Dezenformasyon, yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi anlamına geliyor. Ve bir süredir bu ülkede medya yoluyla bilgiyi çarpıtmak suç sayılıyor.
Oysa insan tüm kültürünü, hukukunu, değerlerini binlerce yıl boyunca çarpıtılmış bilgi üzerine kuran bir canlı.
Alenen yayılan halkı yanıltıcı bilgilerin başında, kayıtlı insanlık tarihinin ilk zamanlarından itibaren hep dini bilgiler var.
Bilimsel akılla asla örtüşmeyen yaratılış efsaneleri, gerçeklikle bağı bulunmayan öbür dünya fantezileri, felsefi sorulara verilen ve sorgulamayı, şüpheyi lanetleyen dogmatik cevaplar asırlardır alenen yayılan ve halkları yanıltan en tehlikeli bilgiler.
İkinci sırada devlete dair bilgiler var.
Tarihi, atalarının üstün başarıları üzerinden ya da sadece kendilerine yapılan haksızlıklardan yola çıkarak anlatan devlet, eğitim öğretim müfredatını baştan sona alenen yayılan halkı yanıltıcı tarihi bilgilerle oluşturan kurnaz oluşum.
Anneliğin kutsallığı, babalığın koruyuculuğu ve ailenin huzurlu, güven dolu bir kucak olduğu yanıltıcı bilgisini de alenen yayan bu oluşum, aynı zamanda kendi yapısının yüceliği, kıymeti ve yıkılmazlığı üzerinden yanıltıcı ve tehditkâr bilgiler kusuyor.
Ortak devlet politikaları üzerinden yayılan en yanıltıcı ve yanıltıcı olduğu kadar da tehlikeli bilgiler savaşlara dair.
Askerlerden başka kimsenin burnunun bile kanamayacağı, çocukların ölmeyeceği, kadınların tecavüze uğramayacağı savaşların mümkün olabileceği alenen yayılan halkı yanıltıcı en art niyetli bilgi. Bu bilgi, aynı zamanda askerin insan olmadığı, sadece savaşmak için mevcut bir robot olduğu asılsız bilgisini de rasyonelleştirdiği için ziyadesiyle yanıltıcı.
Onu, barış için savaşın kaçınılmaz olduğu bilgisi izliyor.
Onu da vatanı savunmak için savunma sanayiine yüklenmek gerektiği bilgisi takip ediyor.
Ve halk bu yanıltıcı bilgilerle düşünüyor, karar veriyor, değerler oluşturup hayatını o değerlerin gölgesine inşa ediyor.
Bunu yaparken de bizzat alenen yanılmak, yanıltılmak istiyor.
O yüzden devletten “iyilik” değil “güç” talep ediyor, oğlu askere giderken sırtını sıvazlayıp, şehit olursa onu devletine ve vatanına bağışlıyor ve para kazanıp para harcamaktan başka bir yaşam formu hayal edemiyor.
Kısıtlı parasını en sağlam olan değil en güzel reklam veren ürüne, oyunu en dürüst davranan değil en havalı tanıtım yapan partiye gözü kapalı veriyor. Siyasi partilerin seçim dönemleri reklam şirketleriyle çalışmasından, kıymet verdikleri liderlerin basın danışmanları tarafından reklamcı aklıyla yazılmış metinler okumasından gocunmuyor.
İkiyüzlülüğe, yalancılığa, dolandırıcılığa katlanmayı öğrenmiş; samimiyetle, gerçeklikle, dürüstlükle başa çıkamayacağından korkuyor. Devamlı, gözünü daha iyi boyayana, gönlünü daha çok hoş tutana meylediyor.
Evlenirken prenses olmadığını bile bile prensesler gibi, prens olmadığını bile bile prensler gibi giyiniyor. Bir ömür aynı yatakta kocama ihtimali çok düşük olduğu halde o temenniyle nikah kıyıyor. Herkesin birbirini aldattığı bir hayatta, eşi tarafından aldatılınca sanki yeryüzünde aldatılan ilk kendisiymiş gibi dünyaları yıkıyor.
Zira devlet ya da hükümet gibi, aile de aslen isteyerek ve düşünerek kurulmasını gözettiği bir kurum değil reklamların gazına gelerek şuursuzca satın aldığı bir meret.
O bu hayatta bir insan, bir vatandaş, bir anne, bir baba değil sadece gönüllü bir müşteri olmak istiyor. Nihayetinde müşteri kapitalizmin velinimetidir diye düşünüp kendi değerini en çok sömürüldüğü yerden biçiyor.
…
Şimdi böyle bir dünyada ve böyle bir ülkede, basının halka alenen yanıltıcı haber vermesinin, bir bilgiyi siyasi ya da ticari hezeyanlarla çarpıtarak iletmesinin cezai değeri ne olabilir?
Hele hele reklam arası haber yayınlayan, patronları siyasi bağlantıları aleni iş adamları olan bir medyadan, tarafsız gerçek haberciliği bekleyen hukuk kendi tarafsızlığını bile ispatlayamayacak kadar patlakken…
Hangi yargı hangi medyayı hangi suçla itham edebilir?
Ve insan, muhalif ya da yandaş, herhangi bir medyaya ya da mevcut yargıya ve hatta kendi aklına bu kaosta nasıl güvenebilir?
Bir de…
Sizce kimin diploması sahte ve hangi tartışmalar sahici bu ülkede?