değil. CHP’yi ana muhalefet olarak ne kadar bağrınıza bassanız da, yokluğuyla sizi var eden CHP, sizin muhalefetiniz hiç olmadı, olmayacak da.

Sizin gerçek muhalefetiniz, biz Taksim’in ağaçlarıyız ve sokağa inerek kalpleriyle dallarımızı tutan genç, yaşlı, kadın, erkek, Sünni, Alevi, gayrimüslim, Türk, Kürt bütün İstanbul ve Türkiyelilerle, 80 yıllık köklerimize ve gücümüze güç katıyoruz.

Kalpleriyle dallarımızı tutan insanlar size ‘Taksim Hepimizin’ dediler, siz onlara ‘çapulcular’ dediniz. Milletinizi, sevenlerinizi siyasi demagojinize kurban etmeyin. İftiranın nasıl bir günah olduğunu size hatırlatmayı zül sayarız. ‘Bunlar sizin gecekonduda yaşamanızı istiyor’ dediğiniz sevdalılarımızın arasında gecekonduda yaşayan, size oy vermiş binlerce insan var. Sivil direnişi karalamayın Sayın Başbakan, sivil direnişi bağrınıza basın, sevin. Siz bir sivil direniş sonucu gönülleri ve milletin teveccühünü kazandınız. Sivil direnişin gücünü, en iyi siz bilirsiniz.

Hırsınızın, kibrinizin kurbanı olmayınız. Kim sizi nasıl ikna ettiyse bizleri katledip yerimize ne olacağına karar verememiş olduğunuz bir bina yapmaya, gelin biz sizi, bizi sevmeye, bizi korumaya ikna edelim. Onlar size kirli para ve vicdansız projeleriyle gelirler, siz bize namusunuz, merhametiniz, samimiyetinizle gelin. 80 yıllık heybetimizi, gittiğinizde haklı olarak hayran kaldığınız ve şimdilerde bela olarak nitelediğiniz, TOKİ'nizle susturamadığınız sosyal medyanın geliştirildiği Silikon vadisindeki Google ekranlarında göremezsiniz, helikopterinizden de göremezsiniz. Heybetimizi, güzelliğimizi, bizi yaratan Allahü teâlâ ile olan derin muhabbetimizi, gelip gövdelerimize dokunarak görebilirsiniz.

Bir an vicdanınıza fırsat verirseniz, bizi seveceksiniz, biz de size muhalefet etmekten vazgeçeceğiz. Siz de kazanacaksınız, biz de.

Sizi, heybetimizin yeşil gölgesinde bize dokunmanız için bekliyoruz Sayın Başbakanımız. (T24)

 

03.06.2013

 

'Tencere tava hep aynı hava'

 

Başbakan Erdoğan'ın Kuzey Afrika turuna çıkmadan önceki konuşmasından: 

Ben bir başbakan olarak, bir vatandaş olarak bu olayla ilgili olarak saf, temiz oradaki duygusal bir sosyal medyadan alıkları bilgiler neticesinde orayı katılanları ayırırsak aşırı uçların organize ettiği bir olaydır. Olay Gezi Parkı olayı değildir. Çünkü Gezi Parkı'nda ağaçların kaldırılması söz konusu değildir. Dün programda da ifade etttim, oradaki 10 tane ağaç kesilmiyor, sökülüyor ve Çağlayan'a taşınıyor. Olay bu. Gezi Parkı'ndaki hedefimiz, 2011 seçimlerinde açıkladım. Aradan 2 yıl geçti, 2 yıldır herhangi bir ses yok. Taksim'de yayalaştırma çalışması yapıyoruz, bununla ilgili de sıkıntı yaşamadık. Şu an böyle bir adımın atılması organize bir olaydır. Aklıselim vatandaşımın bu oyuna gelmemesi lazım. Burada yapılacak olan bir topçu kışlası olayıdır.  Şu andaki adıyla Ceylan Otel, orası da ağaçlıktı. Marmara da Taksim alanının terasıydı, orası tamamıyla temizlendi, söküldü ve şu anki halien getirildi. O zaman niye kimsenin sesi çıkmadı. Gezi Parkı olayı bir fitilleme olayıdır. CHP çok aktif rol aldı bu olayda, benim saf, temiz vatandaşım da buna uydu. Şu anda geldiğimi nokta itibarıyla burada CHP'nin çok büyük vebali vardır, aşırı uçlarla dayanışması vardır.

(Soru soran gazeteciye) Siz bile Gezi Parkı olayı dışında bir şey söylemiyorsunuz. Miting yapmak isteyen göğsünü gere gere yapar, biz de güvenliğini sağlarız. Bütün bunları yaparken kendileri için temel hak ve hürriyet olduğunu iddia edenler benim temel hak ve hürriyetlerime saldırıyorsa bu ne olacak? Bir sürü araç yakıldı, bu araçlar benim sivil vatandaşımın. Ankara'nın İzmir'in Gezi Parkı ile ne alakası var? Değişik illerde yapılan bu eylemler amacını ortaya koyuyor. Sandıkta AK Parti'yi yenemeyenler bu yollarla geride bırakabilir miyiz diye düşünüyorlar. 10 ay sonra sandık geliyor. Bu sandıkta gereken cevabı milletim verecek. Biz anti-demokratik bir uygulama veriyorsak bu ülkede milletim bizi alaşağı eder. Biz bugüne cebirle şiddetle bir şey yapmadık. Ama şimdi cebirle şiddetle bir takım şeyler elde edilmeye çalışılıyor. Sakin olun, her şey yoluna girecek. Geçmişte de çok yaşadık bunu, Cunhuriyet mitinglerini unutmadık. Çağrılar yapıldı, netice alınmadı.

Türkiye güçlenmemeli, Türkiye büyümemeli, bunu hazmedemiyorlar. Bununla gurulanması gerekenler artık Türkiye muassır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkıyor demesi gerekenler bunun önüne engel koymaya çalışıyor.

Bu tür zamanlarda başbakan hep yurtdışına gider diyorlar, bunlar zavallı, bunlar aciz. Bu ziyaretler aylar öncesinden planlandığını bilmeyecek kadar cahiller.

Olayların dış bağlantısı hakkında fikriniz var mı?

İstihbarat teşkilatı görevini yapıyor şu an ama isim zikretmemiz doğru olmaz. Belli olunca hesaplaşmasını yapacağız. Bize itidal tavsiye edenler önce kendileri itidal noktasına gelsin. Biz gayet mutedil davranıyoruz. Biz mutedil davrandığımız için onca polisimiz yaralandı. İstanbul'da başbakanlık ofisimiz taşlandı, bunları yapanlar belli. Birileri diyor ki polis çekilsin. Polis başbakanlık ofisini korumayacak mı? O zaman bu aşırı uçlar girsinler başbakanlık ofisini işgal etsin, kamu kuruluşlarını işgal etsin. Bu ülkede bir çok şey oldu, astılar zehirlediler, ama bu ülkede biz bu ülkenin imkanlarını sahipleneceğiz ve geleceğe yürüyeceğiz.

Şiddet içeren eylemlerin yanında demokratik kuralla çerçevesinde yapılasına ne diyorsunuz? Tencere tava çalmaya, korna çalmaya mesela...

Tencere tava hep aynı hava... Eski alışkanlıklar, çok gördük bunları.

Özellikle dış basın Taksim'deki olayları Türk baharına benzetiyorlar. buna ne diyorsunuz?

Bu haberler çok afaki. Arap baharının olduğu ülkelerde çok partili bir sistem gibi bir şey var mı? Tunus'ta böyle bir hak var mıydı? Şu an Suriye'de böyle bir hak var mı? Mısır'da var mıydı? Bunlar bunu bilmeyecek kadar siyasetten uzak, cahiller. Türkiye'de sandıklar 6 saat içerisinde açıklanır. Bu ne demek? Parlamenter sistem oturmuştur. Türkiye'de Türk baharından bahsedenler, doğru biz şu an bahar mevsimini yaşıyoruz ama bu bahar mevsimini kışa çevirmeye çalışanlar var, onu da başaramayacaklar.

Eylem yapanları küçümseyerek grupları kışkırttığınız söyleniyor. Buna katılıyor musunuz? Yumuşatıcı ifadeler kullanmadığınız noktasında eleştiriliyorsunuz

Yumuşatıcı ifade en olabilir? Bana onu bir öğretirseniz ben ona göre konuşurum. Siz bu ülkenin evladı olarak şunu görmeniz lazım. Bu ülkede ne yapılmadı ki böyle bir adım atılıyor? Siz ne mesaj aldınız? Ne yapılmıyor da bu ülkede böyle bir adım attılar?

Eğitimle, alkolle ilgili yasaklara karşı harekete geçti o insanlar. Ayrıca buradaki insanlar CHP'yi de desteklemiyor. Hükümetin neden bu insanlar ayağa kalktı diye sormamasına tepki

Burada CHP yok, kim var peki?

Üniversite öğrencileri var... Onların ideolojileri yok mu? Bu ülkenin evlerinde zorla tuttuğumuz yüzde 50'lik bir kesim var. Eğitimde cumhuriyet tarihinin atmadığı adımları attığımız için mi eleştiriliyoruz? Eğitimle ilgili bir pankart mı vardır orda? Siz işte elinizdeki bilgilerle Reuters'i böyle bilgilendiriyorsunuz. Alkol yasağı diyorsunuz. alkol yasağı yoktur, alkol düzenlemesi vardır. Fransa'nın Reuters'in mensubusun, Fransa'daki uygulamalara bak, orada bu uygulamaların ne denli olduğuna bak. Karayollarında benzin istasyonlarında alkol satışını yasaklamakla trafik kazalarını nasıl minimize ederiz bunun peşindeyiz. Lütfen anayasanın 58.maddesini okuyun ve devlete nasıl bir görev yüklendiğini görün.

Reklamların iptali hakkında ne diyeceksiniz?

Bunu kesinlikle doğru bulmuyorum. Konuyla ilgili gerekli adımları atacak arkadaşlarımız. Eğer bunu reklam verenlerden bağımsız yapıyorlarsa bunun bedelini çok ağır öderler. Bunu ideolojik ambargo olarak görürüz ve gerekli müdahaleyi yaparız. Çünkü bu firmalar bizden hep destek görmüştür, bu ülkeyi onlar yönetmeyecek biz yöneteceğiz.

Borsadaki düşüş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Borsa iner çıkar, borsa her zaman istikrarlı bir çizgi takip etmez. Biz iktidara geldiğimizde borsa 11 bindi şimdi 90 bin seviyesinde. Bu sürecin bütüne bakın. İnsanı üzen bu zaten, bir tarafta havaalanının ihalesi yapılıyor, arkasında 3. köprü ihalesi yapılıyor. Bütün bunlar Türkiye'nin ekonomik olarak nereye geldiğini gösteren göstergelerdir. Türkiye güvenli bir limandır. Borsayla ilgili değerlendirmeleri yaparken sadece biste bakmayın, dışarıya da bakın. Onlarda düşüş var mı? Genel olarak bakınca bunun genel bir düşüş olduğunu göreceksiniz. (T24)

 

'Muhalafetin başaramadığını 5 günde başardık'

 

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı:

Muhalefetin senelerce uğraşsa da başaramayacağı bir şeyi 5 günde başardık. Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek birbirinden çok farklı kesimleri, grupları, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk. Yalnız bu gösterilere katılan özellikle gençlere şunu da söyleme ihtiyacı duyuyorum: Bu toz duman dağıldıktan sonra, yanlarında yürüyen bazılarının kimler olduğunu gördüklerinde çok şaşırabilirler. Çünkü medyadan da takip ettiğimiz kadarıyla ve gelen bilgilere göre, birbiriyle imtizaç etmesi, birlikte davranması, birbirleriyle aynı yoldan yürümesi düşünülemeyecek olan farklı kesimlerin bir araya geldiği bir süreç... Yani bu gaz bulutları dağıldığı zaman, koltuğunun altında Orhan Pamuk'un kitabını taşıyan, Açık Radyo dinleyicileri, yanlarında koltuğunun altında ulusal gazeteler taşıyan beyaz bereli çocukları görürlerse hiç şaşırmasınlar. (T24)

 

04.06.2013

 

'Sosyal medya toplumun baş belası'

 

Tayyip Erdoğan, Habertürk kanalında Fatih Altaylı programında:

"İstesem onlar Taksim Meydanı'na çıkardı 20, 25 bin kişi. Ben 200, 500 bin kişiyi Kazlıçeşme'ye çıkarırım. Ben de bunu yaparım. Benim bir partim, tabanım var. Bunu yapacak güçteyiz. Ama biz bunlara aynı şeyde cevap verme yoluna gitmedik. Partimin tabanı da biz bunlara sessiz mi kalacağız diye aradılar. Biz sükunet çağrısında bulunduk. Biz 21 buçuk milyon oy almış bir partiyiz. Yaklaşık yüzde 50. Biz söz sahibi olmayacağız. Demokraside yetki kimdeyse onu kullanır."

Galatasaray Arena Stadı'nı yaptıkları zaman da bir grup tarafından protesto edildiklerini söyleyen Başbakan, "Yeni Kapı'da büyük bir meydan yapıyoruz. Küçük Yalı'da dev bir alan yapıyoruz.Avrupa ve Asya'da büyük meydanlarımız olsun ki miting yapacaksa, bu alanlarda yapsın.Tedbirleri biz Devletsek bunu yapmak zorunda değil miyiz?" dedi.

Köşe yazarlarını eleştiren Başbakan, "Onların güç aldıkları siyasiler de köşe yazarları vesaireler de Başbakan artık diktatör olmaya başladı. şöyle oldu böyle oldu... kusura bakmayın da, siz köşenizden bize yazılarınızla bu kadar saldırırken, biz de sesimizi biraz yükseltelim. Bu da insanın biraz yapısıyla ilgili bir şey. Ben dilsiz değilim" diyerek tepki gösterdi.

Gezi Parkı nedeniyle yapılan eylemlerin ideolojik olduğunu söyleyen Başbakan konuşmasına şöyle devam etti: ‘Olay parkla alaka değil. Olay tamamen ideolojik. Şu anda şahsıma ve en önemlisi de İstanbul'da yaklaşan büyükşehir belediyesi seçimleri var. Şimdi büyükşehir belediyesi seçimlerinde biz, AK Parti iktidarından nasıl alacağız. Bunun gayreti içerisindeler. Bunun çalışması içindeler. 3. Havalimanını yapıyoruz mesela. İstanbul'un içindeki havalimanın da belli bir bölümü hariç, tamamen yeşil alan yapacağız."

İstanbul’daki AVM'lerin çokluğuna dikkat çeken Başbakan şunları kaydetti: “İstanbul, AVM noktasında doyuma ulaşmış durumda. İstanbul'da şu anda eksik olan: Rezidans ve oteldir. İstanbul'a gelen kendisine yer bulamıyor."

Taksim'e yapılacak cami projesine de değinen Başbakan,"Taksim'e cami olayı var. Maksemin arkasında yapılacak. O alanın tamamına. Kilise Vakfı ile de görüşmek suretiyle, Kilise Vakfı'nın önündeki bütün o dükkanları ben diyorum ki kaldıralım. Vakıfla anlaşacağız. Kamulaştırma bedelini ödemek suretiyle biz istiyoruz ki oradaki kiliseyi meydanı çıkaralım. Kilise meydana çıksın. Öbür tarafta cami. Bizim medeniyetimizin çok açık net bir görüntüsü olur" ifadelerini kullandı.

Parti olarak verilen sözleri yerine getirdiklerini kaydeden Başbakan şöyle konuştu: "Benim adım Tayyip Erdoğan biz yola çıkarken, 'ne aldanan olacağız ne de aldatan' dedik. Biz orada temelini attığımız gün tarihini veririz. Ve o tarihte de AKM'yi bitiririz.En kısa zamanda inşallah yıkımı yapıp, adımını atacağız."

'İki alkolik' sözünün basında çokça yer almasını değerlendirmesi istenen Başbakan Erdoğan şöyle konuştu: "içki yasağı demesek içki düzenlemesi desek daha doğru olur. Meni Müskirat Kanunu çıktığı zaman meclis başkanı kimdi?

Fatih Altaylı: "Mustafa Kemal Paşa"

Başbakan: Orada iki kişinin imzası yoktur ki. Kimbilir kaç kişinin imzası vardır. Kimbilir belki de orada Gazi'nin imzası da yoktur. Gazi belki de o dönemde Meclis Başkanıdır. Meni Müskirat Kanunu çıktığında da yine Meclis Başkanı Gazi Mustafa Kemal'di. Bunlar konuşuyor ama rastgele atıyor. Bu CHP'nin parlamentosu şu anda çok talihsiz bir kadro.Ben insanımı seviyorum.Ama kimsenin de alkolük olmasını istemiyorum. Alkolün bilimsel olarak zararı ortada da mı? İçki içiyorsa alkolüktür. Kırk yılda bir için de bana oy veriyor. Onlar zaten alkolükler içine girmiyor. Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz. Parti olarak da düşüncelerimizi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyuyoruz. Bu açıklamalardan rahatsız olanlar varsa, bunlara karşı özür beyanında bulunurum. Mesele değil. Ama onların da sağlığını düşündüğüm için bunu istiyorum." İstanbul'da otel ihtiyacına da dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Topçu Kışlası'nın otel olma ihtimalinin olduğunu söyledi.

Kadının iş hayatındaki koşullarının iyileştirilmesine de değinen Başbakan, "Biz erken emekliliği alamayız. Zaten bu erken emeklilik, Türkiye'nin bütün standartlarını alt üst etmiştir. Aa kadınlardaki erken emeklilik, kadınlarımızın geleceği, evi vesaire düşünülerek atılmış bir adım. Kadın istihdamına engel olup olmayacağını uygulamada göreceğiz. Şu anda bir engel göremiyoruz. Devlette bir şey olmaz ama özel de olabilir" diye konuştu.

Türkiye'nin Suriye politikasına da değinen Başbakan, "Bu adam gidecek. Beşar şu anda yalnızlığa doğru gidiyor.Karada değil havada güçlü. Füzelerle uçaklarla gücünü korumaya çalışıyor. Karada muhalifler güçlü. 300 bine yakın sığınmacı var bizde. Bu sayı artabilir. İçimizdeki bütünlük önemli. Biz de maalesef, siyasi mezhepçilik yaklaşım en son Reyhanlı'da gördüğümüz bu. 52 vatandaşımızın ölmesi, sıradan bir olay değil" dedi.

Mezhepçiliğe karşı olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan "Ben Sünni’yim ama sünnici değilim. Müslümanım" dedi.

Kurallara uymanın önemli olduğunu söyleyen Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Değerlerine saygı isteyen bir anne, baba, affedersiniz kızının birilerinin kucağında oturmasını ister mi? Ama şimdi bu toplumun içinde bunlar yapılıyor. Birileri bunu teşvik ediyor. Biz de diyoruz ki kurallara dikkat edin. Ben Başbakanlık Ofisi'ne gittiğimde Dolmabahçe'de Ofisimin önünden Kadıköy'den gelenlerin filan durumunu görüyorum. Bütün o gördüğüm şeyler değerlerimle uyuşan şeyler değil. Ama buna rağmen giyimine, kuşamına karışmam diyorum. Saygı gösteriyorum. O da saygı göstersin. 20 yıl oldu hala aynı şeyleri söylüyoruz. Kimisi gelmiş Taksim Meydanında bira şişelerinden TC ismi yazıyor. TC bu bira şişelerinden mi kuruluyor? Bu ahlaksızlık değil mi? Hadi bırakalım marjinaller de bunu böyle yapsın."

Çözüm sürecine de değinen Başbakan, "Benden önce Kürt vatandaşına, 'Kürt kardeşim' diyen yok. Ben Kürt kardeşim diyebildim. Bundan sonraki süreçte bir hafta sonra gelecek rapor ve toplantılarla nihai tabloyu göreceğiz. Anayasaya yansıyacak bir şey olacağını sanmıyorum. Kiminle ben Anayasa yapacağım. Benim tabanım ne der? Sonuçta siyaset yapıyoruz. Çok çok dikkat etmemiz gerekir. Bu sürecin olumlu olacağını düşünüyorum" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan konuşmasının sonunda eylemcilere de seslenerek,"Ne olur bu oyunlara gelmeyin" dedi. (Radikal).

 

'Bir inançlıdan Tayyip'e açık mektup'

 

Devrimci Müslümanlar:

Başbakan!

Sayın veya başbakanım diyerek başlayamıyorum yazacaklarıma, fark etmezsiniz diye belirtmek istedim zira ne sayılacak bir yanınız kaldı artık ne de elde tutulur bir tarafınız.

Ben ta Refah Partisi dönemlerinden beri sizi bilen, ailesinin bir çok üyesi o zamanlarda MGV içinde aktif olan, ardından AK Parti süreci ile size destek sağlayan, vizyonunuzu ve misyonunuzu ifade etmeye çalışan bir temelden gelmekteyim. Sizin tabirinizle Ak Gençlik… Yesinler o gençliği!..

