Gündem

'Allahım biz Müslüman erkekleri affet'

Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler, geçen hafta Müslüman Erkek Yazarlar hakkında yazdığı yazıda birçok e-mail ve telefon aldığını söyledi.

06 Şubat 2010 02:00

T24 - Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler, geçen hafta "MEY" diye kısaltarak kaleme aldığı "Müslüman erkek yazarlar" hakkındaki eleştirileri üzerine çok sayıda e-mail ve telefon aldığını açıkladı. Müslüman erkek yazarlara "Sayenizde değil size rağmen bir yerlere geldik" diyen Böhürler, kendisine gelen mesajlar arasında yer alan "Allah'ım biz Müslüman erkekleri inşallah affeder. Biz sizler kadar dürüst olamadık. Hakkınızı helal edin..."  sözlerinin kendisini çok şaşırttığını belirtti.

Aynı zamanda AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyesi olan Ayşe Böhürler,  cumartesi günleri yazdığı Yeni Şafak'taki köşesinde bu hafta, TBMM'de yaşanan tartışmanın tarafları olan CHP'li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç üzerine gözlemlerini ve Müslüman erkek yazarlar konusundaki eleştirilerine gelen değerlendirmeleri ele aldı.

Böhürler'in "Mecliste kadın olmak" başlığıyla yayımlanan (6 Şubat 2010) yazısı şöyle:



Ak Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı, Meclis'teki kavga olayının öncesinde sık sık MHP'li ve CHP'li milletvekilleri tarafından sataşmalara maruz kaldığını, "sen kadınsın, ne işin var burada" sözlerine karşı "burada bir kadın olarak değil, sizin gibi bir milletvekili olarak bulunuyorum" şeklinde cevap verdiğini söylemişti. Kadın milletvekilleri Meclis'e narin, gül çiçek kontenjanından girmediler elbette. Hepsi de görevlerinin gereği ne ise onu yapıyorlar. Görevlerinin gereği riskleri göze alıyor, tartışmalara katılıyorlar. Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu'nun da bu noktada kadın olarak bir imtiyazı ya da farklılığı yok. Bu kavgada Bülent Arınç'ın sert üslubunu eleştirdiğim kadar Güldal Mumcu'yu da eleştiriyorum. Her şeyden önce, kavgayı önleyici bir tutum sahibi olmada daha titiz davranmasını beklerdim. (Ki Meral Akşener bu konuda örnek bir tavır sergiliyor.) Mumcu'nun, Ak Parti Grup Başkanvekili olan Bahçekapılı'nın konuşma içeriğine müdahale etmesini, meslektaşı konuşurken ona boş konuşuyorsun diyerek yorum yapmasını, Arınç'a terbiyesiz diye bağırmasını, "yürütmenin yasamaya müdahalesi" diye yaptığı tanımlama ile bazı şeylere çanak tutmasını da en az Bülent Arınç'ın üslubu kadar tepki ile karşılıyorum. Bu noktada önceliği kadın ya da erkek olmaya değil, "demokratik tutum sahibi" olmaya veriyorum.


MHP'nin başörtüsü imtihanı

Osman Durmuş ile ilgili zihnimde kalan, Sağlık Bakanı olduğu dönemde kendisini kapıda karşılamayan başhekimi azarlama sahnesidir. Durmuş'un tarzını özetleyen bu sahnenin başka bir versiyonunu, Meclis'teki konuşması esnasında seyrettik. Bırakın Başbakan'a, sıradan bir insana bile gösterilmesi gereken saygı sınırlarını aşan, kısaca "üslupsuzluk" diye kestirip atabileceğimiz bu konuşma beraberinde başörtüsü tartışmasını tekrar gündeme oturttu. Tıpkı başörtüsünün Anayasa Mahkemesi kararı ile kesin olarak yasaklanmasına neden olan tartışmada olduğu gibi. MHP'nin marifeti, CHP'nin girişimiyle, teamüle dayalı başörtüsü yasakları anayasa mahkemesi kararı ile yasalaşmıştı. Böylece sözde başörtüsünü savunan MHP, başörtüsü yasağının yasalaşmasına sebep olmuştu. Hem de tabanının zihniyetine zıt bir şekilde. Başörtüsü meselesi MHP için bir turnusol görevi görüyor. Ayrıca MHP'nin fikirler partisi olmadığı ortada. MHP'nin CHP ile ortak tutumu sürüyor. Meclis'i çalıştırmamak için kullandığı çeşitli yöntemler, demokratik tartışma ortamının gelişmesine değil sekteye uğramasına katkı sağlıyor. "Ben olmadan kıpırdayamazsınız" anlayışı içinde hareket eden MHP, bu tutumuna başörtüsü karşıtlığını da ilave ettiğinde tabanını ne kadar koruyacak, doğrusu merak ediyorum.


Onlara rağmen

Geçen hafta MEY'ler (Müslüman Erkek Yazarlar) üzerine yazdığım yazının sonrasında birçok e-mail ve telefon aldım. Üstelik sadece medyada çalışan kadınlardan değil. Hepsinin de ortak olarak altını çizdikleri "onların sayesinde değil, onlara rağmen bir yerlere geldik" cümlesiydi. Doğrusu çok etkilendim. Başörtülü ama eğitimli, donanımlı, nitelikli dindar birçok kadının az maaş, çok iş formülü ile adsız ve ünvansız çalıştırıldıklarını biliyordum da durumun bu kadar vahim olduğunu bilmiyordum. Bu durumun Müslüman erkeklerin vicdanını rahatsız etmemesi de başka bir tespit ayrıca. Bu arada ayırımcılığın söz konusu edildiği işler sağlıktan stratejik planlamaya, akademik çalışmalardan büyük şirket yönetimine kadar uzanıyor.

Birçoğu da mesajını "sürekli arka planda kalan başörtülü kadınlardan sadece birisi" diye bitirmiş. Bu e-maillerden bir ikisini yayınlamak istiyorum:

"Kadın ve başörtülü bir gazeteci olarak 12 yıldır .....'da çalışıyorum. Sizin kadar içerden olmasa da, bahsettiğiniz can sıkıcı tabloya şahit olmamak mümkün değil, özellikle kompleks ve yalakalık konusunda. Bu mevzuyu yazdığınız için çok teşekkürler. Umarım üzerine alınması gerekenlerin biraz yüzü kızarmıştır...(K.)"

"Maalesef sadece medyada değil iş hayatında da Müslüman Erkek Tavrı diyebileceğimiz, klasik, bağnaz ve banal bir duruş var. Bu tutumun son zamanlarda biraz değiştiğini hissetsem de, başörtülü bir kadının makul ve cesur sözlerinin her zaman hayret ve kimi zaman da hayranlıkla karşılanması çok tuhafıma gidiyor. Düzgün bir şey söylüyorsanız bir bakarsınız şaşırmış bir hayranlık belirir gözlerinde... Çok mu embesil bir görüntü sergiliyoruz diye hep merak ediyorum bu tavırlar karşısında. Duygularıma tercüman olmuşsunuz. Ellerinize sağlık!"

En şaşırtıcı e-mail de Almanya'dan, bir erkek okuyucudan geldi.

"Mesele iman ve vicdan meselesi. Ayşe hanım, yazınızdaki bu cümle beni çok düşündürdü. Allah'ım biz Müslüman erkekleri inşallah affeder. Biz sizler kadar dürüst olamadık. Hakkınızı helal edin..."