Gündem

'Devlet' ve 'siyaset'

1923’den günümüze, adına paralel, çapraz, derin, sığ ne derseniz deyin, devlete hâkim olanların hepsi nesil yetiştirme derdindeler

16 Ocak 2014 22:32

Samim Akgönül

Etimoloji iyidir. Türkçe’de ‘devlet’ kelimesi Arapça’daki dawla teriminden geliyor. Terimin ilk anlamı şans, talih, servet. Daha sonra “şanslı” olan bireyin (kral, sultan, padişah) elindeki gücü, iktidarı tarif ediyor kavram. Ve sonunda da bu gücü temsil eden örgütler ağını. Batı dillerinde Etat, State, Staat gibi Latinceden türemiş kelimeler ise  “durum” demek. Hatta bir andaki durum ve dolayısıyla bu durumun toplumun iç örgütlenmesine yansıması. Aradaki felsefi fark büyük.

Aynı felsefi fark ‘siyaset’ kavramında da mevcut. Gene Arapça’dan gelen bu kelimede de bir güç, bir hiyerarşi görmek mümkün. Kelimenin ilk anlamı “At Terbiyeciliği”, Seyis de aynı anlamdan türemiş. Oysa Frenk dillerindeki “politika” Yunancadan türemiş Polis’i, yani şehri yani ‘kamu’yu ilgilendiren her şeyi kapsıyor. Evet, etimoloji iyidir. Kapılar açar.

Diğer bir deyişle devlet yukarıdan aşağıya bir tahakküm, siyaset ise bu tahakkümün hem yöntemi hem de aracı.  Bu anlayışta devlet mütehakkim, hükmedici.

Türkiye’de devlet geleneği yukarıdaki özelliğini özümsemiş durumda. Devlet Türkiye’de korkulan, çekinilen, baskıcı ve özelikle de toplumun erişemeyeceği kadar yüksekte, sislerin, bulutların arasında bir bilinmeyen gök cismi. Dolayısıyla yönetenler kendilerini meşru hükümran hissediyorlar ve at terbiye eder gibi siyaset yapıyorlar. Devlet toplumun elinde bir mutluluk aracı değil toplumu kırbaçlama mevkii olduğundan ona hakim olmak elbette en büyük rüya.

Günümüzdeki kavgayı iki şekilde okuyabiliriz.  Doğal olarak bazı gruplar zenginleşmek, güç sahibi olmak istiyorlardır. Ancak asıl nihai amaç devlete hâkim olarak toplumun hangi kalıplara sokulacağına karar verebilmek. A ya da B nesiller yetiştirebilmek. 1923’den günümüze, adına paralel, çapraz, derin, sığ ne derseniz deyin, devlete hâkim olanların hepsi nesil yetiştirme derdindeler, devletin sağladığı kırbaçla, kamçıyla diğer bir deyişle hunharca kullanılan devletin ideolojik aygıtlarıyla. Kindar nesil, dindar nesil, altın nesil, dinç nesil yetiştirme çabaları aslında siyasetin öznesi değil nesnesi haline gelen kuşakların devlete yabancılaşmalarından başka bir işe yaramadı. Son tahlilde “fikri hür vicdanı hür nesil” yaratma çabaları dahi söylemde kalmış bireylere at gözlükleri takmaya çalışmaktan öteye gidemedi.

Sonuç olarak devlete hükmedenlerin her nesil yaratma projesi duvara toslamaya mahkûm. Son günlerin kavgasını Cemaat’in, İslamcıların ya da Kemalistlerin kazanıp kazanmamasından bağımsız olarak asıl dert tek tip toplum yaratma siyasetinin artık iflas ettiğini anlamak. Türkiye toplumu renkli, karmaşık, çelişkili ve hangi tornadan geçerse geçsin bu karmaşıklığını koruyacak. Zor olan bu çeşitliliğin özgür ve barışçıl bir ortamda yönetimini sağlayabilmek.

Yeni bir sistem elbette toplumsal çatışmanın olmadığı bir sistem değil. Çatışma toplumların ilerlemesini sağlar. Fakat devlet denen elle tutulamaz mekanizma toplumun her bireyi tarafından meşru hale gelir, siyaset her bireyin kendi yaşam alanına etki edebilme gücünü ve hakkını içselleştirebilirse sonsuz çatışmalardan sonsuz uzlaşmalar doğar. Asıl verilmesi gereken kavga kanımca buradadır.