Ama gelinen şu noktada sizinle aynı adı taşımaktan bile utanç duyma noktasına geldim. Hatta ne tesadüftür ki daha gezi parkı olayları başlamadan 1-2 gün önce resmi hesabınıza “adını değiştir Tayyip, orada Recep olmasın” gibi bir tweet bile atmıştım.

Son olarak 2 gündür sizi televizyondan izlemeye çalışıyorum ama inanın 5 dakika bile sabredemiyorum size. Siz bu açıklamaları bırakın da bu topluluk 11 yıl nasıl sabretti de böyle patlamadı siz onu düşünün bence.

Biz size oy verirken “2. sınıf muamelesi gören vatandaş olmaktan” sıkıldığımız için oy vermiştik! Bugün siz bize yapılan zulmü size muhalif olanlara uyguluyorsunuz. Bacılarımız başörtüleriyle rahatça okusunlar ve çalışsınlar diye oy verdik bugün siz siyasi düşünce farkı olan gençleri okullarında bile rahat bırakmıyorsunuz. Biz Namaz kıldığımız için fişlenmeyelim, ibadet özgürlüğümüz olsun diye size oy verdik bugün siz  ivil polisleriniz ve Cemaatçi kadrolarınız ile size oy veren ailelerin gençlerini bile fişleyecek kadar ileri gittiniz. Biz zulme maruz kalmamak için size oy vermiştik, siz bugün zulmü uygulayan oldunuz. Biz askerden eziyet çektik, analarımız bacılarımız yemin törenlerimize giremiyordu diye size oy verdik, bugün siz ülkeyi polis egemenliğinde bir devlete çevirdiniz sokakta yürümeye korkar hale geldik.

Biz kendi hayatımızı özgürce yaşamak için size oy verdik. Siz sizden olmayan herkesin özgürlüğünü hiçe saydınız!..

Başbakan! Siz diyorsunuz ki ben de meydanlara halkı indiririm! Kimi indireceksiniz? Yaşı itibariyle bilgisayar ve İnternet kullanamayan ve dolayısıyla Reyhanlı’da yaşananları bilmeyen, Gezi Parkı’nda sergilediğiniz faşizan tavrı görmemiş olan evladına ekmek yetiştirmek için didinen 40-50 yaş ve üzerindeki insanları mı? Farkında olmadığınız şeyi söyleyeyim. O ana babaların evlatları da sokaktaydı. Hatta size oy veren insanlar bile sokaktaydı Tayyip Efendi… Ha ileri gidip çıkartmış oldunuz diyelim. Büyük hata ederdiniz. Zira açık söyleyeyim sizin goril polisinize, biber gazlarına, plastik mermilerinize, TOMA’larınıza direnen bu topluluk sizin o içi geçmiş seçmenlerinizi çiğ çiğ yerdi.

Bugün ben ve ben gibiler namaz kılarken yanımızda sizin “marjinal grup” dedikleriniz başımda nöbet bekleyip bana zarar gelmesin diye bekliyorsa, daha şundan birkaç hafta öncesinde taraftarı öldürülen FB ile GS takımlarının grupları bir araya geliyorsa solcusu, sağcısı, dindarı, laik’i bir araya gelmişse…

Siz bugün siyasi kariyerinizi sona erdirdiniz Tayyip Erdoğan. Siz bugün siyasi olarak intihar ettiğinizin farkında dahi değilsiniz. Sizin gençten yana yanınızda sadece paraya, güce ve verdiğiniz emirlere tapan bir avuç putperestten başkası yok. Ve Tayyip Bey… Putperestin imanı nasıl Mekke fethedilene kadar ise, sizin yanınızdakilerin son kullanma tarihi’de sizin gücünüzün bittiği yerde bitecek. Ve Tayyip Bey, merak etmeyin… Sizin gücünüz bugünden itibaren düşüşe geçerek bitecek. ANAP örneğindeki gibi.

Ben inançlı olmaktan da Tayyip İstifa diye bağırmaktan da vazgeçmeyeceğim! Neden mi? Sizin gibi kendisini “dindar” diye tanıtıp kendini en büyük put haline getirmişlerin varlığıyla özgürlüklerimi elde etmektense zulme uğramayı hatta zulüm altında işkence görmeyi dahi yeğlerim. Gördüğüm her zulmün karşılığını Allah(cc) ahirette verir lakin sizin lanetli gücünüze güç katmaya devam edersek ahirette ne cevap verebileceğimizi hiç bilmiyorum. Siz gitseniz, O dün yaşadığımız zulüm günlerine dönsek bile yine bir gün gelir, bir direniş ve devrim daha yaşar bu ülke, biz kendi zincirlerimizi yine kırar özgürlüğümüzü kazanırız; ama sizin gibi mücahit görünümlü müteahhitler yüzünden bu vatanın düşüncesi ne olursa olsun hiçbir evladının zulme uğramasına seyirci kalamayız. Bir Müslüman olarak ben seyirci kalamıyorum en azından… Zira ben Allah(cc)'a tapıyorum ve Peygamber Efendimiz'in hadisinde buyurduğu gibi "Zulme uğrasam dahi Zulmedemem" Hz. Ali (ra)'nın dediği gibi " Zulmetmek, zalimliktir. Bin zulme uğrasan da bir zulüm yapma. Zaten sende maruz kaldığın zulümlere zulümle karşılık verirsen zalimlerden ne farkın kalır ki."ve ben "Zulmetmekten ve Zulme uğramaktan Allah(cc)'a sığınıyorum"

Gezi Parkı’nda ne olduğunuzu ve halk olarak bizim ne olduğumuzu bizlere iyice gösterdiğiniz için teşekkür ederiz Tayyip bey. Biliyorum bu mektup ile karşılaştığınızda “provokatörlerin işi” diyeceksinizdir. Kendinizi kandıracaksınızdır. Şakşakçılarınızın size kattığı kibir sizin kişiliğinizin bile üzerinize çıkmışken başkası beklenemez! Lakin mezara sizi alkışlayanlarla değil yalnız gireceksiniz ve aldığınız kul haklarının hiç birinin hesabını veremeyeceksiniz…

Biz artık Alevisi, Sünnisi, sağcısı, solcusu, dindarı, laik'i bir araya gelebildik. Toplum Mühendislerinizin yıllarca çabaladığı nefret tohumlarıyla ördüğünüz dikensi duvarları tek hamleyle yıktık. Biz kenetlendik. Siz ve sizin gibi koltuğuna yapışmış, gezi parkı direnişi sırasında "halkını ve seçmenini satan" meclisteki diğer kodamanlaradır sözüm. artık nefret siyasetiniz işe yaramayacak efendiler... Biliniz.

Recep Kaya

Neûzü billâhi minel-fakrı ve minel-kılleti ve minez-zilleti ve en ezlime ev
uzleme... (Gönülce) fakirlikten, (iyi amelce) azlıktan, zilletten, zulmetmekten
ve zulme uğramaktan Allah’a sığınırız. (İnternet).

 

'Kendimizi hesaba çekeriz ve çekiyoruz, özeleştirimizi yaparız'

 

Bülent Arınç’tan ilk olaylar için özür demeci:   

- Polisimiz tarafından gösterilerin ilk zamanlarında ortaya konan aşırı tedbir, haklı olarak tepki toplamıştır. Bununla ilgili incelemeler de idari yoldan başlatılmıştır. Ancak son 5 gündür polis, büyük bir fedakarlık içinde, vakar ve sağduyu içinde bu milletin bir evladı olarak, milletin kendi evlatlarına karşı son derece hassas bir konumdadır.

- Şu anda hepimizin ve toplumun ortak arzusu, sokaklara huzur ve güvenin en önemlisi de sağduyunun hakim olması. Şunu memnuniyetle ifade etmekteyim ki iki günden beri takip ettiğimiz kadarıyla şiddet ya da vandallık içeren gösteriler artık süratle ivme kaybetmeye başladı. Şiddet içermeyen demokratik bir tepki olarak ortaya konan gösterileri saygı ve sağduyu içinde takip ettiğimizi söylemek isterim. Devletimiz, hükümetimiz gelişmelere bütünüyle hakim durumdadır.

- Herkes bizi takdir etmek zorunda elbette değil ancak biz, bizi takdir etmeyenlerin de görüşlerine açığız. Herkes elbette bize oy vermek zorunda değil ama biz bize oy vermeyenlerin de talep ve beklentilerine duyarlıyız. Her bir vatandaşımızın sorumluluğu bizim üzerimizdedir her bir vatandaşımızın en temel insani hakkı, özgürlüğü, yaşam tarzı bizim sorumluluğumuz altındadır. Demokratik bir kültür içinde ve yasalar çerçevesinde ifade edilen tüm tepkilere, bütün taleplere sonuna kadar açığız. Yeter ki şiddet olmasın.

- Türkiye'ye, Türkiye ekonomisine, birlik ve dayanışmamıza yönelik tavır ve davranışlardan herkesin özellikle sakınmasını rica ediyoruz. Muhalefet partilerimizin aklı selimi öne çıkararak, yatıştırıcı tavır sergilemelerini arzu ediyoruz ve bunun gerçekleştiğini görmekten de mutluyuz. MHP'nin, olayın başında beri tutumunu takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.BDP'nin, olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.

- Taksim Gezi Parkı'ndaki eylemlerle başlayan olaylarda meydana gelen zarar 70 milyon liranın üzerinde.

- "Şimdi Türkiye'de yaşanan bu olayları, bazı gaflet içindeki insanlar, çok iyi niyetli olduklarını düşünmüyorum, bir Arap Baharı'na benzetme gayreti içerisinde. Ne kadar uğraşsanız mümkün değil, doğru da değil. Türkiye'nin şartları itibarı ile birtakım ülkelerde yaşanmış olan, adını biz koymadık, ama bir bahardan bahsediliyorsa Türkiye'nin şartlarında böyle bir şey düşünmek bile herhalde çok yanlış olur. Mesela Türkiye'de yaşanan olayları Wall Street'in işgaline niçin benzetmiyorsunuz?"

"Gezi Parkı ile ilgili kesin bir kararımız yoktur. Kaldı ki orada ne yapılacağı konusu da henüz kararlaştırılmamıştır. Sadece Taksim'in yayalaştırma çalışmasında bir proje vardır ama buraya Gezi Parkı'na veya Topçu Kışlası'na ne yapılacağı konusunda farklı düşünceler vardır. Henüz düşünce aşamasındadır. Elbette bu duyarlılıkları dikkate alarak çok kesin bir karar alacağımızı söyleyebilirim. Önce mahkeme kararını irdeleyelim. Sonra buraya ne yapılacağı konusunda net bir fikir ortaya koyalım. Bu fikri, bütün taraflarla, paydaşlarla görüşelim ve halkımızın istediği konuda karar verelim."

- Bugüne kadar sandıktan çıkan sonuçları doğru okumak için ne kadar büyük bir hassasiyet içinde olduysak bu gösterileri de doğru okumak için o kadar büyük bir hassasiyet içindeyiz. Biz kendimizi hesaba çekeriz ve çekiyoruz, özeleştirimizi yaparız, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

- KESK ve DİSK gibi fevkalade güçlü sendikalarımızın, bu olaylar karşısındaki tutumlarının Türkiye'nin iç barışını, toplumsal barışı bozmayacak noktada olacağını ben şahsen ümit ediyorum. Elbette düşünceler açıklanabilir. Elbette kanun içerisinde gösteriler yapılabilir. Birtakım eylemler olabilir. Ama illegal örgütlerin ekmeğine yağ sürecek ve ateşi büyütecek davranışlardan ısrarla kaçınmalarını kendilerinden rica ediyorum.

- Türkiye tüm bu senaryoları boşa çıkaracak güce fazlasıyla sahiptir. Şu anda Türkiye'de her şey devletimizin kontrolü altındadır. Vatandaşlarımızın da katkısıyla, vatandaşlarımızın sağduyu ve sabrıyla, huzur ve güven ortamı çok daha hızlı tesis edilmiş olacaktır.

- Zarar gören ya da zarar görmesi muhtemel varlıklar, AK Parti'nin ya da Hükümet'in değil Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarınındır. 90 yılda çok zor şartlar altında, herkesin emeğiyle alın teriyle oluşturulan varlıkların bu şekilde heba edilmek istenmesi gerçekten acı vericidir. Çözüm sürecinde silahlar susmuşken, şiddet ortadan kalkmışken, ekonominin önünde sınırsız bir ufuk açılmışken kazanımlarımızın hedefe alınması oldukça düşündürücüdür.

- Bugüne kadar gösterileri sabırla izleyen vatandaşlarımızdan daha fazla sabır ve sağduyu bekliyoruz. Anne ve babalardan çocuklarını bu kaotik ortama itmek isteyenlere karşı, liseleri ile ilköğretim okulları ile üniversite gençliğimizi bu kaotik ortamın birer aktörü haline getirmek isteyenlere karşı üniversite rektörlerimizi, gençlerimizi ve anne ve babalarını, Türkiye'de yaşayan herkesi olayların asıl varmak istediği noktada karışık, kaotik ve Türkiye'nin tüm zarar göreceği bir noktaya getirmemeleri konusunda sağduyu bekliyoruz, ilgi bekliyoruz, fedakarlık bekliyoruz.

- "Dış basında fevkalade dezenformasyon var. İsimlerini zikretmeye gerek yok, siz de onları biliyorsunuz. Türk basının gösterdiği duyarlılığı, maalesef dışarıda bir takım uluslararası televizyon ve kanallar aynı şekilde göstermediler. Bu Türkiye'ye karşı bence hasmane bir tutumdur. Ancak basın özgür. Bu konuda yazacaklarını, çizeceklerini bizim tayin etmemiz veya bizim belli çerçevede bunu oturtmamız mümkün değil."

- Halkımızın kafa karışıklığını gidermek üzere, bu konuda iyi bir bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu konuda dava açan ve yürütmeyi durdurma kararını istihsal eden dernek yetkilileriyle de bugün ve yarın görüşeceğim. Onların taleplerini ve düşüncelerini de alacağım. Yine bu konuda ilk eylemleri başlatan arkadaşlarımızdan talep olursa, onların da olaylara hangi gözle baktıklarını dinleme imkanı bulacağım.

- Elbette burada kamu görevlilerinin kademe kademe veya farklı farklı yanlış anlamaları yanlış hareket etmeleri söz konusu olabilir. Bunu hükümetimiz içinde ilgili bakanlarımızla görüşürüz. Bürokratlar içinde de görevli olanların yaptıkları, görevde sınırı aşıp aşmadığı konusunda da elbette sadece eleştiri değil bir soruşturma da başlatabiliriz.

- Polisler, ağır bir görev yapıyorlar. Bu görevlerini ifa ederken 'olağan dışı hatta orantısız güç kullanmak' diyoruz. Aşırı şiddet de kullanabiliyorlar. Ancak şu karara vardık. Bu karar, eylemlerin o tasvip etmediğimiz noktasından sonra, şu şekilde cereyan ediyor. Pasif durumdalar yani karşı taraftan bir şey gelmedikçe oldukları yerde bekliyorlar, saatlerce ve sabırla. Bir fiili saldırı anında sadece kalkanlarını kullanıyorlar, o yetmezse su sıkıyorlar ama kendi canları hayat bahis mevzu olunca, ancak o zaman gaz kullanıyorlar. Kendilerine gaz kullanmamaları, meşru müdaafa durumunda kalmadıkça gaz kullanmamaları talimatı verilmiştir. (CNN Türk)

 

05.06.2013

 

'AK Partili bir direnişçi'

 

AKP’li Bülent Paker:

Sayın Başbakanım,

Mektubumdaki başlığın mahiyetine bakarak olur da hakkımda ‘provokatör’ yaftası yapıştırmayasınız diye derdimi anlatmadan önce kendimden bahsetmek zorundayım ne yazık ki…

33 yaşında, uluslararası ilişkiler ve siyaset tahsili yapmış, iki yabancı dil bilen, teknoloji dahil dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip eden, hayatının 3’te 1’ini 30’a yakın ülkeyi gezerek ve yaşayarak geçirmiş, aslen Karadenizli ve Gürcü kökenli ama aslanlar gibi bir Türk evladıyım…

Genç yaşıma rağmen ülkem daha 2023 hedefiyle tanışmadan yıllar önce kuşun uçmadığı kervanın geçmediği Pakistan-Afganistan sınırlarında ticaret yaparak bayrağımızı gururla taşımış, bugün hâlâ bu birikim ve deneyimle iş yapmaya çalışan gururlu bir Türk girişimcisiyim.

Beş vakit namazında ve niyazında olan annem ve babam dahil ailemin hiçbir ferdi bugüne kadar hiçbir yasadışı oluşum, toplantı, gösteri vb eylemler içerisinde yer almamış, var gücüyle vatanı ve milleti için çalışmış - yani özetle ötekileştirebileceğiniz hiçbir sosyolojik, ekonomik ve siyasal bir gruba ait olmayan - standart bir Türk aile yapısına mensubum.

Bütün bu söylediklerimi emriniz altında çalışan istihbarat teşkilatımıza teyit ettirebileceğiniz gibi, buna hiç ihtiyaç dahi duymadan -bugün tam bir baş belası olduğunu söylediğiniz- sosyal medyadaki Twitter hesabımdan yıllardır yazdıklarıma ve paylaştıklarıma bakarak da rahatlıkla anlayabilirsiniz… (@bulent_peker)

Bu hikâyenin sıkıcı kısmı… Sizi ilgilendiren tarafı bundan sonrası…

Sayın Başbakanım, bilmenizi isterim ki; iktidara geldiğiniz ilk günden bu yana bir seçmen ve destekçiniz olarak partinizin yanında yer aldım. Oy kullandığım bütün seçimlerde Ak Parti’ye oy verdim. Ak Parti’ye ait yerel yönetimlerin ulusal ve uluslararası ölçekteki projelerine danışmanlık yaptım. Siz, 28 Şubat, askeri vesayet, baş örtüsü, özgürlükler, Mavi Marmara, Ergenekon, Anayasa ve en nihayetinde çözüm süreci gibi onlarca konuyu savunurken aklım ve ilmim yettiğince sizi savundum ve destekledim. O meşhur balkon konuşmanızı gözlerim dolu ve mağrur bir şekilde dinledim. Etrafıma dinlettim.

Biz, hayatımızın baharında yerleşik düzenle mücadele etmeyi, yapılan tüm haksızlıklara ve taşkınlıklara rağmen sabırla direnmeyi, her ırktan, görüşten, milliyetten insanı dinlemeyi öğrendik. Kefeni giyip çıktım dediğiniz yolda gencecik bedenlerimizi, akıllarımızı ve ruhlarımızı size emanet ettik. Eğitimi, ahlakı, kültürü, vicdanı ve tüm insani birikimi ile olsa olsa bu memleketin geleceği bizler idik. Öyle gördük, öyle bildik, öyle inandık… Şimdi ne oldu da bir avuç provokatör, darbeci, çapulcu olduk?

İşte bu bizim hikâyemiz… Sayın Başbakanım. Önce ‘biz’ değildik… Onlar vardı… Bir hafta önce başladı her şey. Önce birkaç görüntü ilişti gözüme televizyonlarda. Yukarıda Allah var, ‘Önemsemedim’. “Tevekkeli zeki insanlar ama bunların da hayatı muhalefet be” dedim, geçtim…

‘Gerçi siz Twitter başa bela dediniz ama biz sizi, cumhurbaşkanımızı ve hatta Melih Gökçek’i bile hep oralardan takip ettik bugüne kadar… Bir gece yarısı ansızın Gezi Parkı’na giren kolluk kuvvetlerimizin nefretine ve şiddetine tanık olduk ekranlarda. Ortalığı nasıl dağıttıklarını, çadırları nasıl yaktıklarını, bilmem kaç bar basınçla insanların kafasına nasıl su sıktıklarını izledik. Üzüldük…

Ben bunlara bakarken, memlekette olan eli öpülesi anam aradı telefondan. İstanbul’a gittiğimi biliyordu. Dikkatli olmamı salık verdi. Dua edip kapattı. Bir resimlere baktım, bir de kendime… Düşündüm… Dedim, ya bu kızcağız benim kardeşim olsaydı..?

Ve bir kardeşimiz daha ilişti gözüme… Memlekette adam kalmamış gibi sanki, dikilip tek başına bir TOMA’nın karşısında göğsünü siper eden… Büyüklerimden öğrenmiştim. Parayla “imanın” kimde olduğu bilinmez diye. Sizce de öyle değil mi Sayın Başbakanım? (Bilmenizi isterim ki; ben bundan sonra katıldım bu direnişe…)

Hani hep diyorlar ya bunların derdi üç beş ağaç değil diye… Doğrudur, ne yalan söyleyeyim. Karadeniz’in yeşilliklerinde büyümüş, yeşile doymuş bir evlat olarak doğa için canımız feda ama soruyorum size ‘insan’ olmadıktan sonra, doğa neye yarar?

