Yaşam

'5 yıl sonra hepimiz bu sektörden çekilmek zorunda kalabiliriz'

Televizyon yapımcısı Armağan Çağlayan: Sizler de şimdi şikayet ettiğiniz televizyonun halini mumla ararsınız herhalde

25 Aralık 2014 09:21

Radikal gazetesi yazarı ve televizyon yapımcısı Armağan Çağlayan, “Böyle devam ederse 5-6 sene sonra ben ve benim gibi bir sürü insan televizyon dünyasından elimizi eteğimizi çekmek zorunda kalabiliriz. Sizler de şimdi şikayet ettiğiniz televizyonun halini mumla ararsınız herhalde” dedi.

Radikal gazetesinden Ezgi Başaran’ın sorularını yanıtlayan Armağan Çağlayan, televizyon programlarının geleceğini anlattı. Başaran’ın “5 yıl sonra hepimiz bu sektörden çekilmek zorunda kalabiliriz” başlığıyla yayımlanan (25 Aralık 2014) söyleşisi şöyle:

 

Bugünkü reyting tablosuna baktığınızda ne görüyorsunuz?

Bir kere bu yıl bütün televizyon camiasının ezberleri bozuldu. Benim de ezberimi bozan bir tablo görüyorum. Çünkü 1.5 yıl kadar önce ölçüm paneli değişti.

 

Bu ne demek?

Şu demek… Eskiden çeşitli kriterler vardı: Örneğin eskiden AB grubu olmak için belli bir miktarın üzerinde para kazanıyor olmak, en az lise mezunu olmak, evinizde renkli televizyon, otomatik çamaşır ve bulaşık makinesi, dvd oynatıcı bulunması gerekiyordu. Bu bir bakıma yaşam biçimi kriteriydi. Yeni sistemde diyorlar ki 5 bin lira para kazanıyorsanız, isterseniz okuma yazma bilmeyin, bizim için AB grubusunuz. Yani artık tek kriter var: Satın alma gücü. Eğitiminizin ya da yaşam biçiminizin bu ölçüm sisteminde bir kıymeti yok.

 

Peki örneklem değişti mi? Yani reyting ölçen kumandanın verildiği evlerin tablosu değişti mi?

Evet. Geçtiğimiz Kasım ayından itibaren nüfusu 2 binden az olan yerlere de ölçüm cihazı koymaya başladılar. Ocak ayına kadar bu evlerin sayısı 10’ar 10’ar artacak. Nüfusu 2 binden az yer ne demek? Yaşam biçimi olarak bambaşka bir dünya. Aşağılamak için söylemiyorum ama dürüst olmak gerekirse benim ve benim gibi bir çok televizyon yapımcısının bilemeyeceği bir yer. Türkiye’deki televizyoncuların yüzde 85’inin aşina olmadığı yeni bir zevk ve ilgi dünyasıyla karşı karşıya kalmış vaziyetteyiz.

 

Bu yeni kriterler panelinin ve örneklem değişiminin daha sağlıklı ve gerçeğe yakın olduğunu söyleyenler de var ama…

Bu durum sektörde tartışmalı. Eskiden maç olurdu ama Aşk-ı Memnu maçı geçerdi. Televizyoncular da diyor ki bir dizinin Türkiye’de maçı geçme ihtimali yok. Herhalükarda maç geçer. Böyle diyorlar. Ama eski sistemde, yani AGB’nin ölçüm sisteminde Aşk-ı Memnu’nun maç yayınını solladığı olurdu.

 

Öyleyse AGB’de de sıkıntı vardı…

Ezgi, bu örneklem seçimine bağlı. Aslında hepimizin hayatını evlerinde ölçüm aleti olan insanlar belirliyor. Bu aletlerin kimde olacağına ve bu kişilerin hangi kategoriye (A-B-C gibi) dağılacağına TİAK (Televizyon İzleme Araştırma AŞ) adlı bir kurum karar veriyor artık.

 

Nasıl bir kurum bu?

