Tarihe iz bırakmışların arkasında (eşinin, çocuğunun, kardeşinin veya arkadaşının kaderini değiştiren) ve geride bıraktıkları dünyayı etkileyen yetenekli bir gölge vardır.
En iyi biyografi yazarları ve tarihçiler, sadece tarihi figürlere odaklanmaz, bu gölgeleri de gün ışığına çıkarırlar.
Tarihi figürler ile yazacak yeni bilgiler azaldıkça da odak etrafındakilere kayar.
Lolita’nın yazarı Vladimir Nabokov; orta yaşlı dil profesörün, ergenlik çağındaki kızlara karşı cinsel tutkusunu konu alan romanını yakmak üzereyken karısı tarafından engellenmişti.
Vera Nabakov, eleştirmen, okuyucu ve daktilograf olarak kocasını desteklemiş, kendi yazarlık kariyerini sonlandırıp, sekreter ve tercüman olarak aileyi geçindirmişti. Yetinmeyip, eşinin şoförlüğünü ve tabanca taşıyarak korumalığını da üstlenmişti. Nabokov, "onsuz hiçbir yerde” olamazdı.
Vladimir Nabokov ve eşi Vera Nabakov
Hindistan'a şiddet içermeyen direnişle bağımsızlığını kazandıran Mahatma Gandhi, taktiklerinin ilhamını ve efsanevi ‘sivil itaatsizlik’ yöntemini eşine borçludur ama bunu pek az kişi bilir.
Eşi Kasturba, mücadelesinde çok önemli bir figürdü ancak kocası tarafından gölgede bırakılmıştı.
Gandhi’nin başarılarını ve başarısızlıklarını paylaşan, onunla birlikte hapse giren ve zenginlik dolu bir hayatı, yoksulluk dolu bir hayat için terk eden kadın hakkında hiçbir şey yazılmadı.
Gandhi karısından, “Çok inatçıydı. Tüm baskılarıma rağmen istediğini yapardı. Bu, aramızda yabancılaşmaya yol açtı.
Mahatma Gandhi ve eşi Kasturba Gandhi
İspanyol ressam Salvador Dalí, tuvallerine Rus eşi Gala'nın adını da koyarak ölümsüzleştirmişti. Çünkü sevmediği insanlara tükürmesiyle ünlü Gala, Dalí'nin hem ilham perisiydi hem de mali işler, müşteriler ve galerilerle ilişkileri yürütmekten sorumluydu.
Dalí, 1955'te Papa'nın huzurunda sunduğu ‘Port Lligat Madonnası'nda, Gala'yı azize olarak tasvir etmişti.
Salvador Dalí ve eşi Gala
Leo Tolstoy, tüm zamanların en büyük yazarlarından biridir. Ancak, karısı Sophia olmasaydı, Savaş ve Barış ve Anna Karenina gibi klasikler olur muydu?
Tolstoy, büyük bir aile mülküne sahip bir kont ve fahişelere giden, birkaç zührevi hastalığa yakalanmış, ‘geçmişi pis biri olarak 17 yaşındaki Sophia ile evlendiğinde, dişleri bile yoktu. (19. Yüzyıl için alışılmadık bir durum değildi.)
Uzun süre elitist ve histerik bir kontes olarak tasvir edilmesine rağmen, Sophia gerçekte Tolstoy'un önemli değerlerini ve çalışma kapasitesini paylaşan, bağımsız fikirli, cömert ve yetenekli bir kadındı. On üç çocuğun annesi olan Sophia, Tolstoy'un hem tüm davalarını hem de ticari işlerini yönetti.
Tolstoy, karısının çatlak meme uçlarından mustarip olmasını; Anna Karenina'da Dolly Oblonskaya'nın "kanayan meme uçlarından" söz ederek kaydetmiştir. Tolstoy, kadınların içinde bulunduğu zor durumları hassas ve doğru yazma yeteneğini derin ama dolaylı bir kadın düşmanlığıyla birleştirebilmişti.
Sophia, 6 çocuğunu kaybetti, defalarca intiharı düşündü, kendisine zihinsel olarak şiddet uygulayan bir kocayla sıkışıp kaldı.
Dünyanın en ünlü romancılarından birinin ilham perisi ve edebi asistanıydı ama Tolstoy önemli bir kamu figürü haline gelip yeni bir din türü kurduğunda, küçümsendi. Kayıtlara kötü niyetli, tiz sesiyle sürekli Tolstoy ile savaşan biri olarak geçti.
Leo Tolstoy ve eşi Sophia
ABD’li ünlü feminist Virginia Woolf'un babası Sir Leslie’nin tek isteği bir dahi olmaktı; bunun yerine kendisi bir dahi yarattı. Kızını edebi varisi olarak seçti ve onu yazarlığa hazırlamak için tarih ve biyografi konusunda eğitti.
Virginia Woolf, bu büyük biyografi yazarının babacan himayesi altında büyüdü.
Bir zamanlar babasının omuzlarında zirveye doğru taşınan çocuk, tekniği ve tarzıyla hem ustaca hem de zahmetsiz olarak kendini olgun ve çok ünlü bir sanatçı olarak bulmuştu.
Virginia Woolf ve babası Sir Leslie
Efsanevi film yapımcısı Elia Kazan, 1952'de, Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi'ne (HUAC) kendisiyle birlikte Grup Tiyatrosu'ndaki Komünist Parti biriminde yer alan sekiz oyuncunun adını verdiğinde, itibarı acı ve uzun ömürlü olarak zedelendi. Ancak, karısı Molly Day Kazan olmasaydı, bu kararı almayabilir, hatta başlangıçta bir kariyeri bile olmayabilirdi.
Molly Day hayatın; ahlaki basmakalıp sözlere indirgenemeyecek kadar karmaşık, ihanet ve sömürünün aşk ve sadakat kadar yaygın bir insan ticareti olduğu ve tüm kolay yargıların şüpheyle karşılanması gerektiğini savunarak kocasının kalkanı olarak yaşamıştı.
George Orwell'in eşi Eileen, ünlü yazarın hayatını şekillendiren, destekleyen ve hatta kurtaran bir kadındır.
Eileen, zekasından korkmayan, kendisi kadar karmaşık bir geçmişe sahip bir adam bulmuştu.
Psikoloji yüksek lisansı yapıyordu ve kasvetli olan Orwell, keşfedilecek ilgi çekici bir kişilikti...
Bu zeki ama huzursuz iki insan, mucizevi bir uğurla birbirlerini bulmuşlardı.
Eileen'in, London Evening News'de "Yüzyılın Sonu, 1984" adlı şiiri yayınlanmıştı.
George Orwell ve eşi Eileen
Şiir, birçok Orwell biyografisine rağmen 2001'e kadar keşfedilememişti. Yazarlar, onun şiirinin başlığı ile Orwell’in büyük romanı ‘1984'ün başlığı arasındaki bariz bağlantının farkında değillerdi.
Orwellin kitabına neden 1984 adını koyduğuna dair tahminler, romanı yazdığı 1948 yılını ters çevirdiği yönündeydi. Oysa 2001 de anlaşıldı ki hatırasına gizemli bir saygı göstermek için karısının eski şiirinin başlığını almış.
Bunlar saymakla bitmeyecek binlerce örnekten sadece birkaç tanesi.
Görünen o ki, değerleri ‘önemliler’ tarafından bilinip, bilinmese de, tanıklık edenler veya tarihe kaydedenler tarafından fark edilip edilmese de, bir ‘ötekiye’ sahip olmayan bir önemli bulmak imkansız.