Siz yanlış biliyorsunuz Sayın Başbakanım… Biz eli kanlı şuursuzlar değiliz… Gezi Parkı’ndaki barakaları, kamu mallarını yakanlar bizler değiliz… Maşa ve piyon HİÇ değiliz…

Biz on binlerce olsak da polisini her fitneden sakınan bir milletiz… Mizacımız biraz ‘kaba ve sert’ de olsa kurallarımız var… Birlikte yaşamak nedir iyi biliriz… Yardımseveriz… Merhametliyiz… Özetle biz; bu ülkenin düşünen, okuyan, üreten sağduyulu evlatlarıyız. Ülkemiz ve milletimiz kadar özgürlüğüne düşkün, hakkını aramasını bilen, aslında apolitik yetişmiş ama yeri geldiğinde politikanın âlâsını yapabilen fikri genç, kimliği genç beyinleriyiz.

Biz; Ak Parti, CHP, MHP, BDP, TKP, İP değiliz. Biz apolitik yetişmiş bir neslin yine apolitik kitleleriyiz. Örgüt değiliz, örgütlü de değiliz. Şiddet ve provokasyon taraftarı şerefsizlerden hiç değiliz. İlla bir provokatör görmek istiyorsanız lütfen önce kendi çevrenizden başlayınız.

Bizlerin arkasına geçmiş provokatif tipler olamaz mı? Elbette olabilir. Ama siz de iyi bilirsiniz ki; bir devlet kendi halkının arkasını kollamadığı zaman o halkın arkasına geçen çok olur. Gençliğimiz sizi yanıltmasın, biz elimizde telefonlar, kucağımızda laptop’larla ‘pasif ve barışçıl direnişi’ ve ‘orantısız zekâ kullanımını’ benimsemiş, ‘teknolojik devrimi’ yaşamış yeni jenerasyonuz. Biz; yeri geldiğinde kendiyle dalga geçen, en sıkıntılı zamanlarda bile gülümsemesini bilen, gündüz ekmek parası peşinde ama iş çıkışı davasını gütmeye gidenleriz. Şiddet anlamında değil ama duygusal dünya olarak bizler dengesiz tipleriz vesselam. Duygularımız patlamayagörsün yeter ki…

Sayın Başbakanım. Biz sadece demokratik hakkımızı kullanıyor ve iletişim kurmak istiyoruz. Dinlenmek, anlaşılmak ve saygı duyulmak istiyoruz. Derdimiz, meselemiz sizin istifanız değil. Haa ben bu ülke için faydalıyım, ille de ben olacağım diyorsanız o zaman biz de ‘Balkon konuşmasındaki Recep Tayyip Erdoğan’ı istiyoruz, bugün bize sunulanı değil. Bir sürü danışmanınız varken, ne yapmanız gerektiği konusunda bizden size tavsiye vermek düşmez Sayın Başbakanım. Ama illa somut bir şey söylememizi isterseniz, size yine sizin kullandığınız bir cümleyle cevap verelim. ‘Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…’ Bilmem anlatabildim mi? Saygılarımla.

(Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı / Gezi Parkı Direnişçisi ) (Eyüp Can, Radikal)

 

'Parti vicdanı ‘Yeter artık’ diyor'

 

Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın demeci:

Gezi Parkı alanının İstanbul'da, Beyoğlu ve çevresinin son kalan yeşil alanı olduğunu kaydeden Günay, "Tartışma konusu oraya AVM, kışla ya da otel, müze yapılması değil. Tartışma konusu olan, önemli olan o yeşil alanın korunmasıdır" dedi. Yargının da kendi görüşmeleri doğrultusunda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlatan Ertuğrul Günay, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sayın Başbakana kim, nasıl bilgi veriyor bilmiyorum ama bence taleplerin haklı olduğunu görmek veya tartışmaya açık olmak gerekirdi. Bu haklı talebi dinlemek yerine yönetim özellikle İstanbul'da cuma sabahı insanların üzerine orada ağaçların altında yatan bir anlamda ağaçları korumak için nöbet tutan insanlar üzerine şiddetle, gaz ve tazyikli suyla saldırdı. Bir anlamda o gün ortaklaşa eylemin, toplum tarafından görünmesini engellemek için böyle bir şiddet yoluna sapılınca bütün Türkiye'de infial yarattı."

Bu infialin sonucu olarak Türkiye'de insanların sokağa çıktığı ve o noktadan sonra sokakların istenmeyen olaylara açık hale geldiğini kaydeden Eski Bakan Günay, "Çiçeği ve ağacı savunan insanların mala ve cana zarar verdiği savunulamaz" dedi. Demokrasinin katılımcı boyutu olan bu dönemde, 4 yıldan 4 yıla sandığa gitmek ifadesinin artık geçersiz olduğunun altını çizen Ertuğrul Günay, "O yüzden insanlar zaman zaman protesto ederek, yazı yazarak gösteri yaparak bizim düşüncelerimize katıldıkları ve katılmadıklarını ifade edebilirler. Şiddete başvurmadıkça kimseye karşı şiddet uygulamak, devletin bu çağda haddi ve hakkı değildir. O yüzden bir yanlış yapıldı. Bu nedenle yanlışın bir noktasından da olsa dönmek gerekiyor" diye konuştu.

Demokratik sistemlerde siyasal katılımın 'sandık yoksa söz hakkı yok. Sandık yoksa kimse yok' denilmesi noktasına indirgenemeyeceğinin altını çizerek açıklamalarını sürdüren Ertuğrul Günay, 'Başbakan Vekili' sıfatıyla Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın bugün yaptığı açıklamalarda bu noktayı vurguladığını kaydetti. Arınç'ın açıklamalarının aslında kendisi tarafından ilk gün dile getirilmiş olduğunu kaydeden Ertuğrul Günay, "Keşke bunu ilk gün söylemiş olsaydık ve keşke bütün bu sevimsizlikler gerginlikler yaşanmamış olsaydı" dedi.

Ertuğrul Günay, Başbakan R. T. Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasındaki üslup farklılığını ise şu şekilde yorumladı:

"Sayın Başbakan ilk günden itibaren empati yapsaydı ve olayların nedenlerini öğrenmek konusunda kesin bir kararla yapmak iradesini sergileme yerine 'Yeniden değerlendireceğini' söyleseydi belki bu boyutlara gelmezdi. Onun dışında Ak Partinin üyesi ve milletvekiliyim. Sayın Başbakanı basın, kamuoyu önünde eleştirmek doğru olmaz."

Başbakan Yardımcı Arınç'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le görüşmesinin ardından ortaya koyduğu düşüncelerini, daha eylemlerin ilk günü dile getirdiğini belirten Ertuğrul Günay, açıklamanın Çankaya görüşmesinden sonra yapılmasının bir mutabakatı ortaya koyduğunu söyledi. Günay, "Haklı bir eylem var, haksız bir mukavemet var. Uzunca bir aradan sonra o noktaya geldik" dedi.

Günay, Bülent Arınç'ın açıklamasının ardından bazı kesimler tarafından yapılan 'parti içinde kırılma' şeklindeki değerlendirmenin sorulması üzerine şunları söyledi:

"Kırılma zannetmiyorum. Ak Parti, İstanbul'da dikey yapılaşmalar ya da yeşil alan tüketme gayretleri... AK Parti kitlesinin çok çok büyük bir kısmının bu gayretlerle hiç ilgisi yok. Bakanlık dönemimden de biliyorum tabanda da çok ciddi şikayet var. İstanbul'un camiler, minareler ve kubbelerden oluşan silueti neredeyse Ak Parti tabanı için kutsal değerler taşıyor. Ona karşı yapılan girişimler, belki iktidarın bir kesimiyle bir dirsek teması kurmuş olabilir ama tabanı çok ciddi rahatsız ediyor. O yüzden Ak Parti içinde kırılma değil Ak Parti vicdanının biraz 'Yeter artık' deme gayreti olabilir diye düşünüyorum. Ben şahsen o duyguyu taşıyorum. Adalet ve kalkınma duygusunu beraber yan yana koyarak başlamışsak, her iktidarın uçağına binen bir takım tipler gelip bu tabana karşı bizi güç durumda bırakacak olan aç gözlülüklerini biraz ertelesinler, biz de tabanımızın istediği doğrultuda yolumuza devam edelim. Edelim ama tabanımızın ve vicdanımızın istediği doğrultuda."

Günay, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Mesaj alınmıştır" ifadesini ise kendi açısından "Toplumu dinlemek gerektiğini bir kez daha çok çarpıcı bir biçimde biraz da son günlerde acı olaylarla bize hatırlattı" diye değerlendirdi.

Yaşanan olaylarda Hatay'da bir kişinin hayatını kaybettiğini, İstanbul ve Ankara'da atılan gaz bombaları nedeniyle bir öğretim üyesi ve öğrencinin gözünü kaybettiğini hatırlatan Ertuğrul Günay, "Bir binanın, bir yapının insanının canına değmeyeceği düşüncesindeyim. Bir insan öleceğine, bir insanın burnu kanayacağına bir aile mutsuz olacağına varsın bir bina, bir gökdelen, bir rant ve kar merkezi yapılmayıversin. Benim inancım, itikattım, siyaset, insanlık anlayışım budur" diye konuştu.

Türkiye'nin birbirinden farklı birçok noktasında bu kadar insanın sokağa döküldüğü bir aşama, bu insanlar arasında ak ve kara gibi bir kategorileştirmenin de geçersiz olacağına dikkat çeken Ertuğrul Günay, şöyle konuştu:

"Demek ki, bizden mutlu olanlar kadar, olmayanlar da var. Bizim görevimiz olmayanların nedenlerini dinlemek ve makul cevaplarla iknaya çalışmaktır. Yönetici olmanın, iktidar olmanın üzerimize yüklediği görevdir bu. Bunca insanın sokağa çıkmasını hiçbir şey olmamış gibi karşılayamayız. Bizim inancımızda bir söz vardır, 'Dicle kıyısında kurt kapsa koyunu gelir adli ilahi emirden sorar.' Yani yönetenden sorar onu. Bunu sadece teorik olarak benimsemememiz, yönetim felsefesi haline getirmemiz gerekiyor. Bizden bazı insanların şikayeti var."

Ak Partinin insanların yaşam tarzlarıyla meşgul olmadığını sadece yaşam kalitesini yükseltme odaklı çalıştığını ve bunu hiç tartışmaya fırsat vermeyecek şekilde hayata geçirmesi gerektiğini dile getiren Ertuğrul Günay, "İnsanlar bizden haklı veya haksız kendi yaşamlarına karışmamızı istemiyorlar ama topyekün iktidardan beklentileri her alanda yaşam kalitesinin yükseltilmeye çalışılmasıdır. Görevimiz de budur, görevimizin sınırları da budur. Demokrasilerde bunun ötesine geçmek iktidarın yetki tecavüzü olur ki bu doğru ve haklı bir davranış değildir" diye konuştu.

Herkesin nasıl yaşayacağına kendisinin karar vereceğini ve bu noktada iktidarların görevinin kesinlikle insanlara yaşam tarzı dayatmak olmadığını belirten Ertuğrul Günay, "Ondan ötesi iktidarlar için yetki tecavüzü olur" dedi.

Bakanlığı döneminde başta Başbakan Erdoğan'ın bugün rahatsız olduğu ve İstanbul siluetini bozan Kazlıçeşme Konutları, Topçu Kışlası'nın ve Gezi Parkı'nın yapılması konusunda çok ciddi itirazları dile getirdiğini ve mücadele verdiğini kaydeden Bakan Günay, şunları söyledi:

"Sanatçı arkadaşları ve medya herkesi görüyoruz. Ne yaptığımı anlamış olsalardı bugün sanıyorum kendileri içinde daha rahat bir ortam oluşmuş olurdu. Kars'ta İnsanlık Anıtı'nda da birbirimizi incitmeyen sözcükler kullanalım diye gayret gösterdim, bir düzeltme gayreti gösterdim. Ama sözde duyarlı arkadaşlar hükümette bir değişiklik olsun kampanyası açtılar ama olmadı fakat sonuçta uzun vadede başka sıkıntıların önünü açmış oldular. Duyarlılığım siyasi polemiğe kurban edildi."

Eski Bakan Günay, sendikaların itiraz ettiği ve yeni bir eylem sürecine kapı aralayacak hazırlık süreci devam eden 'Türkiye Sanat Kurumu ile Sanatın Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı'na ilişkin soruya ise "Böyle bir tartışma, umarım şu konjonktürde gündeme gelmez ve yararlı da olmaz" dedi.

Ertuğrul Günay, bakanlığı sonrası daha çok yer almaya başladığı twitter ve benzeri sosyal medya ortamlarının kullanılması gerektiğini söyledi. Bakanlığı döneminde basınla daha çok iç içe olduğu için görüşlerini kamuoyuna aktardığını düşündüğünü fakat sonuçların hiç de öyle olmadığını gösterdiğini belirten Günay, "Sosyal medyayı bence erkenden kullansın, ileride sorunları olacak arkadaşlar. Bakanlık görevi bittikten sonra görüşlerimi bu vesileyle duyuyorum yoksa muhalif ruhun canlanması değil" dedi. (Radikal)

 

06.06.2013

 

'Bunlar ABD Büyükelçiliği'ne saldıranlardandır'

 

Tayyip Erdoğan'dan Tunus’ta açıklama:

Daha öncede ifade ettim bu olaylara karışmış olan çevre duyarlılığı olan vatandaşları bunun dışında tutuyorum. Çevre duyarlılığı gösteren insanların niyetlerini kötü niyetli kullanıyorlar.

Bildiğiniz gibi ABD Büyükelçiliği’ne saldıranlar oldu. Bunlar onlardandır. Masum insanların ve kamu mallarının zarar görmesine neden oluyorlar. Otobüs ve caddelere zarar veriyorlar.

Taksim projemiz tarihi çevreyi ve kültürü bir arada toplayan bir projedir. Ve bu proje İstanbul’a çok güzel bir ortam oluşturacaktır.

Biz en çok ağaç dikmiş hükümetiz. Taksim projemiz tarihi ve kültürü bir arada toplayan bir projedir. İstanbul'da çok güzel bir ortam oluşturacaktır bu proje. Tarihi ve kültürel bilinci birleştirecek bir proje bu. Orada AKM'nin yer aldığı yerde büyük bir opera yapacağız. O da güçlü bir merkez olacak. Daha güzel bir hale getirmek için vatandaşlarımızın hep beraber orada nezih bir ortamda gezme ve eğlenme fırsatı bulacaktır.

AK Parti çok büyük icraatlar yaptı. Hem Türkiye'de hem de İstanbul'da. Bu tür eylemler AK Parti'nin icraatlarına engel çıkarmak için yapılıyor.

 Burada Topçu Kışlası var mı, yok mu? Orada olmayan bir şeyin vaadini vermedik. Orada yapılmış olan Topçu Kışlası'nı aslına döndürüyoruz ve orada muhteşem bir eseri yeniden yapıyoruz.

Onlar neden AK Parti böyle bir iş yapıyor diye karşı çıkıyorlar. Kaldırım taşlarını sökmekte ve zarar vermektedirler, otobüslerin durakların zarara uğratılmasını sorgulatmak lazım. Samimi vatandaşlarımızın arasına kimlerin karıştığını da bilmek lazım. Bu vatandaşları ülkeyi ve çevreye korumaya davet ediyorum.

Erdoğan, bir gazetecinin Bülent Arınç'ı kast ederek yönelttiği "Yardımcınız özür diledi, bu özrü paylaşıyor musunuz" sorusu üzerine konuşmasına şöyle devam etti: 

Yardımcım gerekli açıklamaları yaptı, bizleri tabii takip edemiyorsunuz. İş aşırı kullanılmış bir gaz nedeniyle olduysa onunla ilgili üzüntümüzü dile getirdik. Dünyada hiçbir yer yok ki göz yaşartıcı gaz kullanmasın.

Hiçbir hak, hukuk dışı yollarla yapılamaz. Eğer yürüyüş yapacaksanız bunu hukuka uygun yapmalısınız. İstediğim yerde miting yaparım, yakarım yıkarım derseniz buna müsaade edemeyiz, biz 21.5 milyon oy almış bir partiyiz. Hiçbir zaman tabanımızı sokaklara dökmedik. Bilmeniz gerekiyor ki yapmanız gereken şey, hukuku korumaktır. Yargı kararını verdi ve bize hakkımızı verdi. 

"Tunus halkının demokrasi barış ve refah yolunda kayda değer mesafeler kat etmekte olduğunu yerinde müşaade etmenin memnuniyetindeyiz. Bu ziyaret ile ikili ilişkilerimizi geliştirme fırsatı bulduk. Ortak kültürel mirasımıza da sahip çıkmamız gerektiğine inanıyoruz. Türk ve Tunus halkı arasında ortak bir kültür olduğunu söylüyoruz. Türkiye güçlü adımlarını Tunus’un yanında hissettirmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı'mız da Tunus’u ziyaret etmiştir. Bu ikili ilişkilerimize verdiğimiz önemi göstermektedir. Türkiye, Tunus’un ileriye adım atmasında yanında olacaktır.

Türkiye’den 50 firma Tunus’ta faaliyettedir. Bu firmaların büyük yatırımları bulunmaktadır. Bu ziyaretimizde değişik sektörden 215 iş adamı ile birlikte geldik. Karşılıklı yatırımlar her iki ülkeye büyük imkânlar sağlayacaktır. Bütün iş adamlarını Tunus’a yatırıma davet ediyorum.

Ekonomik alanda Tunus’u artarak desteklemeye devam edeceğiz. Diğer alanlarda da yatırımlarımız ve desteğimiz devem edecek.

Demokrasi ve ekonomi beraber giden konulardır. Bunların dengeli bir şekilde ilerlemesi lazım. (T24)

 

'Yarabbi, bu gençlerin soluklarını güçlü eyle'

 

İhsan Eliaçık:

“Antikapitalist Müslümanlar grubunun fikri öncüsü”, Kandil gecesi Gezi Parkı’nda kılınan namazda, Fatiha süresini okuduktan sonraki duası:

Yarabbi... Dokuz gündür bu meydanda direniş içerisinde olan gençlerin seslerini kavli, soluklarını güçlü eyle. Direnirken ölen kardeşimize Allah’tan rahmet, kalanlara mağfiret diliyoruz. Zalim Sultan’a karşı, Hakkı haykıran gençleri bu memleketten eksik eyleme. (T24)

 

07.06.2013

 

'Sipariş üzerine ilanlar yayınlanmasın'

 

Tayyip Erdoğan, AB’yle ilgili olarak katıldığı konferansta, yabancı medya eleştirisi ve Doğan Medya’ya dolaylı mesajı:

Yabancı medya sipariş üzerine ilanlar yayınlamamalı. Bunu kendilerine hatırlatırım. Gazetelere parayı basmak suretiyle ilan verenlerin kim olduklarını da biliyoruz. Bunları da hatırlatmak isterim. Yabancı medyaya da yanlı ilanlar basmamasını da hatırlatırım. Parayı bastırıp bu ilanları verenlerin kaynaklarını da biliyoruz. (…) Faiz lobisi de heveslenmesin. Bu halkın dediği olacak. Bu yine Türkiye’deki faiz lobisinin iktidarımızı engellemek için attığı adımdır. Onlar da hiç heveslenmesin, o istedikleri olmayacak. (…) Hilton'la ilgili arkasındaki yeşili Hilton’a ilave etmek istediler… İstanbul Başkanıma söyledim, kesinlikle buna izin vermeyeceksin… Biz olmasak Hilton arkasındaki alan da beton olacaktı. (Gazeteciler.com)

 

'Sanatçıyım, siyasetçiyim diyerek kışkırtmanın alasını yaptılar'

 

Tayyip Erdoğan, Kuzey Afrika gezisi dönüşünde havaalanında miting yaptı:

Biz hiçbir zaman gönüller yıkmanın değil, gönüller kırmanın tarafından değil, gönüller yapmanın tarafında olduk. Bizim kavgayla, çatışmayla, vandallıkla, vurup kırmayla, yakıp yıkmakla, kırıp dökmekle işimiz olmaz. (…) "Kardeşlerim; altını çiziyorum, faiz lobisine rağmen buralara geldik. Ve bu faiz lobisi, şu anda borsada sıkıntılara girmek suretiyle bizi tehdit edeceğini zannediyor. Şunu çok iyi bilmeleri lazım; bu milletin alın terini biz onlara yedirtmeyeceğiz. Bir bankanın genel müdürü çıkıp da bu vandalizmi organize edenlerin yanında olduğunu söylüyorsa bunlar karşısında bizi bulacaktır. (…) Şimdi Gezi Parkı'nda sayısı 15'e bile varmayan ağaç için yapıldığı söylenen gösteriler, arkasında üç kayıp bıraktı. İki gencimiz hayatını kaybetti, bir başkomiserimiz şehit oldu.