Yönetim Kurulu, Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği ve ölçülen kurumlardan oluşuyor. Yani programları ölçülen tüm kanalların bir temsilcisi bu kurumda bulunuyor. TİAK “Benim için doğru ölçüm sistemi budur, bunu kabul ediyorum” diyor şu anda. Ve biz televizyoncuların yapacağı bir şey yok. Öte yandan sağlıklı bir sistem olduğunu da hiç düşünmüyorum.

 

A-B kriterlerinin değişmesinin ve örneklemin 2 bin nüfusunun altındaki yerleri de kapsamasının ardında bir gündem olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin üniversite ve lise mezunu oranlarına bakarak mı bu panel kriterlerini değiştirdiler bilmiyorum ama hissettiğimi söyleyebilirim: Bu ölçüm paneli baz alınmaya devam ederse 5 sene sonra bu televizyon dünyasında bana iş düşmez. 5 sene sonra hepimiz elimizi eteğimizi çekmek zorunda kalabiliriz.

 

Neden?

Çünkü ben bu dünyayı bilmiyorum. Örneğin Küçük Gelin gibi bir dizi yapamam. Çünkü öyle bir hayat anlayışım, dünya görüşüm yok.

 

Küçük Gelin nedir, bilmeyen okurlarımız için anlatabilir misiniz?

Küçük yaşta bir kız kendinden çok büyük bir adamla evlendiriliyor ve bir köyde hayat sürüyor. Yani bu hikayeyi o şekilde anlatmak benim ve benim gibi bir çok yapımcının genlerinde yok. Çünkü yapımcılık dediğiniz biraz da hayat görüşünüzle ilgilidir. O yüzden bir süre sonra biz toparlanıp evlerimize gideceğiz ve belki bizim yerimize başka yapımcılar gelecek. Sistem bizi buna itecek.

 

Ama biri de çıkar der ki siz ve sizin gibi yapımcılar Türkiye halkını tanımıyor, tanıyan gelsin…

Elbette bunu söylemek mümkün. Bu da bir bakış açısı. Fakat halk da Küçük Gelin’i beğenen ve tasvip eden bir kitleden mi oluşuyor? Artık bunu mu diyeceğiz? Yahut… Bu kişiler gerçek alıcılar mı? Yani reklamverenin aradığı hedef kitle mi? Ben bu soruların cevaplarının evet olduğundan çok şüpheliyim.

 

İşte bu panele göre ayda evine 5 bin lira girenler A grubu değil mi? Reklamveren o tüketme gücüne bakmaz mı?

Bakmaz. Yani sadece ona bakmaz. Çünkü bir insanın tüketim alışkanlıklarını, kazandığı para kadar yaşam biçimi de belirler. Siz denklemden eğitimi ve yaşam biçimini çıkardığınızda reklamverenin de bilmediği eksik bir dünya yaratmış olabilirsiniz. Bence sektöre büyük bir darbe vuruluyor. Son iki yıldır bu panele göre yapılan hiçbir dizinin yurtdışına satılma şansı yok.

 

Niye?

İsim vermek istemiyorum. Ama mesela garip garip komedi dizileri yapıldı. Onların ne Kuzey Avrupa’ya ne de Ortadoğu’ya satılma şansı yok. Çünkü son derece yerel motifler taşıyan işler. Halbuki bu sektör çok büyümüştü, 70 milyon dolarlardan söz ediyorlardı. O para giderek yok olacak.

 

Bu panele göre Bir İstanbul Masalı, Muhteşem Yüzyıl veya Aşk-ı Memnu tutmaz mıydı?

Bir İstanbul Masalı… Hiç sanmıyorum. Bence olmazdı. Aşk-ı Memnu ve Muhteşem Yüzyıl’ın da çok zorlanacağını tahmin ediyorum. Çünkü çok tutucu bir panelle karşı karşıyayız. Daha önce çok reyting almış bu diziler bugünkü sisteme göre o reytingi asla alamazdı.