Kardeşlerim bu gençlerin ölümü ne kadar önemliyse benim polisimin şehadeti de en az onlar kadar önemlidir. Bu polis kimin polisi? Bu ülkede can güvenliğimizi sağlamak için görev yapıyor. Yeri geliyor teröristin, yeri geliyor anarşistin, yeri geliyor vandalizmin karşısına dikiliyor (…)

Kardeşlerim gazeteciyim diyerek, sanatçıyım diyerek, siyasetçiyim diyerek  son derece sorumsuz bir şekilde hukuksuzluğun, ayrımcılığın, kışkırtmanın alasını yaptılar. Demokratik gösteri hürriyeti özelliğini kaybederek artık vandallığa, artık tam anlamıyla hukuksuzluğa dönüşen bu eylemler derhal son bulmalıdır.

Samimi hissiyatla yola çıkıp terör örgütlerinin aracı olan masum vatandaşlarımız bu kirli oyunu görüp uzak durmalıdırlar.

Benim masum vatandaşlarım bu gösterilerden kendilerini ayırmalıdırlar. Her ne yaparsak demokrasiyle, hukukla yapacağız. Bunun dışında ne olursa 76 milyon hep birlikte bunun karşısına dikileceğiz. (…)

Polis görevini yerine getirdi, ancak aşırı güç kullanımının gereğinin yapılacak. (Gazeteciler.com)

 

'Yüzde 50'nin değil, yüzde 100'ün partisiyiz'

 

Tayyip Erdoğan’ın demeci:

Avrupa Birliği Türkiye'ye verdiği sözleri unutturmaya çalışmaktan vazgeçmelidir. AB'nin Türkiye önüne koyduğu blokaj, kendisine koyduğu blokajdır. Türkiye bütün imkanlarıyla bütün kararlılığıyla AB sürecine bağlılığını sürdürüyor. Bu kararlılığımızın tezahürüdür bu konferans. Bu mesajların AB tarafından da doğru algılandığını düşünüyorum.

Türkiye’nin AB’ye ilk fiili başvurusu 1959’a kadar gidiyor. O dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Ortaklık Anlaşmasını da 1969’da imzaladık. Yarım yüzyıl içinde Türkiye ancak müzakere eden aday statüsünü elde etti. Biz özeleştiri yapıyoruz ama aynısını muhataplarımızdan da bekliyoruz. AB sürecinin 10,5 yılda yapılanlarla orantılı gitmediğini görüyoruz. Peki neden AB tarafından haksız engellemelerle karşı karşıya kalıyor Türkiye.

AB Türkiye’ye verdiği sözleri, altına imza attığı belgeleri unutmaktan ve unutturmaya çalışmaktan vazgeçmeli. Türkiye asla oyalanacak ülke değildir. Köklü tarihi ile çok daha geniş temsil kabiliyeti olan bir ülkedir. Türkiye’ye sırtını dönen Avrupa, kendi değerlerine de sırtını dönüyor demektir. 8 yılda sadece 13 faslı müzakerelere açabildik. Diğer şartlar tamam olduğu halde siyasi ve ideolojik sebeplerle 16 faslın müzakereleri başlatılmıyor. 3 yıldır atılabilmiş bir adım yok.

AB’nin Türkiye’nin önüne koyduğu her blokaj kendi geleceğinin üzerine koyduğu blokajdır. Vize rejimi bizden daha çok Avrupa’ya zarar verir hale geldi. AB’nin içindeyiz. Ta Latin Amerika ülkeleri Schengen’den istifade ediyor, müzakereci Türkiye bundan istifade demiyor. AB müktesebatında bunun yeri var mı? Ben okudum. Öyle bir şey göremedim. AB ahde vefa esasına dayanır. Ahde vefa da yok. 3 yıldır biz sizi şu nedenlerle almıyoruz desinler. Zaman zaman 2’li yaptığımız görüşmelerde söylüyorlar ama iş bu noktaya geldiğinde değişiyor.

O zamanlar biz liderler zirvesine çağırılıyorduk. Sonra Fransa’da değişiklik oldu. Sarkozy göreve gelince müzakereci veya aday ülkeler liderler zirvesine katılamaz oldu. Şimdi Sarkozy gitti. O dönemdeki devlet başkanlarından da kimse kalmadı. O 15’ten kimse kalmadı. Hepsi hemen hemen değişti. Şu anda bu süreci takip eden bir ben kaldım. Vize muafiyet görüşmelerinin vizelerin tamamen kaldırıldığı bir süreçle sonuçlanmasını temenni ediyorum.

Biz zaten AB üyesi ülkelere girmişiz. 6 milyon insanımız var. Belçika’da, Fransa’da.. Her yerde varız, biz zaten fiilen girmişiz. AB yetkilileri tarafından da açıkça dile getirilen bir hususu hatırlatmak istiyorum.

Bugün artık AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacından bahsetmek gerekiyor. Win-Win esasına göre bu işin düzenlenmesini savunuyorum. Hala tercihimizi AB yolunda olmaktan yana tercih ettiğimizi söylüyorum.
Ama tek taraflı sürecin gitmesi mümkün değil.

Halkımızın inancı sarsılmış durumda. Yaptığımız anketlerde görüyorum. AB’ye bizi alırlar mı sorusuna aldığım cevap maalesef yüzde 30’lara düştük. Aralık 2004’te Türkiye yüzde 75’i konuşuyordu.

Umutlarımız yok edildi. Bir dönem AB sürecinin Türkiye’nin demokratikleşmesinde kaldıraç rolü oynadığını elbette inkar etmiyoruz. AB’nin tam üyelik sürecinde somut bir adım ortaya koyması gerekiyor.

Çalışmalarımızı yarın AB üyesi olacak gibi yürütüyoruz. Ben çok açık ve net söylüyorum: Türkiye şu anda AB müktesebatına uygun olarak çeşitli kurum ve kuruluşlarıyla AB’ye girmeye birkaç düzenlemeyle hazırdır.

Son dönemde AB ve ülkeler tarafından ifade özgürlüğü nedeniyle eleştirileri olduğunu görüyorum.

AB’nin temel hak ve özgürlüklerle ilgili başlığı ele alınıyor. AB’nin müzakerelere başlayacak ülkeler için koyduğu kural var. 23. ve 24. Faslı açmadan aday ülkeler diğer başlıklardaki müzakereleri açamıyor
Türkiye Rum kesiminin koyduğu engel nedeniyle bu müzakereleri açamadı. Yükümlülüklerimiz bile bildirilmedi. Fasıllarda açılış yapılabilir ancak kapanış yapılamaz hükmü geldi. Fasıllarda sadece açılışlarla bizi bıraktılar. Türkiye’ye bu reva mıdır. 

Türkiye, cumhuriyet tarihinde Avrupa standartlarına en yakın noktadadır. Bir çok konuda bir çok AB üyesi ülkeden ileridedir. AB üyesi ülkelerde etnik köken ayrımcılığı yapanlar var, dini noktada ayrımcılık yapanlar var. Benim ülkemde biz bu konuda sıkıntı yaşamıyoruz. Benim ülkemde Roman  vatandaşlarıma karşı en ufak bir ayrım yapamazsınız. TOKİ ile onlara iskan yerleri açtık ve onlara konut inşa ediyoruz.

Avrupa’nın en önemli ülkesi Romanları sınır dışı etti. Ne oldu? Niye ses çıkmadı.
Almanya’da benim vatandaşlarım öldürüldü.

Niçin Türkiye’den giden medya mensupları o mahkemelere alınmadı, o yargılama süreçlerini takip edemediler. Bunları söyleyince Erdoğan çok sert. Biz doğruyu söylemek zorundayız.
3. ve 4’ncü yargı paketini çıkardık. Ülkemizdeki birçok engellemelere rağmen çıkardık.

Azınlıklara gayrimenkullerini iade ettik. Azınlık vatandaşlarımın mağduriyetlerini maliyetleri düşünmeksizin giderme derdinde olduk.

Son günlerde Taksim gezi Parkı düzenlemesiyle yaşanan olaylar kimseyi yanlış düşüncelere sürüklemesin. Burada korkunç bir dezenformasyon var. Sosyal medyanın korkunç bir yalan kampanyası var. Tespitlerle elimdedir. Her şeyden önce muhatabınızı bileceksiniz.

Burada böyle bir muhatap söz konusun değil. Milletin parlamentodaki temsilcileri ne iş yaparlar diye sormaz mısınız? Gezi ile ilgili alakalı animasyon görüntüleri 2011 seçimleri öncesi yaptım. O günden bugüne kimsenin sesi çıkmadı. Çevre hassasiyeti olan kardeşlerime sesleniyorum. 

Çevrecilikte ortaklık yapacaksınız gelin bu başbakanızla yapın. Çevreyi tarihi, kültürüyle, yeşiliyle tanıdım. Ben belediye başkanlığı yapmış bir adamım. Yeşilin ne olduğunu bilirim. Taksim gezi Parkı’na daha önce Sheraton vardı. O zaman yeşil alanlar söküldü. Acaba neden onu engellemediler. Koç Üniversitesi orman alana yapılmıştır.

Ben Başbakan olarak onlarla savaş verdim. On binlerce 10,15 yaş üstü ağaçlar Kilyos’ta söküldü. Dönemin cumhurbaşkanı açılışını yaparken ‘Buranın açılmasına mani olanlar nerede’ dedi. Cezaevindeydim. Yargı meselesine aynen devam ettim çıkınca.

Başbakanlık dönemimde yargı orada Türkiye Cumhuriyeti’nin haklılığını teyit etti. Şu anda Koç Grubu aslında bu noktada yıkılma durumu da var. Orman Bakanlığına hayır dedik. Kirayı ödesinler dedik.

Aynı şey Sabancı Üniversitesi içinde geçerli. Orası da orman alanıdır. Bu ülkede bugüne kadar belli bir kaymak takım değerlendirmeye alışmıştır. (T24).

 

'İstanbul'un rant lobisi hesabımızı görecek, demiştim'

 

Ertuğrul Günay’ın Koray Çalışkan’a verdiği mülakattan:

Artan selamların üstüne, “Vatandaş sizi yolda çevirdiğinde ne diyor?” diye sordum, Geçenlerde Kürtlerin yaşadığı İzmir Kadifekale’de bazı vatandaşlarla sohbet ederken birisine şöyle demiş: “Neden şikayet ediyorsunuz? Bakın ne varsa yapıyoruz. Hangi hizmet, işte Uludere’ye, pardon Uludere demeyeyim... Yüksekova’ya...”

O sırada durdu. Sürçen dilin kıvrak ironisi ikimizin de yüzüne düşünceli bir gülümse yaydı. “Allah söyletiyor galiba” dedim.

Güldük ve devam etti:

 Yüksekova’ya, Şırnak’a havaalanı yapıyoruz dedim. O gün yaşlıca bir bey dedi ki: ‘Evet hizmete itirazım yok. Allah razı olsun. Ama kimlik? Bizim var olma hakkımız ve kendimizi ifade hakkımız var, bunu vermiyorsunuz.’ Bizim anlamamız gereken, hayat tarzlarına müdahale edilmeksizin hayat kalitelerini yükseltmeye çalıştığımız insanların bizimle ilgili tereddütlerini okuyup, ona uygun cevaplar üretme zorunluluğu.

“Gezi Parkı’nı yıkmak, ağaç kesmek nasıl yükseltecek hayat kalitesini?” diye sordum:

Eskiden yeşil olan alanlar, şu anda betonlaşmış. Ortada sadece bu kışlanın yıkılmasından kalan bir yeşillik var ve insanlar istiyorlar ki artık bu yeşillik yok olmasın, çünkü her taraf beton oldu. Taksim’de böyle bir yeşilliğe çok ihtiyacımız var, orada 80 yıllık ağaçlar var.

Bakanlığı sırasında verilen Koruma Kurulu kararını anımsattım.

“Koruma Kurulu orada eskiden Topçu Kışlası diye bir bina vardı dedi, binanın varlığını tescil etti, bina yapılsın demedi” dedi ve yaşlıca bir başörtülü teyzenin “Benim canımı alsın Allah ama bu ağaçları almasın” diye hayıflandığını anlattı.

Başbakanı neden ikna edemediniz?

İstanbul’da özellikle bu imar sorunlarında, betonlaşma, yüksek yapılaşma konularında İstanbul Belediyesi ile de, zaman zaman Sayın Başbakan ile de ihtilafım oldu. Arkadaşlarıma ‘bu İstanbul’un imar lobisi, daha doğrusu rant lobisi bizim hesabımızı görecek’ dedim. Sonuçta da öyle oldu...

Rant lobisi konusunda itirazlarımı ve kaygılarımı Başbakan dahil herkesle paylaştım. Bıraksanız Sultanahmet'e dahi AVM yapar bunlar.

İstanbul’da 1 metrekare çok değerli... Ama onlar, göklere kadar yükselen ne kadar şirk kulesi, ‘şirk kuleleri diyorum ben bunlara’, dikerlerse o kadar gelir elde edecekler. Ve kapitalizm çağındayız. Bunu bir kez daha çok çarpıcı bir şekilde hatırlamak gerekiyor.

Günay’a göre bakanlıktan ayrılmasına neden olan gelişmelerden biri Gezi Parkı olmuş. İstanbul’un rantına göz diken rant lobisi uzun süredir kendisiyle uğraşıyormuş. Bu noktada “ AK Parti’de kendisinden başka bu konuyu sorgulayan başka kimse olup olmadığını” soruyorum.

Liderler seçim kazanıp üst üste güçlü hale gelince hemen hemen hiçbir siyasi partide eleştirilmezler. Böyle bir partiye egemen olunca hiçbir lider de eleştiriden pek hoşlanmaz. Bunu Sayın Erdoğan’ın dışında da söylüyorum... Sayın Erdoğan çok başarılı bir siyaset adamı ama dost odur ki ‘başka türlü düşünsek ya da başka türlü yapsak’ diyebilme cesaretini gösterir. Öyle bir eksiğimiz olduğunu düşünüyorum. Erdoğan gibi güçlü bir insanın çevresinde doğruyu söyleyen insanlara ihtiyaç var. Liderlerin etrafını öyle insanlar sarıyor ki dışarıyı görmüyorsunuz. Ve tabi oradan her yaptığım doğru anlayışına varıyorsunuz. 

Eylemciler haklı mı?

Oturduğumuz parkı gösteriyor:

Şu Meclis’in bahçesi kadar büyük bir park Ankara’nın içerisinde yok. İstanbul’u konuştuğumuzda ben Sofya’yı örnek gösteriyorum. Sofya İstanbul’a bir saat mesafede. Sofya’nın içinde bırakın Gezi Parkı gibi minicik bir yeri, Beyoğlu kadar yeşil alan var. Gezi Parkı’na dair halkın talebi çok insani. Gezi Parkı’nda yeni bir bina yapılmasını doğru değil.

“Peki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş o parkı yok edip, neden kışla yapmak istiyor?” diyorum. Bir süre düşünüyor:

“İstanbul’un değil, Türkiye’nin ve dünyanın en değerli arsalarından birisi orası. İnanılmaz rantı var. Özet.” Devam etmesi için bekliyorum. “Anladınız siz” diyor, anlıyorum.

Günay’a göre polisin İstanbul’daki göstericilere aşırı müdahalesinin Cuma’ya denk gelmesi tesadüfi değil:

Cuma günü orada namaz kılınacaktı ve bu eylemlerin İstanbul’da sadece AK Parti karşıtlarının işi olmadığını, İstanbul halkının, AK Parti’ye oy vermiş birçok insanın da ortak eylemi olduğu ortaya çıkacaktı. Bundan sonra o parka müdahale etmek çok zor hale gelecekti. O engellendi. Bu çok kasıtlı bir davranıştır. Bir Cuma birlikteliğini engelliyorsunuz. Ne için? Oraya yapacağınız rant merkezini korumak için. Bu kabul edilmez bir şeydir. Orada bambaşka bir eylem var. Türkiye insanına çok tanıdık bir başka dayanışma sergilenecekti ve parka müthiş bir dokunulmazlık kazandıracaktı. Bunu aynen bizim anladığımız gibi başkaları da anladı. Aslında bu ihtimale müdahale ettiler.

“Peki Cuma kılınsaydı, ağaçların altında insanlar saf tutsaydı?” diye sordum.

Şöyle devam etti:

Millet anlayacaktı. Bu eylemlerin AK Parti karşıtlarının işi, marjinallerin, inançsızların işi olmadığı, tam tersine AK Parti’nin mütedeyyin tabanının da ağaca, yeşile, İstanbul’a sahip çıktığı anlaşılacaktı. Her şeye rağmen burası insanlığın omuz omuza verdiği bir kutlu park haline geliyor. Onu yıkıp artık bir rant merkezi yapamazsınız.

“Şimdi ne olacak?” diye sordum:

Mahkeme kararı var bir kere, onu bekleyeceğiz. Hukuki prosedür budur. Şu anda ondan fazlası söylenemez. Gerçi Sayın Başbakan ‘mahkeme kararına rağmen de yapacağız’ dedi. Ama Sayın Arınç, ‘biz hukuk devletiyiz ve bu kararın sonucunu bekleyeceğiz’ dedi. Doğrusu budur. Proje değiştirilir mi bundan sonra? Sayın Cumhurbaşkanı bunun da olabileceğine işaret etti. Umuyorum ki Sayın Başbakan da bu gelişmeleri gördükten sonra hiçbir binanın, bir insanın ölümüne, birkaç kişinin gözünü yitirmesine değmeyeceğini vicdanında hissedecektir ve bu projeyi değiştirme ihtiyacını o da kabul edecektir. Çünkü akıl da izan da iman da bunu gerektiriyor. Bir insanın canına, bir gencin gözüne dünyanın bütün binaları feda olsun! 

Konuyu yerel seçimlere getirdim. Düşünülenin aksine Günay net:

“Benim yerel seçimlerle ilgili hiç bir hazırlığım da yok, beklentim de yok. Niyetim de yok...” İzmir’i soruyorum: “İzmir’i ister miydiniz belediye başkanı olarak?” Yanıtı yine net: “Belediye başkanlığı hiçbir yerde istemem.” (T24)

 

'Eylemlere tavırsız kalırsak, bize oy veren yüzde 50 hesap sorar'

 

Tayyip Erdoğan, Tunus’ta yazarlar ve bakanlarla kahvaltı sırasında, “Din de emrediyorsa ben ne yapayım?” konuşmasından:

Mevcut Gezi Parkı’nın tamamını yok etmeyeceğiz. Topçu Kışlası’nı, Selimiye Kışlası gibi kullanacak halimiz yok. İstiyoruz ki zenginlik katan işlevi olsun. Bir AVM ifadesi geçince bu İstinye Park, Kanyon gibi anlaşıldı. ?İstanbul’un ciddi bir şehir müzesi yok. Turistler için cazibe merkezi olacak bir müze. Burada kitapevleri, geleneksel hat, tezhip, halı satan dükkanlar olabilir.”

AKM hakkında yıkım kararı var. Yıkım kararı olduğu için işlevi olmayan bir merkez. Ben bu haliyle AKM’yi Taksim’e yakıştıramıyorum. Mimarlarıyla görüştüm, muvafakat ettiler. Burada dev bir opera binası yapalım. Cemal Reşit Rey, Lütfi Kırdar ses kalitesi ve sahnesi ile operaya uygun değil. Dün Bülent Bey görüştü. AKM yıkılmamalı, Topçu Kışlası yapılmamalı, biber gazı yasaklanmalı, vali ve emniyet müdürleri görevden alınmalı... Talepler bunlar. Böyle bir talep olabilir mi? Referandum istemiyorlar. Çünkü doğacak neticeyi görüyorlar. Bu taleplere Bülent (Arınç) Bey gerekli cevabı verdi. Bu süreç içerisinde bu talepleri yapanların durumuyla bu talebin dışında kalanların ayrışmasını yapmak durumundayız. Ağaçların sökülmemesi talebini samimi olarak yapanlar dışında bu olayları teşvik eden DHKP-C’den İşçi Partisi’ne kadar bunların tohumlamasını yapan gruplar var, istihbarat elimizde mevcut. Madem olay Gezi Parkı’dır bununla ilgisi olmayan iller neden buna dahil oldu? Niçin İzmir, Ankara veya özellikle Hatay, Gezi Parkı bahane, gerisi şahane mantığıyla yürütülen bir süreç. Peki, bunların çevreci yanı varsa soruyorum: Ceylan Otel, Koç ve Sabancı üniversiteleri orman arazilerine yapılmış. O zaman bunlar neredeydi? Ben Koç Üniversitesi’ne karşı belediye başkanı iken adeta savaş verdim ve hapse girdiğim zaman yanımda kimseyi bulamadım. Gökkafes’e karşı da büyük savaş verdim. Kimse bana çevrecilik dersi vermesin. Bunları yapanlar, AK Parti ve AK Partili Başbakan Tayyip Erdoğan. Acaba biz AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ı bu yolla yıpratabilir miyiz diye düşünüyorlar. Benim vatandaşımla bir problemim yok. AK Parti için değil, 76 milyon için yapıyoruz. Twitter ve sosyal medyadan yalan yanlış haberler üretmek suretiyle kampanya yapıyorlar. Türkiye adına bir dertleri yok. Dün (önceki akşam) akşam Miraç Kandili. Sağ olsunlar Miraç Kandili’nde Dolmabahçe’de kandil simidi dağıtmışlar. Ama bir gece önce Dolmabahçe Camii’ne ayakkabıyla girerek içeride her türlü ahlaki olmayan şeyi yapıyorlar. Bizim âdetimizde, bizim kültürümüzde camilere böyle bir saldırı olabilir mi? Çarşı grubu diye bir grup var. Bu grup geliyor Başbakanlık ofisine saldırıyor. Diyorlar ki polis çekilsin. Polis nasıl çekilsin? Polis Başbakanlık Ofisi’ni korumayacak mı? Aynı şekilde Ankara’da da Başbakanlığa, il merkezimize yürüdüler. Polis bunları korumayacak mı?

Başbakan’a polisin ilk günkü orantısız müdahalesini ve hükümetin yaptığı özeleştiriyi soruyoruz. Bunun üzerine,

Bir kitle var ve hiçbir şeyi dinlemeden geliyor. Bizden herhangi bir miting alanı mı veya toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu ile alakalı bir şey mi istendi? Öyle olsa, demokratik taleplere canımız feda. Biber gazı olayındaki aşırılıkları eleştirdik. Ama dünyada biber gazının yasak olduğu hiçbir gelişmiş ülke yoktur. Bırakın sadece biber gazı kullanmayı Amerika’da Wall Street olaylarında 17 kişi öldü. Aynı şey İngiltere, Almanya ve Fransa’da oldu. Biber gazını fevkalade bir hal olmadıktan sonra asla kullanmayacaksınız. Su kullanın, bu tür dağıtma işlemlerini yapın diye söyledik. Buna daha sonra büyük ölçüde uydular.

Peki ya provokatörler?

Sadece içeride değil dışarıda da bunun uzantıları var. İki üç ay öncesinden benzer haberleri alıyorduk. Ama biz çevre ve yeşil bahane edilerek bu adımın atılacağını düşünmüyorduk. Çünkü en başarılı olduğumuz alan çevrecilik. Başka bir yerden olabilir diye düşünüyorduk. Bakın Hatay’da cenaze oldu. Attıkları tweetlerde kurşunlanarak öldürüldü, dediler. Kurşunlanarak öldürme gibi bir olay yok. Faili aranıyor. Tespit edilince kim olduğu ortaya çıkacak. Orada 50 bin kişi toplanıyor. Sıkıntı olmadan cenazeden sonra dağılıyor. Ama 2 bin kişi... Nusayri Mahallesi, karşısında Sünni Mahallesi var. Sünni Mahallesi’ne saldırmak için tahrik ediyor. Polis orada işini yapıyor. Polisimizin yanlışı vardır, eyvallah. Ama güvenlik güçlerimiz üzerine düşeni yapmasın mı? Orada bir mezhep kavgası mı çıksın?

Diktatör cevabı:

Ne yaptık? Kimi astık, kimi kestik? Dönemim içinde 7 seçim yaşadık. Üç genel, iki yerel seçim, iki referandum yaptık. İsteyen istediği kadar parti kuruyor. Üstüne üstlük darbe girişimleri yaşadık. Partimize açılan kapatma davasındaki tabloyu biliyorsunuz. Ama biz sabrettik, kitlemizi sokaklara dökmedik. Yargı içinde mücadelemizi verdik. Sonra yapılan seçimde yine oylarımızı artırdık. Demokrasiye inandıklarını söyleyenler samimi değiller. Azınlığın burada çoğunluğa tahakkümü var. Böyle bir şey karşısında tavırsız kalacak olursak yüzde 50 AK Parti’ye oy verenler sen benim oyuma sahip çıkmadın hesabını yarın bana sorar. Bizim verdiğimiz hizmetlerde ayrımcılık var mı?

Ben iki yazımda da belirttim, Başbakan’ın yeni bir balkon konuşması yapması yönünde ciddi bir talep var. Haliyle bu soruyu yöneltiyorum. Şöyle diyor:

Balkon konuşmasına benzer bir konuşmayı buraya gelmeden önce havaalanında yaptım. Bu işlere karışmamış olan kardeşlerim bu oyuna gelmesin. Birliğimizi beraberliğimizi bozmak isteyenlere karşı bu oyunu bozsunlar. Bunları söyledik. Benzeri şeyleri hep söylüyorum. ‘Ben vatandaşımın hizmetkarıyım, efendisi değilim’ diyorum.

Benim için toplantının en olumlu mesajlarından biri Alevilerle ilgili. Tunceli’deki üniversiteye Pir Sultan Abdal, Nevşehir’dekine Hacı Bektaş-ı Veli ismini verseniz? Yavuz Sultan Selim hassasiyetinden sonra böyle bir adım çok birleştirici olmaz mı diye sorunca:

Yavuz ismi Alevi vatandaşlarımıza yönelik asla değil. Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş-ı Veli isimlerini elbette değerlendirebiliriz. Ben Yavuz’u diğer padişahlardan ayrı bir yere koyarım. Çok önemli bulurum” diye yanıtlıyor. Alkol düzenlemesi ile ilgili ise kararlılığı sürüyor. “Dünyadaki uygulamalara baktık. Üstelik bizden önceki iktidarlar döneminde düzenlenen anayasa maddesi var. Onlar bu maddeyi işletmemişler. Biz anayasada olduğu için bu düzenlemeyi yapıyoruz. Din de emrediyorsa ben ne yapayım.

Konu 3. Köprü’nün ismine geliyor:

Bizim ağzımızdan ne çıkarsa çıksın, bunu birileri bir yerlere çekecektir. Ben Osmanlı padişahları içerisinde Yavuz Sultan Selim’i çok farklı yere yerleştiren bir insanım. 8 yıla neleri sığdırdığı ortadadır. Mekke’nin fethi, kutsal emanetler... Dirayetli olmanın yanında haksızlığa tahammül edemeyen bir insandı... Şah İsmail’le aralarında geçen meselelerin nedenleri var. Yavuz olayına böyle baktık. Bu, asla Alevi vatandaşlarımıza yönelik bir tavır değildir. Nevşehir Üniversitesi için Hacı Bektaş-ı Veli, Tunceli Üniversitesi için Pir Sultan Abdal isminin verilmesi üzerinde durabiliriz. Ancak şunu da hatırlayalım ki arkadaşları Hacı Bektaş Veli’yi anma törenlerine gönderdiğimde dayak yemeden oradan zor çıkardık.

Alkol tartışması cevabı:

Anayasa’nın 58. maddesini biz düzenlemedik, daha öncekiler yaptı ama işletmediler. Oysa Avrupa’dan Amerika’ya kadar çeşitli kısıtlamalar var. Biz de bu konuyla ilgili bir adım atalım istedik. Anayasaya göre alkol, kumar, uyuşturucu... Tüm bunlara karşı devlet gerekli tedbirleri alır diyor. Yani amir bir hüküm var. Bizim bunun adımını atmamız lazımdı. Mesela alkolden devleti çektik. Şimdi kumardan da çekiyoruz devleti. Piyango, toto, at yarışı.. Bütün bunların devlet eliyle yapılmasını ortadan kaldıracağız. Bunlardan koruma, bizim görevimiz olmalı diye inanıyorum. Toplumun kahir ekseriyeti de bunu savunuyor, istiyor. 22.00’den sonra alkol satışıyla ilgili düzenleme trafikteki sıkıntıyla ilgiliydi. Trafik kazaları yoğun şekilde bu saatler arasında. Karayollarından alkol satışını kaldırdık. Alkollü araç kullanmanın cezai müeyyidesini artırmak lazım. Dayandırdıkları yer din. Dinin toplumun iyiliği, sağlığı için birçok hükümleri vardır. Bu hükümler içerisine insanın kötülüğünü isteyen hiçbir şey yoktur. Din emrediyor diye idareci buna uygun bunu yapıyorsa, kötülük mü yapmış oluyor? Bunu kimse Hıristiyan ve Musevi dünyası için söylemiyor. Bunu yüzde 99’u Müslüman denilen ülkemde söylüyorlar. Faizi niye kimse düşürüyorsunuz demiyor. Şimdi düşürüyoruz diye dinin hükmünü yerine getiriyorlar diyorlar mı? Çünkü işlerine geliyor. Bu düzenleme anayasadan geliyor ama dinimle de bağdaşıyor. (Nagehan Alçı, Milliyet)

 

09.06.2013

 

'Bunları hangi özgürlük adına yapıyorlar'

 

Tayyip Erdoğan, 17. Akdeniz Oyunları Tesisleri'nin toplu açılış töreninde konuştu:

Taksim'de bulunanlar yakıp yıkanlar, Türkiye'nin belirli yerlerinde yakıp yıkanlar bunları hangi özgürlük adına yapıyorlar

Gençliğe verdiğimiz bir önemin değeri olarak seçilme yaşını 25'e indirdik

AK Parti hükümeti döneminde verilen özgürlükler hiçbir zaman verilmemiştir. Şu anda Taksim'de bulunanlar, yakıp yıkanlar soruyorum bunları hangi özgürlük adına yapıyorlar? Sorar mısınız kendilerine sorun siz ne adına bunları yapıyorsunuz. Demokrasi adına mı?

Düşüncenize güveniyorsanız düşünce özgürlüğünden korkamayın. Kendiniz için özgürlük istiyorsanız başkalarının özgürlük alanına tecavüz etmeyin...

On yıllardır başörtülü olduğu üniversiteye giremeyenlerin özgürlüğü noktasında siz ne yaptınız soruyorum sizlere.....

Onların eğitim hakları acaba hak değil miydi... Eğitim hakkından mahrum edilen bu kızlarımıza bu zulmü reva görenler şu anda ne adına meydanlarda dolaşıyorlar?

AK Parti'nin kapatılması güdeme geldiğinde biz meydana çıkmadık. Hukuk içinde kaldık. Biz seçmenizi sokağa dökmedik...

Şu anda bakıyorsunuz ki ana muhalefet sandıkta alamadığını burada arıyor.

7 ay sonra bunlara dersini sandıkta vermelisiniz.

Kendi başbakanına küfreden gençlik benim gençliğim olamaz. Bunu duvarlara yazan gençlik, bu ülkenin gençliği olamaz. Ben aklı selim sahibi gençlerimize sesleniyorum. Bu oyunu bozun. Bu oyuna gelmeyin....

Kıracaksın dökeceksin yakacaksın. Eee? Hak arıyormuş. Ne hakkı yahu? Ben aklı selim olan gençlerimize sesleniyorum. Bu oyunu bozun. Bu oyuna gelmeyin. Samimi olarak sesleniyorum. Siz gerçek manada çevreciyseniz burada çevreci bir başbakan var. Siz o caddelerdeki yaya kaldırımındaki kilit taşları söküp de kamunun araçlarını yakıp yıkanlarla beraber olmamalısınız.

Balyozlarla onları vurarak kırmaya çalışanlarla beraber olamazsınız. Aklı selim sahibi olan gençlerimize sesleniyorum. Başını iki elinin arasına al ve düşün. Ben ne yapıyorum? 2 milyar 800 milyon bu ülkede fidan ve ağaç diken bir iktidara karşı benim verdiğim çevrecilik mücadelesi olabilir mi? Şu İstanbul’un dili olsa da ayağa kalksa. Çöl çöl, göreve geldim. O zaman orta refüjler ağaç mağaç yok. Ağaçlar ithal ettim. Şu andaki altında piknik yapılan ağaçlar belediye başkanlığım zamanında İstanbul’a dikilen ağaçlardır.
Soruyorum çevreci kardeşlerime. Su çevre midir? Çevredir. İstanbul susuzdu. 180 km uzaklıktan dağları delerek suyu getiren belediye başkanı kimdi? Susuz İstanbul’u CHP belediyesinden aldım. 2,5 milyar dolar borçla devraldım. 1 milyar 200 milyon borçla devrettim. Soruyorum, çöp dağlarının olduğu bir İstanbul çevreci miydi? Peki o çöp dağlarından İstanbul’u temizleyen belediye başkanı kimdi? Haliç kokudan geçilmiyordu. O Haliç’ten 2,5 milyarlık çamuru çıkartan kimdi? Şimdi Haliç’te balık avlanıyor. Ve Boğaz Sadabad ile birleştirildi, oradan da Kadir bey buraya getirdiği suyla bambaşka bir haliç var. Etrafında rahat rahat oturuyoruz, geziyoruz.

İstanbul göreve gelmeden önce maskeyle dolaşıyordu. Niye? Havası kirli bir vilayetti. Hava kirliliğini İstanbul’da kim giderdi? Bu kardeşiniz giderdi.

Geleceksin sen şimdi Gezi Parkı’nda 12 – 13 tane ağaç sökülecek, bir başka yere dikilecek, bize çevrecilik dersi vereceksin. Kusura bakma buradaki niyet bozuktur. Samimi değildir. Bunu çevrecilik adına veriyorsan benim kapım açık. Ama buradaki ideolojik temsil görevi yapanlara katılmayın. Kopun onlardan. Eğer çevreciysen bu başbakan sizin emrinizdedir. Demokrasi ise bu başbakan sizin emrinizdedir.

Bizim neslimiz inanın 50 yıl boyunca siyasette hep aynı yüzleri politikaları gördü. Bizim neslimiz 50 yıl boyunca büyük bir kısır döngüyü yaşadı. Bak, üç dönem arka arkaya milletvekilliği yapan dördüncü dönem yapamaz. Ara vermek suretiyle genç kuşaklara ön açsın diyen lider kim? Tayyip Erdoğan.

Ama bizden öncekiler oralara oturdukları zaman oralardan kalkmadılar. Çünkü onlar koltuklara yapıştılar. Oralarda kaldılar. Şimdi üç dönem siyaset yapan koltuğunu arkadan gelenlere devredecek dedik. Hiç kimseye ölünceye kadar burada oturma şansı vermedik. (T24)

 

'Biz o birkaç çapulcunun yaptıklarını yapmayız'

 

Tayyip Erdoğan’ın Adana konuşmasından:

Hiç endişeniz olmasın siz bizimle beraber yürüttüğünüz sürece milletin rotasında dimdik duran bir AK Parti iktidarı vardır. Bu can bu tende olduğu sürece hiçbir şeyden Allah’ın izniyle yılmaz. Bizim sadece Rabbimize borcumuz var, kimseye değil.

Hizmetlerimizi 76 milyona verdik, hiçbir zaman ayrım yapmadık. Her zaman 76 milyonun partisi olduk. Biz sizleri Allah için seviyoruz. Yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz. Siz bize hangi rotayı çizdiyseniz o rotada yürüdük, o rotada yürüyeceğiz.

Biz o birkaç çapulcunun yaptıklarını yapmayız. Onlar yakarlar, onlar yıkarlar çapulcunun tanımı budur zaten. Onlar kamunun mallarını yakıp yıkarlar. Sivil vatandaşın, esnafın dükkanlarını tarumar ederler. Onlar sivil vatandaşın araçlarını da yakarlar, yıkarlar. Onlar bu ülkenin başbakanına küfredecek kadar alçaktırlar.

Eğer inancınıza güveniyorsanız inanç özgürlüğünden korkmayın. Eğer fikrinize güveniyorsanız fikir özgürlüğünden korkmayın. Söyleyeceğiniz bir şey varsa; eğer çevreciyseniz bu ülkede çevreci bir başbakan var, gelirsiniz başbakanla bunu görüşürsünüz.

Bu olaylara katılanların yüzde 95’i Gezi Parkı’nı bilmez, hayatlarında Gezi Parkı’na gitmedi. Ama ben orada doğdum, büyüdüm.

Yedi ay sonra yerel seçimler olacak, ilk dersi demokratik yollarla sandıkta vermenizi istiyorum. Türkiye’nin büyümesini hazmedemeyenler var.

İşte bakıyorsunuz ana muhalefetin partisinden bir milletvekili çıkıyor, genel başkanından tutun da aşağı doğru büyük birçoğunluğunda aynı kafa var. Benim polisime saldırıyor. Benim polisime hakaret ediyor. Yani bu polis kimin polisi? Bu polis Türk polisi, bu polis bu milletin polisi.

İşte bir başkomiserimizi şehit ettiler. Ama ahlaki değerlerden nasibini almamış olanlar bunların mensupları tweet atıyorlar. Hatay'da ölen gençle ilgili olarak, ‘intikamın alındı’ diyorlar. Bunlar bu denli haddini artık aşmış olan bir siyasi parti. Kardeşlerim biz bunlara aldırmayacağız ama polisimizi de bunlara yedirmeyeceğiz. Bu meydanları anarşistlere, teröristlere mi bırakacaktık? (T24)

 

'Aranızda olmak isterdim'

 

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun Gezi Parkı direnişinin 13. gününde üst üste attığı twitter mesajları: 

13. güne giren Gezi Parkı eylemleriyle ilgili Twitter’dan açıklama yapan İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, gençlere selam gönderdi.

Vali Mutlu, “Yaşanan olaylar içinde zaman zaman görülen ferdi hata ve aşırılıklar özür dilemeyi gerektirir. Bir gönül için bin özür dilerim” dedi.

Gezi Parkı ile ilgili ilk olarak, "İki saat uyudum ve uyuyamadım. Sıcak yatakları yerine Gezi Parkı'nda yatan bu ülkenin gençlerine selam vermek için ayaktayım" ifadelerini kullandı.

Üst üste mesajlar atan Vali Mutlu, şunları yazdı:

Kendilerini sadece özgür birey, partiler üstünde yurttaş, hiç kimsenin peşinde olmayan, kendi düşüncelerinin savunucusu görenleri selamlıyorum.

Günlerdir Gezi Parkı'nda duran bizim ülkemizin insanları ve gençlerine gecikmiş selamlarlarımızı iletiyorum. Sabahınız huzurlu olsun, merhaba.

Her türlü olumlu olumsuz değerlendirme dışında, bizim insanımızla, gencimizde konuşmanın ötesinde hiçbir şeyin önemli olmadığına inanıyorum.

Anlaşsak da anlaşmasak da bizim birbirimizle dertleşmek, birbirimizin gözüne insanca ve adaletle bakmamız şarttır, her fert değerli ve özeldir.

Her türlü eleştiriye açık bir sohbeti Gezi Parkı'nın kendini sadece özgür birey, yurttaş olarak tanımlayan gençleriyle yapmak istiyorum.

Gençler, Gezi parkında kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? Aranızda olmak isterdim.” (T24)

 

'Çevreciyseniz burada çevreci bir başbakan var'

 

Tayyip Erdoğan’ın Mersin konuşmasından:  

Bu muhteşem açılış töreni vesilesiyle Mersinli tüm kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum. Mersin’in bu büyük coşkusunu paylaşan tüm kardeşlerime, bakanlarım ve milletvekillerim adına burada iletmeyi borç biliyorum. Bugün açılış törenleri için buradayım, 20’sinde oyunlar için tekrar geleceğim. Ama inşallah baharda son bahara doğru bir de Mersin’deki diğer açılışlarımızı yapmak için büyük bir miting ile buradayım. 

Elbette Akdeniz’i, bölgemizdeki tüm illerimizi tüm Akdeniz ülkelerini özellikle KKTC’yi buradan sevgiyle selamlıyorum.  17. Akdeniz Oyunları’na ev sahipliği yapacak Mersin’i ben bir kez daha tebrik ediyorum.  Mersin size bu yakışırdı.

17. Akdeniz Oyunları için inşa ettiğimiz oyunlardan sonra tüm Türkiye’ye hizmet verecek olan bu eserlerin hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Çok kısa bir süre içinde gerçekten Mersin’de çok büyük işler başardık. 17. Akdeniz Oyunları Yunanistan’ın Volos kentinde yapılacaktı. Ancak kriz nedeniyle mümkün olmadı. Bizden ricada bulundular.

Biz de yapılan bu öneriyi değerlendirdik, bu oyunları yapabileceğimizi komiteye bildirdik. Altını çizerek ifade ediyorum. Normal şartlarda böyle büyük bir organizasyonun hazırlıklarına 6 yıl önceden başlanırdı. Ama biz sadece 18 ay öncesinden hazırlıklara başlamamıza rağmen 20 Haziran’daki Akdeniz Oyunlarına mükemmel olarak hazır hale geldik. 

Mersin’e söz verdiğimiz gibi söz veririz yaparız. 25 bin kişilik stadyumu yaptık. Az önce helikopterle stadyumun üzerinde dolaştım. Gurur duydum. Şimdi ben buradan Mersin’e, Mersin’in gençlerine sesleniyorum. Mevcut stadın yıkılamayacağına dair bize ferman veriyorlar. Şimdi ben buradan bir şey söylüyorum. Bakın her şeyden önce meselelere olaylara lütfen aklıselim ile yaklaşın. Birilerinin kayığına binmeyin. Mevcut stadın mukayese edilemeyecek bütün inisiyatiflerine sahip olan muhteşem bir stat yapılacak. Dört tarafı kapalı bir stat yapıldı. Mersin’in emrine verilecek. Sen öbür taraftaki ilkel bir stadın yıkımına karşı çıkacaksın.