 

Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir ismin oynadığı büyük yapım Kurt Seyit ve Şura da tutmadı.

Bence 4 yıl önce yayınlansaydı fırtınalar koparırdı. İşte bu da iyi bir örnek…

 

Demek ki Yeni Türkiye’nin yeni yapımcıları yaratılacak, onlar yeni kriterlere uygun tv malzemeleri üretecek…

Tabii tabii olabilir. Ben zaten bunu kabul ediyorum. Böyle devam ederse 5-6 sene sonra ben bu sektörde yokum diyorum. Ama benim gibi bir sürü insan yok. Sizler de şimdi şikayet ettiğiniz televizyonun halini mumla ararsınız herhalde.

 

Siz yapımcılar aranızda bu konuyu konuşuyorsunuzdur. Bir önlem ya da çözüm var mı?

Hiçbir önlem alamayız ve hiçbir şey yapamayız. Çünkü sistemin tüm temsilcileri, reklamverenler, reklamcılar ve kanallar bu sisteme tamam diyor. Ki ben buna çok şaşırıyorum. Bakın bir örnekle anlatayım. Eskiden çok izlenen bir program 16 reyting alırdı. Şimdi birinci olan program, haftaiçi günlerde 4 reyting alıyor.

 

Ne demek bu?

Kanalların para kaybetmesi demek. Diyelim ki ben bir elektronik cihaz reklamı vereceğim. Parayı reklamı vereceğim kanalın o dakikadaki reytingiyle çarparak veriyor. Çarpanı bin lira ise, o dakikada o programın reytingi de 4 ise, 4 bin lira ödüyor reklamveren. Hesap bu şekilde.

 

Öyleyse oyuncuların aldığı ücretler de değişecek mi?

Bence evet. Çünkü bir süre sonra hepimiz sektörde ucuza iş üretmenin yollarını arayacağız. Yani artık star sistemi de çöktü. Bir starın bir dizide oynuyor olması o dizinin tutacağının garantisi değil. Evet ilk bölümde dönüyor bakıyor ama ona hitap etmiyorsa başroldeki star için izlemeye devam etmiyor. Bu değişimin oyuncular dahil sektördeki herkes farkında. Özellikle iki üç aydır. Artık bizim starlarımız başka, ‘ölçüm panelinin starları’ başka.

 

Tüm bunların adil bir yanı da yok mu sizce? Yani halkın büyük çoğunluğu başka tür diziler, başka tür programlar, başka tür starlar görmek istiyorsa ekranda…

Elbette adil de diyebilirsiniz. Eğer bu örneklem sahiden doğru yapılıyorsa… Ben adaletini sorgulamadım sadece bir sektörün el değiştirmenin eşiğinde olduğunu vurgulamaya çalıştım. Zira başka bir sürü yapım şirketi de kurulmaya başladı. Bundan 5 yıl sonra çok başka şirketleri konuşuyor olabiliriz.

 

Peki Armağan Bey son bir soru… Televizyon dünyasına yeni kodlar getiren bu ölçüm sisteminin değişmesi hangi olayla başlamıştı, bize hatırlatabilir misiniz?

Türkiye’nin 4 büyük yapım şirketine ‘reyting operasyonu’ yapılmıştı. İddia, AGB ölçümlerinde yolsuzluk yapılmış olmasıydı. Bu iddiayla sadece şirketler değil patronların evleri de basıldı. Yolsuzluktan kasıt da şuydu… Bu yapım şirketleri evlerinde ölçüm cihazı olan kişileri biliyor, onlarla irtibata geçiyor ve kendi programlarını izlettiriyor deniyordu. Güya böyleydi.

 

Yapıyor muydunuz?

Elbette hayır. Zaten bu operasyonla ilgili takipsizlik kararı çıktı.

 

Ama…

Ama bu operasyonun ardından reytinglerin ölçüm sorumluluğu TİAK’a geçti, ardından panel kriterleri değişti ve şimdi de örneklemler değişiyor. Böyle yani.