Birileri bir şeyler diyor diyebilir. Biz bütün projelerimizi hazırladık. Yahu orayı engellemek isteyenler siz ne yaptınız Mersin’de yahu? Şu anda bu kadar tesisler yapılacak. Geleceksiniz önünü keseceksiniz. Neymiş efendim orası park olsun. Onu git sen belediye başkanına söyle o sana park yapsın.

Biz 2001 yılında partimizi kurarken insanı, en önemlisi hanım kardeşlerimizi gençlerimizi politikalarımızın odak noktasına yerleştirdik. Yatırımlarımızı reformlarımızı yaparken hanım kardeşlerimizi  ve gençlerimizi dikkate aldık. Pozitif ayrımcılık yaptık. 

Şu anda Taksim meydanında bulunanlar, yakıp yıkanlar. Ülkenin değişik yerlerinde bulunanlar, yakıp yıkanlar. Soruyorum, bunları hangi özgürlük adına yapıyorlar? Sorar mısınız, ya da görüştükleriniz varsa kendilerine sorun. Siz ne adına bunları yapıyorsunuz? Demokrasi adına mı? Özgürlükse, özgürlüğü istemenin yolları var. Eğer fikrinize güveniyorsanız, düşünce hürriyetinden korkmayın. Siz kendiniz için belli bir özgürlük istiyorsanız başkalarının özgürlük alanına da tecavüz etmeyin.

Bu ülkede on yıllardır başı örtülü olduğu için üniversiteye giremeyenlerin özgürlüğü noktasında siz ne yaptınız soruyorum sizlere. Onların eğitim hakları acaba hak değil miydi? Eğitim öğretim hakkından bu ülkede yıllarca mahrum edilen bu kızlarımıza bu kadar zulmü reva görenler şu anda ne adına meydanlarda dolaşıyorlar? 

Konuyla ilgili bir ifade kullandığınızda AK Parti'nin kapatılması gündeme geldi. Fakat AK Parti’nin kapatılması gündeme geldiği zaman biz bu ülkede Taksim Meydanına çıkmadık. Biz hukuk içinde kalarak mücadelemizi verdik. Hakkımızı aldık, 330 milletvekilimiz vardı. Buna rağmen biz seçmenimizi sokağa dökmedik.

Ama şu anda bakıyorsunuz ki ana muhalefet sandıkta alamadığını buralarda arıyor. Bende şimdi Mersinli kardeşlerime diyorum ki 7 ay sonra bunlara dersi siz sandıkta vermelisiniz.

Bugün 25 yaş ve altı olan gençler, Türkiye’nin bugünlere nasıl geldiğini tecrübe ettiler. Bugünün gençleri bizim uğruna çok mücadele verdiğimiz demokrasi ve özgürlük ortamında yetiştiler. Koalisyon dönemlerini yaşamadılar. Kendi başbakanına ağza alınamayacak derecede küfreden bir gençlik benim gençliğim olamaz. Bunu duvarlara yazan bir gençlik hak arayışı içinde olan bir gençlik olamaz. Ve bugün çeşitli iş yerlerini, alışveriş mağazalarını basanlar bu ülkenin hak arayan bir gençliği olamaz. 

Kıracaksın dökeceksin yakacaksın. Eee? Hak arıyormuş. Ne hakkı yahu? Ben aklı selim olan gençlerimize sesleniyorum. Bu oyunu bozun. Bu oyuna gelmeyin. Samimi olarak sesleniyorum. Siz gerçek manada çevreciyseniz burada çevreci bir başbakan var. Siz o caddelerdeki yaya kaldırımındaki kilit taşları söküp de kamunun araçlarını yakıp yıkanlarla beraber olmamalısınız. 

Balyozlarla onları vurarak kırmaya çalışanlarla beraber olamazsınız. Aklı selim sahibi olan gençlerimize sesleniyorum. Başını iki elinin arasına al ve düşün. Ben ne yapıyorum? 2 milyar 800 milyon bu ülkede fidan ve ağaç diken bir iktidara karşı benim verdiğim çevrecilik mücadelesi olabilir mi? Şu İstanbul’un dili olsa da ayağa kalksa. Çöl çöl, göreve geldim. O zaman orta refüjler ağaç mağaç yok. Ağaçlar ithal ettim. Şu andaki altında piknik yapılan ağaçlar belediye başkanlığım zamanında İstanbul’a dikilen ağaçlardır.

Soruyorum çevreci kardeşlerime. Su çevre midir? Çevredir. İstanbul susuzdu. 180 km uzaklıktan dağları delerek suyu getiren belediye başkanı kimdi? Susuz İstanbul’u CHP belediyesinden aldım. 2,5 milyar dolar borçla devraldım. 1 milyar 200 milyon borçla devrettim. Soruyorum, çöp dağlarının olduğu bir İstanbul çevreci miydi? Peki o çöp dağlarından İstanbul’u temizleyen belediye başkanı kimdi? Haliç kokudan geçilmiyordu. O Haliç’ten 2,5 milyarlık çamuru çıkartan kimdi? Şimdi Haliç’te balık avlanıyor. Ve Boğaz Sadabad ile birleştirildi, oradan da Kadir bey buraya getirdiği suyla bambaşka bir haliç var. Etrafında rahat rahat oturuyoruz, geziyoruz.

İstanbul göreve gelmeden önce maskeyle dolaşıyordu. Niye? Havası kirli bir vilayetti. Hava kirliliğini İstanbul’da kim giderdi? Bu kardeşiniz giderdi. 

Geleceksin sen şimdi Gezi Parkı’nda 12 – 13 tane ağaç sökülecek, bir başka yere dikilecek, bize çevrecilik dersi vereceksin. Kusura bakma buradaki niyet bozuktur. Samimi değildir. Bunu çevrecilik adına veriyorsan benim kapım açık. Ama buradaki ideolojik temsil görevi yapanlara katılmayın. Kopun onlardan. Eğer çevreciysen bu başbakan sizin emrinizdedir. Demokrasi ise bu başbakan sizin emrinizdedir. 

Bizim neslimiz inanın 50 yıl boyunca siyasette hep aynı yüzleri politikaları gördü. Bizim neslimiz 50 yıl boyunca büyük bir kısır döngüyü yaşadı. Bak, üç dönem arka arkaya milletvekilliği yapan dördüncü dönem yapamaz. Ara vermek suretiyle genç kuşaklara ön açsın diyen lider kim? Tayyip Erdoğan. Ama bizden öncekiler oralara oturdukları zaman oralardan kalkmadılar. Çünkü onlar koltuklara yapıştılar. Oralarda kaldılar. Şimdi üç dönem siyaset yapan koltuğunu arkadan gelenlere devredecek dedik. Hiç kimseye ölünceye kadar burada oturma şansı vermedik.

Dünyayı bunlar bilmiyor. Avrupa’nın bir çok ülkesinde seçme seçilme yaşı 18’dir. Seçme hakkı veriyorsun, seçilme hakkı vermiyorsun. Bu ülkede Taksim meydanına dört ayaklı koysam seçtiririm diyen siyasiler geldi. Seçmek zordur diyoruz ve seçilmeyi 18e indirebiliriz diyoruz ve bunun üzerinde çalışıyor. 
Biz gençliği anlamak konusunda asla duyarsız olmayız. Gençliğe biz sırtımızı asla dönmeyiz. Bunlar gençlik örgütlerinden gelmedi. Kılıçdaroğlu ne anlar gençlikten yahu? Diğerleri ne anlar gençlikten? 

Ama bu kardeşiniz 18 yaşından itibaren siyasette gençlik teşkilatlarının içinden geldi. Gençlik nedir bunu iyi biliriz.

Gençlere özgürlük ortamı, demokrasi ortamı kazandıran, gençliğe daha güçlü bir ülke kazandırmanın çabası içinde olan bir iktidar olarak gençlere asla kulaklarımızı tıkamadık.

Ülkemizde 1980 öncesinde maalesef gençler birbirine silah doğrulttu. Birbirleriyle çatıştı, karşı karşıya geldiler. Bütün bu çatışmaların acı bir oyun olduğu sonradan ortaya çıktı. 

30 yıl boyunca terör ülkemizde can aldı. Yine gençler öldü. Kaybeden yine gençlik oldu. şimdi çözüm süreci başlattık. Gencecik askerlerimiz polislerimiz korucularımız şehit oldular.

Bakın şimdi de bakıyorsun önünde bir tane prof. İstisnalar kaideyi bozmaz. Benim polisime hakaret ediyor. Bu polis Türk milletinin polisidir. Benim polisimdir. Bu polise hakaret etmeye senin hakkın yok. 

Siyaseti öğren sonra yola çık. Kaldı ki akademisyensin burada da terbiyeni muhafaza et. Bu ülkede kalkıp da zaten bunların zerre kadar sorumluluğu olsa bu ifadeyi kullanmaz. 

Dolayısıyla polisimiz anarşiye karşı teröre karşı, askeriyle korucusuyla nasıl mücadele verdiyse bundan sonra da verecektir.

Zaman zaman hataları da olabilir. Ama elimizdeki raporlara baktığımızda yaralananların arasında 600’ü aşkın polis var, bir de şehidimiz var. Başkomiserimizi şehit edenlerden bunun hesabını vermeyecek mi? Onun da hesabını soracağız.

Oyun kurucular, tuzak kurucular bu ülkede kazanamayacaklar. Böyle bir açılış töreninde bunları konuşmak istemezdim ama hatırlatmak durumundaydım. (Hürriyet)

 

'Çapulcu yakıp yıkana denir, onlara destek veren de aynı kabildedir'

 

Tayyip Erdoğan’ın Ankara konuşmasından:

Yola çıkarken ne dedik, biz kefenimizi giyerek yola çıktı. Allah'tan başka kimseye verilecek hesabımız yok.

Bize marjinal gruplar değil millet hesap sorar. Milletin de hesap yeri sandıktır.

Bizi millet getirdi, millet götürür. Milletten başka kimsenin bizi götürmeye gücü yetmez.

Kardeşlerim, Ankara, bugün Adana'nın ve Mersin'in coşkusuna farklı bir coşku katıyor.

Ankara Gazi Mustafa Kemal'in şehridir, merhum Menderes'in Özal'ın şehridir. Bu Ankara bugün bir kez daha başbakanına sahip çıkıyor. İşte bu Ankara'yı Türkiye görsün....

Ankara'da terör estirenleri değil, Türkiye bu gerçek fotoğrafını görsün....

Çapulcu dememden rahatsız olmuşlar. Rahatsız olanlar sözlük karşılığına baksınlar, o zaman ne kadar doğru dediğimi anlayacaklar. Yakan, yıkan saldıranlara çapulcu denir, dolayısıyla onlara destek verenler de aynı kabilede yer alır.

Bu kalabalık söyleyeceğini, sokak aralarında yakarak yıkarak söylemedi, sandıkta söyledi. Yarın da sandıkta söyleyecek.

7 ay sonra sandıkta sizlerle görüşelim....

Demokrasi, özgürlükler hak özgürlükler diyorsanız bu şiddetle elde edilmez. Hukuk içinde elde edilir.

Benim başörtülü bacıma, kızlarıma saldırdılar, Dolmabahçe Camii'ne bira şişeleriyle ayakkabılarıyla girmek suretiyle yol yaptılar....

Başörtülü kardeşlerimize saldırdılar, camiye ayakkabıyla bira şişeleriyle girdiler. Benim kızlarım sabrettiler burada okuyamadılar dışarıda okumak zorunda kaldı. Başörtülü kardeşim yıllarca parya muamelesi gördü. Bunların düşünceye saygıları yok.

Hükümetimizle, partimizle en önemlisi milletimizle, demokrasinin, hukukun özgürlüklerin en güçlü savunmasını biz yaptık.  İstanbul Atatürk Havalimanı'na 2 saatte toplanan millet değil mi? Mersin'de toplananlar millet değil mi? Ankara'da toplananlar millet değil mi? 

'Dik dur eğilme bu millet seninle' sözünü o kadar güzel söylediniz ki 3 yaşındaki torunum bile bu sloganı ezberledi. Türkiye'de karar da yetki de söz de milletindir. Meclis'in dışında Türkiye'ye yön vermeye hiç kimsenin haddi değildir.

Artık bu ülkede çeteler dönemi bitmiştir, mafya dönemi bitmiştir, cunta dönemi geri gelmemek üzere bitmiştir. Faiz lobisi kendine çeki düzen ver. Bu lobi yıllarca benim milletimin alın terini sömürdü, bundan sonra sömüremeyeceksin. Olay sadece lobiyi oluşturan bir banka iki banka kim varsa. Hepsi için aynı şeyi söylüyorum siz ki bize karşı bu mücadeleyi başlattınız bunun bedelini ağır ödeyeceksiniz.

Utanmadan sıkılmadan borsayı çökertmeye çalışanlar çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsan ümüğünü sıkarız. Geçmişte birileriyle anlaşıyordunuz yüzde 7500 faizle bu ülkeyi sömürüyordunuz ama artık o geçmişte kaldı.Ana muhalefetin kendini bilmez bir milletvekili benim polisime hakaret ediyor.  Bu polis Türk milletinin polisidir. Polisimizi biz bunlara yedirmeyiz. 600'ü aşkın polisimiz yararlandı. Nasıl oluyor da sen benim polisime ahlaksızca saldırıyorsun. Bu ülkenin başbakanına küfredenlerin yanında yer alanlar var bu ülkede. Kem söz sahibinindir dediks abrettik yine sabredeceğiz ama sabrın da bir sınırı var. Göstericilerin arkasına saklanıp siyaset yapanlar önce siyasetin ne olduğunu görsünler. Artık bugün belirleyici bir güç var; millet... Bunun ötesinde belirleyici bir güç yok. Kimse endişelenmesin, nice badireyi atlatan Türkiye bunu da atlatacaktır. (T24)

 

10.06.2013

 

'Gezi çocuklarına can kurban'

 

Yeni Şafak’ta Abdülkadir Selvi’nin aktardığı Tayyip Erdoğan’ın AKP MKYK’da yaptığı konuşma:

Bu çocukları anlamak gerekiyor. Bu çocukları dinlemek lazım. Bu sosyolojik hareketlerin ne anlama geldiğini ve ne doğuracağını anlamamız lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapacağız. Bu iş bu çocuklarla ilgili bir sorun değil. Çocukları aşan bir sorun. Yoksa bu çocuklara can kurban. Bir eksiğimiz varsa özeleştirimizi yaparız. Onu giderme konusunda çalışmalıyız. Halkla diyalog kurma konusunda bir sorun varsa, çözeriz. Üslup konusu da ayrı bir şey. O da değerlendirilebilir. Ama arkadaşlar bu olay bir üslup olayı değil.

Bu olayların sebepleri:

1-Çözüm süreci-Çözüm sürecinden rahatsızlar. Ama biz bu işte kararlıyız. Başaracağız.

2-Ekonomik kalkınma- Faiz lobisini boğdum. Yüzde 5'in altına düşürdüm. Ekonomiyi faizden alıp reel sektöre devrettim. Bu ülkede faizden geçinen bir kesim var. Bu olayların arkasında olanlar bu kesimler.

3-Uluslararası aktör olmamız.

Bunların dış bağlantıları, dış destekçileri bizim uluslararası aktör olmamızdan rahatsız oldular

Tezgahı gördüm tezgahın arkasında nelerin olduğunu biliyorum. Elimde bunlarla ilgili bilgiler, belgeler var. İçeride, dışarıda tüm aktörlerin kim olduğunu gayet net olarak gördüm.

Bunların hepsinin elimde belgeleri ve bilgileri var. Bunların tek hedefleri var: Recep Tayyip Erdoğan. Ben fotoğrafı gördüm. Dış bağlantılarını tespit ettim. Ben bunlarla mücadele edeceğim. Bunlarla mücadele yöntemini de iyi bilirim.

Ben bunlara karşı pes etmem. Arkadaşlar biz bunlara eyvallah edersek, bu olaylar karşısında sinersek bu işin devamı gelir. Ve bu işin sonu gelmez.

Seçim yok. Türkiye'yi bu hale getirmemizin sihirli cümlesi istikrar.

Türkiye'nin istikrarlı ve öngörülebilir ülke olması. Yabancı sermayenin Türkiye'yi tercih etmesi, dış yatırımların nedeni de bu. Öngörülebilir olmak. Neyin ne zaman olacağının bilinmesi. Seçim yapılacaksa zamanında yapılacak.

Cumhuriyet kurulduktan bu yana hükümetlerin ortalama ömrü 1.5 yıldı. Bizim zamanımızda 2 yıla çıktı. Yabancı sermaye bu ülkeye öngörülebilir olduğu için geliyor. O nedenle seçimleri zamanında yapacağız.

Ama seçimle ilgili bir konu olursa seçimden kaçmayız. Seçimlere, halka gitmeye en hazırlıklı parti biziz. Halkın karşısına çıkmaya yüzü olan parti biziz.

Herkesin bir hesabı varsa Allah'ın da bir hesabı var. Onun hesabı da parmak hesabına dayanmaz.

Biz neler gördük? Kapatma davasını gördük, tehditleri gördük. Hiçbirinden yılmadık.

Biz bunlar sayesinde iktidara gelmedik. Kimle geldik? Bunlara rağmen geldik. Biz onlara rağmen, onlarla mücadele ederek bugünlere geldik. Bizi şimdiye kadar bunlar mı getirdi? Bizi millet ve Allah getirdi. Biz milletle bugünlere geldik. Yine giderim halkıma, onlarla yeniden bir sinerji oluştururuz.

Nasrunminallahi ve fethün karin. Ve beşşiri'l- mü'minin'

Son söz: Durmak yok, mücadeleye devam. (T24)

 

'Dindarlar bile Erdoğan’ın bu söylemlerini yadırgıyor'

 

Hidayet Şefkatli Tuksal’ın Hazal Özvarış’a verdiği mülakattan:

AKP’li tabanın haleti ruhiyesini anlamak için T24 olarak muhafazakâr kesimi yakından tanıyan ve Türkiye’nin vicdan mahallerinden biri olan Hidayet Şefkatli Tuksal’in kapısını çaldık.

- Gezi Parkı’nda sizce neler oluyor?

Gezi Parkı’nı korumak isteyen bir grup vardı, benim de ilişkide olduğum Taksim Platformu. Polisin aşırı müdahalesi, göstericilerin kararlılığı ve çeşitliliği gibi nedenler ile Gezi Parkı hem Türkiye’nin, hem dünyanın gözü önünde bir platform haline geldi. Dolayısıyla şimdi hükümetten her hoşnutsuz grubun hoşnutsuzluğunu çeşitli dozlarda dile getirdiği bir platform oldu.

- Siz eylemler boyunca Gezi Parkı’na gittiniz mi?

Platformdaki arkadaşlar gösteriler öncesinde Gezi Parkı’nda neler olduğunu beni gezdirerek anlatmışlardı. Ama gösteriler sırasında Diyarbakır’daydım. Bir de gidemezdim, bu kadar karışık bir ortama gitmeye cesaretim yoktu açıkçası.

- Neden? Size zarar gelir diye mi?

Eğer sadece Taksim Platformu’nun hakim olduğu bir eylem olsaydı gönül rahatlığıyla giderdim. Ben 50 yaşındayım, bu halimle gazı, koşmayı, kaçmayı göze alamıyorum. Bir de eylemin sahibi olmadığında bizim neslin geçmiş güvensizliğinden gelen “her şey olabilir” korkusu var.

- Eylemin örgütlü olmaması sizin için ne demek; ne olacağını düşünüyorsunuz?

Ne olacağını bilmiyorum, ama ne olması gerektiğine dair fikrim var: Bu insanlar birtakım rahatsızlıklarını dile getiriyorlarsa, bu ifadelerin hükümet tarafından dikkate alınması, uzlaşmacı dille cevap verilmesi gerekiyor. Mesela ben olsaydım, “tencere tava hep aynı hava” demek yerine, “Vatandaşların demokratik haklarıdır, saygıyla karşılıyorum” diye mesaj verirdim.

- Sizce eylemlere dair “Saygı duyuyorum” demeyen Erdoğan’dan “Tamam, Topçu Kışlası yapılmasın” sözünü duymak mümkün mü?

Bugüne kadarki icraatlarına baktığımızda zor. Ama Erdoğan bunu yaparak da şaşırtabilirdi.

- Kürt meselesini çözmek için PKK ile diyalog vizyonu koyan Erdoğan, sizce İstanbullularla neden benzer bir diyalog kuramıyor?

Bir insanın bu kadar çok işi, bu kadar çok konuyu yüklenmesi, hatta bizim de her şeyden onu sorumlu görmemiz, işte asıl sıkıntı bu değil mi? Benim en başından beri Erdoğan’a en yönelik eleştirim şu; Türkiye’de katılımcı demokrasiyi inşa etme fırsatı vardı. Katılımcı demokrasiyi herkese daha fazla özgürlük vererek, herkesi süreçlere katarak yapabilirdi. Ama belki de Türkiye’de bunun bir örneği olmadığı için bildik yöntemlerle siyaset yapmayı tercih etti. Bu da güç siyasetine, her alanda muktedir olabilmeye evrildi. Öyle olduğu zaman da hoşnutsuzların sayısının fazla olması doğal.

- Erdoğan ve çevresine en sık yaptığınız eleştirilerden biri de eleştiri yoksunluğu. Sizce bugün yakın çevresi Erdoğan’ı eleştirebiliyor mu, Erdoğan bunları duyuyor mu?

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın sözünün (Muhalefetin senelerce uğraşsa da başaramayacağı bir şeyi beş günde başardık. Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek çok farklı kesimleri toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk) çok ciddi bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Mizahi bir söz, ama gerçeği ifade ediyor. Kamuya açık bir eleştiri duymuş olduk şimdi. Ama bakalım sonucu ne olacak, siyasi kariyerine zarar gelecek mi?

- Başbakan’a yeri geldiğinde mesajlar veren Abdullah Gül, sizce nasıl bir siyasi profili çiziyor?

Gül’ün çizdiği siyasi profil daha uzlaşmacı, daha serinkanlı görünüyor. Fakat Erdoğan’a şunun hakkı verilmeli; Türkiye’de kimse 10 yıl öncesine geri dönmek istemiyor. Başbakan da taştan değil, o da bunları duymak istiyor. Sürekli ondan konuşuyoruz, çünkü 10 senelik icraattaki her şey gelip ona dayanıyor.

- “Gül, bir Erdoğan değil” mi diyorsunuz?

Farklı üslupları var.

- “Mesaj alındı” ifadesine Erdoğan’dan “ne mesajı” yanıtı gelen Abdullah Gül’ün siyasi kariyeri sizce tehlikede mi?

Bilmiyorum. Abdullah Gül’ün siyasi kariyerinin ne olacağı zaten meçhul. Ama bu noktada siyasi kariyer düşünmemek lazım.

- AKP’li bir siyasi için Erdoğan’ı eleştirmek siyasi kariyeri riske atmak mı demek?

Evet, böyle bir sonucun olduğunu düşünüyorum. Mesela Ayşe Böhürler onu eleştirmeye cüret edebilen insanlardan biridir. Ve siyasi kariyeri bitirildi veya ara verildi. Ben Tayyip Erdoğan’ın güven sorunu yaşadığını düşünüyorum. Zaten en başında yola çıktığı ekiple devam ediyor. Onlara olan güveni denenmiş dostluklar belki de. Usulünce yapılan eleştirilere müsamahalı davranıyor olabilir, ama kamuya açık eleştirileri bir tür yıpratma olarak algılıyor.

- Eleştiriye tahammülü olmayan, eylemcilere “çapulcu”, “Ben de karşınıza 1 milyonla çıkarırım”, “Yüzde 50’yi zor tutuyorum” diyen Başbakan’a sizin uygun gördüğünüz tanım hangisi; totaliter, otoriter, karizmatik, diktatör, duygusal?

Hepsinden biraz. Yalnız, kendi kitlesini tutmaya çalıştığı doğru. Çünkü “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” gibi darbe özlemini çağrıştıran rengin ağır basması, “eski günlere mi döneceğiz?” korkusu yarattı. Erdoğan’ı eleştiren birçok insan için bile 10 sene öncesi bir kabus.

İnsanlar ortalık karışmasın diye evlerinde oturuyorlar, ama bu öfkelenmiyorlar demek değil. Bu işi artık kimse sadece Gezi Parkı meselesi olarak görmüyor. Bunu demokrasi özlemi olarak da algılamıyor insanlar. Bu gösterilere katılanların siyasi görüşlerine baktığınızda belki çok azı demokratik rüştünü ispatlamış. Genel olarak eskinin özlemi içinde olan grupların hakim olduğu eylemler gözüküyor.

 - Yani sizce Gezi Parkı direnişçileri darbe mi istiyor?

Hayır, baştaki Gezi Parkı eylemcilerinin hiçbiri darbe istemiyor, hepsi demokratik, yeşil bir ülkede yaşamak istiyorlar. Ama sonradan aralarına karışan unsurlar arasında darbe isteyenleri de var ki bunlar zaten sloganlarıyla, eylemleriyle açıkça ortadalar.

- Eylemcilerin çoğunluğu genç ve demokratik rüştünü ispatlama gibi sınava tabi olmamış kişilerken “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyenlerin hakim olduğunu söyleyerek kurunun yanında yaşı yakıyor olabilir misiniz?

Ama ben iki grubu ayrı tutarak konuşuyorum zaten, kuru ile yaşı ayırıyorum. Mesela Başbakan'ın “İki ayyaşın çıkarttığı yasaya uyuyorsunuz” gibi ifadelerine karşı içen, içmeyen insanların çıkıp protesto yapması demokratik bir şey. Ama “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” cümlesi böyle bir ifade değil. O yüzden sesi gür çıkanlar diğerlerini de kaçırıyor. Onlar da tencere, tava çalıyorlar. Biraz CHP taraftarlarının da bunu sahiplendiğini görüyoruz. Eylemler, herkesin olduğu, ama birilerinin sesini daha gür çıktığı şeyler haline geldi. Ya da seçici algılamamızla biz böyle algılıyoruz, bilemiyorum. Sokaklardaki saldırganlıklar ürkütüyor. Tayyip Erdoğan rövanşist olmakla suçlanıyor, ama bu bahsettiğim grupların da rövanşist bir dili var.

 - Başarıları arasında birinci sıraya “Askeri vesayeti gerilettik” cümlesini koyan Erdoğan’ın ve AKP yetkililerinin eylemcileri “darbeye zemin hazırlamakla” suçlaması sizce bir çelişki değil mi? 

Siyasi özensizlik. Hakikaten darbe isteyenler var eylemciler içinde. Ama bunları aynı potaya toplamak siyasi özensizlik. Uçaklarda, uzun süre kullanımdan kaynaklı metal yorgunluğu olması gibi hükümette de iktidar yorgunluğu olabilir. Bu tür olaylara tepki verirken, doğru dilin belirlenememesi bunun göstergesi. Bence bu tür konularda Başbakan konuşmamalı. Yerine daha az yorulan, daha uzlaşmacı isimler hükümet adına konuşmalı.

- Mesela?

Nabi Avcı, Bülent Arınç olabilir. Arınç, gelgitleri olsa bile daha yumuşak konuşmayı başarabilen bir insan. Bu tür yöntemler denenmeli. Her seferinde Erdoğan konuşmamalı.

- Erdoğan’ın günde üç seferi bulan konuşmalarına tanık olduğunuzda ne hissediyorsunuz?

Barış süreci öncesinde milliyetçi jargon yükseldiğinde Başbakan’ı hiç dinleyemedim. Barış süreci başladıktan sonra umutlandım ve dinleyebilir hale geldim. Başbakan’ın herkese sürekli laf yetiştiren adam görüntüsü, ağırlığıyla da çelişiyor. Sürekli bağıran çağıran bir adama dönüştü... Biz, mail grubumuzda, keşke Başbakan çıkıp tüm ülkeyi kapsayıcı bir balkon konuşması yapsa diye konuşuyoruz…

- Devlet Bahçeli hanesine yazılan en büyük artılardan biri ülkücü tabanı sokağa çıkmaktan alıkoyması oldu. Erdoğan “zor tutuyorum” diyerek tabanına “zapt edilmesi gereken bir tür ülkücü gençlik” muamelesi yapmadı mı?

Ben partinin dışında bir yerde duruyorum, teşkilatlarla alakam yok. Ama kongreye gittiğimde o kadar çok Tayyip Bey’e hayran insanla karşılaştım ki, o gençleri tutmak güçtür diye düşünüyorum.

- AKP tabanının sınırı ne? Ne olursa artık evde durmazlar?

Bilmiyorum, ama alana çıkıp gösteri yapabilirler, arabalarıyla korna çalıp dolaşırlar. Ama insanlar onu da yapmıyorlar, tansiyonun düşmesini bekliyorlar. O grubun içinde de kanı kaynayanlar, heyecan ve aktivite arayan genç insanlar var. Ama sınırın ne olduğunu bilmiyorum. Ben bu taraftan bir şey geleceğini zannetmiyorum, ama bir rahatsızlık var.

- Sizce Erdoğan’ın dini inancı, alkolü yasaklamamasını “günah işliyorum” diye düşünmesine sebep olabilir mi?

Bilmiyorum. Ama başörtüsü yasakları hâlâ devam ediyor, kamuda başörtülü kadınlar çalışıyorsa bile amirinin inisiyatifinde, kaçak çalışıyorlar. Başörtüsünün farz olduğuna inanıp 10 yıldır başörtülü kadınların kamusal alanda çalışmasını legalleştirmeyen, bunun için bir şey yapmayan Erdoğan’ın tutup da alkol için günah duygusu hissetmesini anlayamıyorum.

- Erdoğan’ın “iki tane ayyaş” ile başlayan cümlesinin devamında yer alan “inancın emrettiğinin neden reddedilmesi gerekiyor" ifadesi sizde nasıl yankı buldu?

Başbakan’ın bir çam devirdiğini düşündüm. İnsanları niçin diniyle karşı karşıya getiriyorsun? Aleviler de bir inanç grubu ve içki bazı durumlarda onların dini ritüellerinin bir parçası. En azından bu ülkede herkesin başbakanıysanız böyle bir dil kullanamazsınız. Bence Erdoğan, bütün ülkenin Başbakan’ı olduğunu unuttu.

- Söylediklerinizden 3. köprüye adı verilmesi kararlaştırılan “Yavuz Sultan Selim” ismine de karşı olduğunuzu söylemek sanıyoruz yanlış olmayacak.

Tabii. Bizim bütün derdimiz cihangirlik mi Allah aşkına? Niye İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Mimar Sinan, Mehmet Akif değil de Yavuz Sultan Selim ismi seçiliyor? Bence fetihçi bir kuşak yetiştirmenin bize bir hayrı olmayacak. Hatta ben artık köprüye Pir Sultan Abdal’ın isminin verilmesini öneriyorum.

Bu laflardan kimin canı yanıyorsa hem Başbakan’ın şahsına karşı öfkeyle doluyor, hem de onun destekçisi olarak gördükleri insanlara karşı öfkeleri yükseliyor. Neredeyse toplumsal barışımız tehlikeye giriyor. Ve ben dindar insanların bile Erdoğan’ın bu söylemlerini yadırgadığını düşünüyorum.

- Sizce neden Erdoğan’ın bazı söylemlerini yadırgadığını söylediğiniz dindarlar seslerini yükseltmiyor?

Bu toplumun görüş belirtme kanalları açık değil ki. Mikrofon alıp konuşmak için bir Hyde Park da yok. Ama toplumda oluşmuş konsensüsler var. Toplumsal barış ortamı bozulduğunda sadece canı yananların değil, herkesin huzuru kaçıyor. Çünkü herkesin ailesinde namaz kılanı da var, içki içeni de var. Bu çoğulculuk bizim toplumsal dokumuzda var. Bu dokuyu bozmanın bir anlamı yok. Bence toplum siyasetçilerden daha olgun bir noktada.

- “Devletin metrosunun da ahlak kuralları var. Bir ana, baba kızının birinin kucağında oturmasını ister mi?” Başbakan Erdoğan, Fatih Altaylı’nın metroda yapılan “edep” anonsunu hatırlatması üzerine bunları söyledi. Bir feminist olarak bu ifadeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Açık söylemek gerekirse, muhafazakâr yanımla ben de o görüntülerden rahatsız oluyorum. Birçok insan rahatsız oluyor. Bizim nesil için bu tür davranışlar, özel alanda kalması gereken davranışlar kategorisi içinde. Ama Başbakan’ın çıkıp bu konuda, neredeyse kızını dövmeyen dizini döver demesi, müdahale etmesi doğru değil. Bence, bu soruyu cevaplamayabilirdi. Ayrıca neden kızlar üzerinden konuşuyor, orada bir erkek de yok mu?

- Sizce “Başörtülü kadınlar buraya giremez” diyen kamu dairesi ile “Devletin metrosunda uyulması gereken ahlak kuralları vardır” diyen Başbakan arasındaki mesafe ne?

Üslup olarak çok benzeyen bir üslup. Kamusal alanın birilerince düzenlenmesi ve bireysel davranışlara müdahalesi meselesi bu. Ben burada siyasi otoritenin devreye girmesini aşırı müdahale olarak görüyorum. Bu da karşı bir tepkiyi doğurmaya aday bir müdahale.

- Devlet mağdurluğundan devlet dilini kullanan bir Başbakan’a evrilmesiyle eleştirilen Tayyip Erdoğan, sizce üslubuyla geleceğin Erdoğanlarını mı yaratıyor?

Güç her zaman yeni mağdurlar yaratır doğal olarak…

- Yaşananları yansıtmaması nedeniyle medya eylemciler tarafından eleştirildi. Muhafazakâr medya kategorisine konulan Zaman gazetesi ise süreçte farklı bir pozisyon aldı ve AKP’nin tavrına muhalif yayınlar yaptı. Sizce Gülen cemaati medyası süreçte Erdoğan’ın tutumuna karşı “dengeleyici” bir rol mü oynadı? 

Onları da anlamakta zorlanıyorum. Bu olayda bu tavrı koymuş olabilirler ama Kürtlerle barış meselesinde daha sertlik yanlısı durumdalar ve hükümetin PKK ile anlaşmasını hazmedebilmiş değiller mesela. Her zaman bu ilke üzerinden davransalar, dengeleyici unsur diyebilirdim, ama duruma göre değişiyor. Buna rağmen, yine de hükümeti eleştirilmesi gereken noktada eleştiriyorlarsa bunu artı olarak görmek lazım.

- Sizce cemaat kendi çıkarlarına uygun olduğunda mı demokratik?

Cemaatin genel hareket tarzı bir sorunu daha çok diplomasi yollarıyla çözmek, maceralara girişmemektir. Örneğin, AK Parti’nin dış politikası cemaate göre macera. Onlar, maceracılığın, denenmemiş yöntemlerin denenmesinin akılcı olmadığını söylerler, rasyonalisttirler. Bu yüzden de AK Parti’yi eleştiriyorlar. Ama bazen onlar da politik davranmak yerine ağırlık koyma siyasetini tercih edebiliyorlar.

- Hangi konularda sizce ağırlıklarını koyma yolunu tercih ediyorlar?

Değişiyor. Bazen “Türkiye’nin yararına olacaklar” konusunda kendi perspektiflerini göstermek için, bazen de bizzat kendi varlıklarıyla, çıkarlarıyla alakalı olabiliyor. Dolayısıyla tavırları değişebiliyor.

 - Sizce Gülen cemaatinin çıkarı ne?

Türkiye’de her kesim güçlenmek üzerine siyaset yapıyor bence. Çünkü güçlü olmak aktörleşmeyi sağlıyor ve size alan açıyor, imkânlar sunuyor. Dolayısıyla ben cemaatin de güçlü, kalabalık olmayı önemsediğini düşünüyorum.

- Bu güç sadece dini içerikle mi sınırlı sizce?

Cemaat bu konuda çok rasyonalist çalışan bir grup. Her alanda güçlenmeye çalışıyorlar bence. Aslında bunu sadece Gülen cemaatiyle sınırlı tutmak da yanlış. Türkiye’de her grup güçlenme siyaseti yapıyor. Büyük küçük her grup, sağlık, medya, eğitim alanında kendi kurumlarını oluşturmaya çalışıyorlar.

Geçmiş dönemde illegal yapı olarak algılanan cemaatler şimdi sosyolojik bir tanıma kavuştu ve aralarında bir rekabet var. Bu rekabet ve var olma stratejileri üzerinden bir tür demokratikleşmenin gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Dini çoğulculuk diyebileceğimiz bir yapı görüyorum.

- Gülen cemaati kadınları nerede?

Temsil makamları dışında Gülen cemaati kadınları her yerde aktif olarak çalışıyorlar.

- Neden Gülen cemaatini temsil mevkiinde kadınlar yok? 

Gülen cemaatine mensup erkek denildiğinde verilecek cevap var mı? 

- Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinde sarf ettiği “Başörtüsü teferruattır” sözleri Gülen cemaati kadınlarının gönlünü kırdı mı? 

Kırmadı çünkü bağlılıkları çok kuvvetli. Ama travma yaşadılar. Buna bizzat şahit oldum.

- Kırılmadılarsa, gerekçelendirmeyi nasıl yaptılar?

Bunu cemaatten gelen bir şey olarak görmediler. Türkiye’de yasaklar olmasaydı travma yaşamayacaklardı. Bunu bir yok etme operasyonuna karşı savunma operasyonu olarak karşıladılar, fedakârlık olarak gördüler. Ama bu fedakârlık, hayatta kolay karşılığı olan bir şey değil. Cemaatten bir arkadaşım başını açtıktan sonra saçları ağardı. Diğerleri sınıfla mescit arasında bir yaşama sıkıştı, mecbur olmadıkça açık alana çıkmadılar. Ama zaman içinde birçok şeye alışılıyor.

- Başörtülerini 28 Şubat döneminde bırakan cemaat mensubu kadınlar daha sonra yeniden örtündü mü? Travma bugün atlatıldı mı? 

Açık kalan da oldu, kapatan da. Travmayı atlattıklarını düşünüyorum. Ayrıca sadece cemaatten kadınlar da değil, pek çok kadın o dönem başını açtı ve birçok arkadaşımın göğsünde o dönemde kist çıktı.

- Gülen’in 28 Şubat döneminde Necmettin Erbakan’a dair dile getirdiği “istifa etmeli” sözlerini bugün sorguladığını GYV Başkanı Mustafa Yeşil aracılığıyla biliyoruz, ancak başörtüsüne ilişkin tavrına dair ne düşündüğü meçhul. Sizce kadınlar kendilerini başlarını açmak zorunda hissederken Gülen, “teferruat” açıklamasını yapmak zorunda mıydı?

Güç siyaseti böyle bir şey. Hocaefendi’nin 28 Şubat sürecinde televizyona çıkıp Erbakan aleyhine konuşması, askerlere karşı çok saygılı dil kullanması, Çevik Bir’e mektuplar aslında Gülen cemaatinin siyasi iş yapma yöntemleri hakkında fikir veriyor. Ama bahsettiğiniz sorgulamayı, sadece “İstifa et demekle hata ettik” diye algılamıyorum. Askere karşı bu kadar teslimiyetçi bir dil kullanılmasını sorunsallaştırmış olabilecekleri anlamına da geliyor bu…

 - Bu güç siyaseti Gülen cemaatinin neleri feda etmesine sebep oldu sizce?

Totalde bunlar niçin yapılıyor? Cemaat, kurumları, gazetesi zarar görmesin diye yapılıyor. Kriz durumundan yara almadan çıkmak istiyorlar. Baktığınızda en azıdan başını açan öğrenciler okullarını bitirdiler, devletle karşı karşıya gelmeden yetişti o çocuklar. Burada cemaatin varlığı yara almıyor ama “doğru ve ilkeli davranma meselesi” yara alıyor. Onlar cemaatin toplam çıkarını bireysel çıkarların önünde tutan bir anlayışı önceliyor bu durumda.

- Sizce Gülen cemaati ilkeli bir cemaat mi?

Kendilerine göre ilkeleri olan bir cemaat diyebilirim…

- Bugün Gülen cemaat üyesi olmanın bir artısı, kazancı var mı?

Bilmiyorum, ama Anadolu’da “Devlet memurluğu garanti olsun diyorsan cemaatin okuluna git, yurdunda kal. Memur olman kolaylaşır” denildiğini bazı insanlardan duydum. Bu eğer gerçekse üye olmanın bir kazanç olduğu düşünülebilir. Ama cemaatten benim tanıdığım insanlar, maddi anlamda kazançtan çok kayıp olarak görülebilecek hayatlar yaşıyor. Parasını sürekli cemaate harcıyor, iyi okul bitirmişler gönüllü çalışıyor, kimsenin gitmek istemeyeceği bölgelere hizmet için gidiyorlar.

- Cemaatin bugün başörtüsüne bakışı ne?

Cemaatte bildiğim kadarıyla bu konuda bir kriz durumu yok. İsteyen başörtülü, isteyen açık…(T24)

 

'Makam bugün var yarın yok'

 

Hüseyin Avni Mutlu’nun Hürriyet’ten Fatih Çekirge’ye mülakattan:

- Ne hissetiniz de sabaha karşı böyle bir açıklama yaptınız. Sanki bir pişmanlık var gibi açıklamanızda...

Fatih Bey, günlerdir orada, çadırlarda, zorluklarda yaşayan, yatan o çocukları dinlemeden, anlamadan, onları hissetmeden nasıl rahat uyurum.

- Peki neden şimdi? Ne oldu? Nasıl karar verdiniz?

Ben aslında günlerdir bunu kendi içimde tartışıyorum. İnsan başını yatağa koyunca huzurlu olmalı. Bu sabah uyandım. Kalktım. Uyku tutmuyor. Bir şehrin valisiyiz. Sorumluluklarımız var. İnsanları dinlemek zorundayız. Sonuçta beni tanıyanlar tanır. Önce insanlığımızın farkında olmalıyız. Ben hep böyle yaşadım... İstanbulluyu seviyorum. Bizim insanlarımızı seviyorum. Düşündüm ve kararı verdim. Oturdum yazdım.

- Peki şimdi sizin bu kararınız merkezi otoriteyle bir sorun yaratmayacak mı? Bunu düşündünüz mü? Yani makamınız söz konusu...

Bakın, o makamlar geçici. Ben bunca yıl insan için hizmet ettim. Vicdanınız rahat mı değil mi, siz ona bakın. Yoksa makam bugün var yarın yok. Ben kendi içimde, ruhumda günlerdir düşündüm. O gençleri, o insanları anlamadan olur mu? Orada günlerdir bir şeyi anlatmaya çalışıyorlar. O çocuklar şiddet yapmıyor. (T24)

 

'Aya Sofya'yı yıkacağız deselerdi, AKP ne yapardı?'

 

Antikapitalist Müslümanlar’ın BBC Türkçe muhabiri Çağıl Kasapoğlu’na verdiği mülakattan: 

'Türkiye'deki dindar muhafazakâr iktidarın panzehiri ulusalcılar değil, Antikapitalist Müslümanlar. Bu grup AKP'nin icraatını eleştiriyor. Serveti ve iktidarı yanlış kullanıyorlar'

Yazar İhsan Eliaçık iktidara en güçlü muhalefetin bu gruptan çıktığı görüşünde.

"Türkiye'deki dindar muhafazakar iktidarın panzehiri ulusalcılar değil, Antikapitalist Müslümanlar. Bu grup AKP'nin icraatını eleştiriyor. Serveti ve iktidarı yanlış kullanıyorlar."

İhsan Eliaçık'a göre, AKP iktidarı 'zengin ve yoksul uçurumuna ve sosyal adaletsizliğe' duyarsız.

Taksim'de Antikapitalist Müslümanlar'ın çadırına gitmeden önce sohbet ettiğimiz Eliaçık, AKP'nin kullandığı dili ve ekonomi üzerinden yapılan politikayı eleştiriyor.

"Her mahallede milyoner yaratacağız diyorlarlar ama hiç bir mahallede aç yoksul bırakmayacağız demiyorlar" diye sitem eden Eliaçık, AKP'nin 'oy politikası'nın da sağlıklı olmadığı görüşünde:

"[Tayyip Erdoğan] demokrasiyi sandıktan oy alınca herşeyi yaparım demek sanıyor. Öyle bir hak görüyor kendinde. Bu ileri demokrasi değildir. Bölge sorunları ahaliye sorulur."

Başbakan Erdoğan'ın sıkça 'yüzde 50'nin desteğini sırtladığını' hatırlatması da Eliaçık'ın tepkisini çekiyor.

"Peki ya yüzde 50'yi alan CHP olsaydı?... Ya Aya Sofya'yı yıkacağız deselerdi, AKP ne yapardı?"

Başbakan Tayyip Erdoğan sık sık göstericileri hedef alan söylemleri nedeniyle tepki çekiyor, istifa çağrılarına hedef oluyor. Ama Başbakan tepkilerin arkasında 'dış güçlerin' olduğu görüşünde.

İhsan Eliaçık'a göre Tayyip Erdoğan'ın 'dış güçler' söylemi Taksim Meydanı'ndaki göstericileri daha çok kızdırıyor.

"Buradakiler anlaşılmıyor olmaktan rahatsız. Başbakan 'dış güçler var' diyor, meydandakiler de 'ne dışı gücü biz varız biz' diyor. Başbakan anlamamakta ısrar ediyor, göstericileri böcek yerine koyuyor."

Her ne kadar Başbakan sert açıklamalara devam etse de hükümet içinden daha ılımlı mesajlar da geliyor. Ama Eliaçık'a göre bu, hükümet içindeki 'kafa karışıklığına' işaret ediyor.

Meydanda kurdukları çadırın etrafında toplanan grubun gönüllülerinden Yasin Aygün "İslam'da insanlar başkalarının hayatlarına zarar veremez, başkalarının hayatlarına karışamaz. Günah işleme özgürlüğü bile var" diyor ve AKP'ye bir soru yöneltiyor "Alkolü yasaklayarak engelleyebilir misiniz?"

Grup tepkilerinin AKP'nin 'sömürü ve otoriter' politikalarına karşı olduğunu söylüyor.

İktidarın AVM inşası ve Taksim'in yeniden yapılandırılması projesiyle 'kapitalizmi yaygınlaştırmaya' çalıştığını, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da 'kendi politikalarını ve kendi sistemini' dayatmak istediğini ifade ediyorlar.

"Yutmadı bu gençlik bu bahaneyi. Müslümanlar da ezilen insanların yanında durur" diye AKP'ye karşı çıkıyor Yasin ve neden Müslüman kimliklerinin öne çıktığını da şu sözlerle anlatıyor:

"İslam milyonlara hitap eden bir din. Bilinç altında bir beklenti var. Bu halkın yüzde 90'ı da Müslüman, biz de ezilenlerin yanında olalım istedik."

Yasin'le sohbetimi, şık giyimli ve kendini 'bağımsız eylemci' olarak tanıtan hoş bir bayan bölüyor ve antikapitalist Müslümanlara meydanda oldukları için teşekkür ediyor:

"Çok teşekkür ederim sizlere. Özellikle eylemlerin başından beri burada olduğunuz için, dayanışmaya katıldığınız için çok teşekkür ederim. Ben şahsen sizinle aynı fikirde değilim. Aynı ideolojiyi paylaşmıyorum. Ama sizlere çok teşekkür ediyorum" diyor hararetle.

Grup bu gibi teşekkürlere alışık. Sık sık dayanışma için eyleme katıldıklarını söylüyorlar.

Yasin'in yanında beyaz sakalı, güler yüzüyle bizi dinleyen grubun gönüllülerinden Abdullah Yalçın'la konuşuyorum.

"Sizi gelecekle ilgili korkutan nedir, neyden korkuyorsunuz?" diye soruyorum. Yasin bir saniye bile düşünmeden veriyor cevabını:

"Bizim gelecekten korkumuz yok, beklentimiz var. Görüşlerimizi fikirlerimizi özgürce haykırabileceğimiz bir ortam istiyoruz."

Taksim'deki dayanışma yeni bir muhalif ses yaratıyor kimilerine göre. Geçmişte benzeri görülmeyen farklı tınıların tek bir melodiye dönüştüğü bir dönem.

Abdullah da bu yeni düzenin farkında.

"Değişen dünyaya ayak uydurmamız lazım. Komünist, ateistlerle dayanışma var. Allah'a iman vardır. Kulluk olursa kapitalizm de olur. Bir birlik için buradayız. "

Antikapitalist Müslümanlar'ın sesi neden şimdi duyuluyor?

Bardakları neden şimdi taştı? Abdullah bu durumu kolektif hareketin gücüne bağlıyor.

"Eğer tek başımıza çıksaydık arkamızdan bu kitle çıkmayacaktı. Dayanışma olmayacaktı. Şimdi hep birlikte hareket ediyoruz." (T24)

 

‘Birilerin bizi sarsması lazım’

 

Bülent Arınç, Akabe Vakfı tarafından düzenlenen “Hıtamuhu Misk-Esma-i Hüsna” programında konuştu:

Böyle bir toplantı Türkiye’nin de içinde bulunduğu ortamda ne ifade ediyor diye aklıma geldi. Düşününüz ki hemen İstanbul’da biraz ötede başka duygular içinde olan topluluklar var. Onlar da kendilerince tatmin oluyorlar. Sloganları var, sosyal medyadan paylaştıkları var. İnandıkları yaşam tarzı içerisinde onları mutlu eden olaylar var. Bir başka yerde çatışma var, kavga var, nefret var. Birbirlerinin boğazlarına sarılıyorlar. Bir başka yerde bütün bunlardan habersiz yaşayan insanlar var. Ama biz buraya geldik, burayı tercih ettik. Buradan hepimizin alacağı çok büyük dersler var. Günlük meşgaleler içerisinde, bugün kulluk vazifelerimizi hatırlayabilirsek hepimiz için dünya ve ahret saadetine vesile olacak. Olayları anlamak için buna ihtiyacımız var. Birilerinin bizi uyarması, silkelemesi lazım. Ne yapıyoruz, nasıl yapıyoruz? Her yaptığımız işin veya yapamadıklarımızın hesabını vermek çok önemli.

Yaşanan olayların insanları kendilerine getirmesi gerektiğini söyleyen Bülent Arınç:

Böyle sohbetleri, kitapları okumalı ve dinlemeliyiz. Biz kimiz, ne yapıyoruz, nasıl yapıyoruz, yapmadıklarımız var mı, mevki makam peşinde miyiz, birilerinin bizi sarsması lazım”. (Taraf)

 

‘Başbakan gençlerle görüşebilir’

 

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ın Taksim baskınından hemen önceki demeci:

Çelik, “Bizim kapımız da, gönlümüz de açık. Yeter ki iyi niyetli olunsun. Bizim maksadımız üzüm yemek. 3-5 ya da 10 kişilik bir heyet oluşur; bunlarla Sayın Başbakanımız da görüşür. Bu kişiler beni de arayabilir. Ben de aracı olabilirim. Partimiz üzerinden de, hükümet üzerinden de temasa geçebilirler. Sadece Gezi Parkı meselesi değil kaygı, endişe duyulan her konuda vatandaşlarımızla görüşmeye açığız” diye konuştu.

Çelik, 'vandalizm yapan kitle' ile 'çevre duyarlılığı olanlar'ı birbirinden ayırdıklarını söylerken Başbakan Erdoğan’ın “illegal örgüt mensuplarının yanı sıra vurup-kıran, yakıp-yıkan ve küfredenlerle” görüşmeyeceğini söyledi.

Çelik, “Kıyamete kadar gerginlik sürecek değil ya... Başbakanımız eylemcilerin de Başbakanı. Belediye başkanları, bakanlarla görüşmelerden diyelim anlaşma sağlanamadı. O zaman Proje ister Beyoğlu, ister İstanbul halkının oylarına sunulur. Referandum sonrası halkımız ne karar verirse ona uyulur” dedi. (Radikal)

 

‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’

 

Ertuğrul Günay’dan Twitter üzerinden 9 maddelik Gezi çıkışı:

1/ Biz AkParti'ye darbe tehditlerine karşı durarak zor günlerde katıldık; her koşulda halkı ve Hakk'ı savunduk.

2/ 12 Eylül'de olduğu gibi 28 Şubat'ta, 27 Nisan'da dik durduğumuzu, başörtüsü, eğitim engellemesi vb yasaklara karşı çıktığımızı herkes bilir

3/ Şimdi söylediğimiz de, bir hakkın korunması, şehrin ortasında bir yeşil alanın yapılaşmaması, rant lobisinin yalanlarına inanılmamasıdır.

4/ Beoğlu'nda son yeşil alanın korunmasının hangi ideolojik artniyeti olabilir? Tam tersine yapılaşma ısrarı rantcı zihniyetin dayatmasıdır

5/ Sn Başbakan'ın şikayet ettiği milleti yoksullaştıran faiz lobisi gibi, rant lobisi de İstanbul'un tarihine ve AK Parti'ye zarar vermektedir

6/ AK Partinin ve halkın Sn Başbakan'ın geçmiş hizmetlerine sahip çıktığı görülmüştür. Şimdi oyunları bozma, gerginliği giderme zamanıdır.

7/ Milletin gücünü arkasına almış bir liderin "ağaca da kıymam,gençlere de; Krikor Ustanın kışlası varsın olmasın" demesi ne kadar güzeldir!

8/ Zor günlerde gerçek dostluğu sınanmış insanlar doğruyu söylerler; dalkavuklar, fırsatçılar, fesatçılar da güçlü olanın duymak istediğini..

9/ Şimdi, Edebali'nin öğüdünü dinleyelim: "Öfke bize,sakinlik sana Suçlamak bize,gönül almak sana" ve "insanı yaşat ki, devlet yaşasın!" (Milliyet)

 

‘Kimse şah değil padişah değil’

 

AKP İzmir milletvekili Erdal Kalkan’ın attığı muhalif tweetler:

* Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Kutsallar dışında herkes ve her hareket eleştirilebilir. Önce insan..

* Kimse şah değil padişah değil. Önce insan.

*Madem ki Osmanlıyız, her boyutu ile kabul etmeliyiz. Tekrarında yarar var; Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var. Bir de HALK var.

* Sen benim hürriyetim ve esaretimsin. Sen, çıplak yaz güneşi altında yanan etimsin. Sen memleketimsin. Bu memleket bizim. Önce insan.

* Her çeşit vesayete ve darbeye karşıyım. Çocuklarımı ben, torunlarımı anne ve babaları eğitir.

* YETER! Söz gençliğin.  (Akşam.com.tr)

 

11.06.2013

 

‘Ben de içki içiyorum’

 

Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili İbrahim Yiğit’ten “Köprüye verilen Yavuz Sultan Selim ismi yanlıştır” çıkışı:

AK Partili Yiğit, ABD'de yayınlanan New York merkezli Posta 212 gazetesine çarpıcı açıklamalar yaptı. Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarına karşı takındığı sert tavrı eleştiren Yiğit, “Başbakan olaylar ve eleştiriler karşısında sinirleniyor. Yüzde 50’yi tutuyorum diyor. Türkiye’de iç savaş mı çıkaracaksınız, insanlar birbirlerini mi öldürecekler?” dedi. Yiğit, bir konferans için Washington’da bulunduğu sırada verdiği röportajda Gezi Parkı olayları ile ilgili olarak içki yasağı ve park olayının topluma iyi anlatılamadığını, toplumun alkolün yasaklandığını sandığını, oysa durumun böyle olmadığını söyledi.

AK Partili Yiğit, emniyet güçlerinin Gezi Parkı olayları sırasında orantısız güç kullanmasını da eleştirirken, polise psikoloji eğitimi verilmesi gerektiğini ifade etti. Başbakan’ın olaylar karşısında sinirlendiğini söyleyen Yiğit, Başbakan Erdoğan’ın olaylarla ilgili olarak söylediği “Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” sözü için “Türkiye’de iç savaş mı çıkaracaksınız, insanlar birbirlerini mi öldürecekler? Başbakan her şeyden önce toparlayıcı olmalı, kucaklayıcı olmalı. Toplumda herkese eşit mesafede durmalı. Ama düzelir bunlar” yorumunu yaptı.

“Yine restoranlar açık, bahçeler açık, yine her tarafta insanlar rahatlıkla içebilecek. Bu bir yaşam biçimidir, kimse kimseye karışamaz,” diyen Yiğit, “Ben AK Parti milletvekiliyim ben de içiyorum. Benim yaşam biçimime bugüne kadar hiç kimse müdahale etmedi. Ve etmeye de hakkı yok,” şeklinde konuştu.

AK Partili Yiğit, üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim isminin koyulmasını yanlış bulduğunu da ifade etti.

“Ben Aleviyim ve AK Parti’den milletvekiliyim. Başbakan hep toparlayıcı, bütünleştirici, herkesi kucaklayıcı konuşmalar yapardı ve biz en ufak bir rahatsızlık duymadık. Fakat Yavuz Selim, Çaldıran olaylarında 40 bin Alevi'yi öldürdü. O zamandan beri Alevi kesiminde Yavuz Selim’e karşı bir alerji var. Dolayısıyla ismi köprüye koymaları çok yanlış oldu. O kadar güzel isimler var ki, Yunus Emre’yi koy, Mevlana'yı koy. Hatta Sayın Başbakan kendi ismini koysaydı” şeklinde konuştu.

Yiğit, Cumhuriyet döneminde Alevilerin ıstıraplar çektiğini söyledi ve “Diyanet İşleri Başkanlığı'na bir tane Alevi daire başkanı koysalardı belki de bugün bunları hiç yaşamayacaktık” dedi.

AK Parti döneminde Alevilik ve Bektaşiliğin ders kitaplarına girdiğini, Madımak Oteli’nin kamulaştırıldığını, Cem evlerine yasal statü kazandırma konusunda da beş kişilik bir komite oluşturduğunu ancak araya seçimlerin girdiğini söylerken, yakın zamanda Başbakan Erdoğan’ın İstanbul milletvekilleriyle yaptığı toplantıda konunun yeniden gündeme geldiğini, Başbakan’ın konuyu çözüme kavuşturma niyetini kendisine açıkladığını anlattı. Başbakan’ın son dönemdeki açıklamalarını anlamakta zorlandığını dile getiren İbrahim Yiğit, “Başbakan’ın böyle söylemleri oluyor ama yanlıştan dönmek de bir erdemdir. Ama yapıyor Başbakan bunu. Mesela Kürt milletvekillerine neler söyledi, ama sonra Apo’yla bile görüştürdü” dedi.

Yiğit, kendisine başbakanın Cumhurbaşkanı olup olmayacağının sorulması üzerine, olacağını tahmin ettiğini söylerken, başkanlık sistemi konusunda BDP ile bir pazarlık yapıldığını tahmin etmediğini, konunun parlamentoda kabul edilmesi ve referanduma gitmesi gerektiğini anlattı. Bunun için de mecliste yeterli sayının sağlanması gerektiğini ifade eden Yiğit, “Anayasa ciddi bir biçimde geldikten sonra tahmin ediyorum BDP ile görüşmeler olacak,” diye konuştu. (Milliyet)

 

12.06.2013

 

‘Duble yolları yaparken özgürlükleri unuttuk’

 

Kimi AKP yöneticilerinden:

Taksim’de başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı eylemleri, AKP içinde tartışma konusu oldu. Birçok AKP yöneticisi, kendisine “Biz nerede hata yaptık” sorusunu yöneltirken, bir AKP kurmayı ise yaşananları, “Biz duble yolları yaparken, özgürlükleri unuttuk” sözleriyle değerlendirdi.

İktidar partisi, eylemleri tüm yönleriyle değerlendiriyor. Gezi eylemlerinin yurtiçinden ve yurtdışından alınan destekle büyüdüğüne inanan AKP yöneticileri, “Zemini de biz hazırladık” değerlendirmesi yapıyor. Bu nedenle, bir daha aynı olayların yaşanmaması için, yapılan hatalar gözden geçiriliyor. Bir AKP kurmayı, son 10 yılda birinci önceliklerinin ekonomi olduğunu belirterek, özgürlükler konusunu ikinci plana aldıklarını kaydetti.

Bu konuda da hükümetin önemli adımlar attığına dikkat çeken AKP’li yönetici, “Ancak biz bunları iyi anlatamadık. Halen toplumun bir kesiminde, yaşam şeklinin değiştirileceği konusunda endişeler yaşanıyorsa, burada bizim de hatamız var. Demek ki, 10 yılda yaptığımız reformları halka tam olarak anlatamadık. Bugün gelinen noktada toplum belirli refaha ulaştı. Öncelikler de değişti. Artık özgürlükler de ön plana çıktı. Bizler duble yolların yapımı ile uğraşırken, özgürlükleri ikinci plana bıraktık. Yeni dönemde, bu noktalara daha fazla ağırlık verilmesi söz konusu olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Erdoğan başkanlığında hafta sonu İstanbul’da yapılan MKYK toplantısı, AKP milletvekillerinin kafalarındaki soru işaretlerini de giderdi. MKYK üyeleri, toplantıda konuşulanları milletvekilleri ile paylaştı. Şimdi tüm AKP milletvekilleri, yurtdışından ve yurtiçinden, Başbakan’a yönelik bir operasyon yapıldığına inanıyor. Ve bu nedenle parti olarak, herkesin “dik durması” gerektiği görüşü savunuluyor. AKP’li vekiller arasında en çok Başbakan Erdoğan’ın MKYK toplantısında yaptığı konuşma tartışılıyor. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın konuşmasının sonunda, mehter takımının harekete geçmeden önce ettiği dua olarak bilinen “Nasrunminallahi ve fethün karin. Ve beşşiri’l- mü’minin” ayeti ile verdiği mesaj AKP’lilerin birinci gündem maddesi haline geldi.

Öte yandan, ABD ve AB’den gelen uyarı mesajları, AKP içinde çeşitli spekülasyonlara yol açtı. Kapalı kapılar ardında, “ABD ve AB, AKP konusunda görüşünü niye değiştirdi” sorusunun cevabı aranıyor.

Bu arada, AKP içinde, Kültür eski Bakanı Ertuğrul Günay başta olmak üzere Gezi eylemlerine destek niteliğinde açıklamalarda bulunan AKP milletvekillerine yönelik de büyük bir tepki oluştu. Parti içinde, bu kişiler, “içimizdeki çapulcular” olarak nitelendiriliyor. (Taraf)