Mehmet Ali Çiçekdağ

01 Ekim 2023

İlk dinleyişte beni esir alan müzikler

Yeni low-fi müzik setimle mükemmel ses Nirvana’sının dış çeperinin dış kapısının dış mandalına yaklaşmıştım ve bu dünyada benden mutlusu yoktu.

Çok iyi biliyorum ki biz müzikseverler diğer sıradan ve sıkıcı insanlardan çok iyi yerlerdeyiz. Onlar belki haklı olarak her şeyden şikayet ederek dünya işleriyle uğraşırken biz geçici olsa da müziğin sihirli, büyüleyici ve kapsayıcı dünyasında onlardan kopabiliyoruz.

Gerçek müzikseverler için ilk dinleyişte çarpıldığınız müzik ilk öpücük gibidir; hiç unutmazsınız. Sizi bilmem ama ben ilk dinleyişte çarpıldığım müzikleri gayet iyi hatırlıyorum. Üstelik ilk deneyimlerimin çoğu kısa, orta ve uzun dalgaların olduğu eski, boğuk sesli bir aile radyosu aracılığıyla gerçekleşti.

İstanbul’dan bile duyulamayan Ankara radyosu
neredeyse uzaydaki Amerikalıları öldürüyordu

Belki duymuşsunuzdur, 1969 yılında uzaydaki Amerikan astronotlarının üsleriyle olan iletişimi aniden kesilmiş ve kulaklıklarından anlamadıkları bir dilde konuşmalar ve müzik gelmeye başlamış. Güvenlik uzmanları her dilin uzmanına sormuşlar. Sonunda anlamışlar ki bu ses bir zamanlar gururla çalışmış olduğum yurt dışına yayın yapan kısa dalga Türkiye’nin Sesi radyosunun yayınının atmosferde yansımasından geliyor. Yetkililer alelacele Washington Büyükelçimizi uyandırmışlar; o da Ankara’ya telefon açıp yayını “müttefikimiz ABD’nin uzaydaki astronotlarının can güvenliğini sağlamak için” sonlandırmış. Ertesi gün gazeteler “İstanbul’dan bile duyulamayan Ankara radyosu neredeyse uzaydaki Amerikalıları öldürüyordu” diye manşet atmışlar. Bu bir fıkra değil, Mülkiye’deki değerli hocam Seha Meray’ın “Uzay Hukuku” kitabından bir alıntıdır.

Lafın kısası biz eski tüfek müzikseverler bugünün süper ekipmanlarının sağladığı kalitede müzik dinleyemiyorduk. Hem o zamanlar gerçek hi-fi ekipman çok az ve pahalıydı, hem de bizde onları alacak imkanlar yoktu. İngiltere’deki korsan radyolar süper müzik çalıyordu ama bizim tek kulağımızla dinlediğimiz küçük radyomuza cızırtılı ve boğuk sesler ulaşıyordu. Ne demiş ünlü filozof İbrahim Tatlıses? “Urfa’da Oxford vardı da mı biz gitmedik?”

Tennessee Ernie Ford - Sixteen Tons

Çocukluğumdan hatırladığım ve beni etkileyen en eski parça Tennessee Ernie Ford’un söylediği Sixteen Tons’tur. İngilizceyi yeni öğreniyordum ve bu 16 ton acaba neyin 16 tonu diye merak etmiştim. Sonradan bunun, günde 16 ton kömür çıkaran, ancak çalıştıkça borca batan şampiyon bir madencinin hikayesi olduğunu öğrendim.

Şarkıcı, “Aziz Peter, beni yanına çağırma, gelemem, ruhumu şirketin dükkanına borçluyum” diyor. Bahsettiği dükkan şirkete ait, her ürünü satan, tüm çalışanları borçlandırıp göbeğinden bağlamış olan tekelci market. Madende işçilere para yerine ancak şirketin marketinde kullanabilecekleri, biriktiremeyecekleri ve başkalarına transfer edemeyecekleri kuponlar verilirmiş.

Kentucky’deki maden işçilerinin çektiği çileyi anlatan Sixteen Tons 1946 yılında Merle Travis tarafından yazılmış. “Bir gün daha yaşlandım, biraz daha borca battım” dizeleri Travis’in madenci erkek kardeşinin ona yazdığı bir mektuptan alınmış. Ancak şarkıyı 1955’te üne kavuşturan sanatçı Tennessee Ernie Ford’dur. Parça hem ABD’de hem de İngiltere’de 1 numaraya kadar yükseldi ve İstanbul’da boğuk sesli radyonun başından ayrılmayan gözlüklü çocuğu iflah olmaz bir müziksever yaptı.

Elvis Presley - Fever

Fever çocukluğumdan hatırladığım ve etkilendiğim bir diğer soul dolu parçadır. Peggy Lee’den dinlemeye alıştığımız bu caz şarkısını bu kez kralın kendisinden, adamım Elvis Presley’den seçtim. Elvis, Hawaii’deki konserinde parlıyor ve onun sesi bu heyecan, beklenti ve serin bir enerji dolu şarkıya çok iyi gidiyor.

Elvis’in saçının renginin kahverengi olduğunu, ama sahne almadan önce siyaha boyadığını Kansas City’deki Elvis müzesinde öğrendim. Elvis marka olmuş bir dâhidir ve bence İngiltere’deki Charles’tan daha gerçek bir kraldır. Müzikseverler için Elvis günümüzde bile hala bir numaralı şarkıcıdır ve ondan iyisi yoktur. Tabii Elvis aynı zamanda çok popüler bir sinema artistiydi ve zamanın kızları arasında ona aşık olmayan yoktu.

The Animals: The House of the Rising Sun

The House of the Rising Sun kökenleri İngilizler, Fransızlar ve New Orleans’lılar tarafından sahiplenen geleneksel bir folk şarkısıdır. Parçayı 1964’te dünya çapında üne kavuşturan the Animals’tan önce Nina Simone, Joan Baez ve hatta Bob Dylan kendi plaklarını yapmışlar. Ancak bana sorarsanız ilişikteki the Animals’tan dinleyeceğiniz the House of the Rising Sun solist Eric Burdon için biçilmiş bir kaftan olmuş. Genç Burdon’un yaşına göre olgun sesi bir kömür kenti olan Newcastle’da zor koşullarda büyümesini yansıtıyor.

The House of the Rising Sun kız ya da erkek pek çok gencin hayatını karartan New Orleans’taki kötü şöhretli bir evden bahseder. Şarkıcı “annem blucinimi diken terziydi, babam da sarhoş bir kumarbazdı. Anneciğim, çocuklarına söyle, benim yaptığımı yapmasınlar, hayatlarını günah ve sefalet içinde geçirmesinler” diyor.

Ray Charles - What’d I Say

Ray Charles’ın ünlü What’d I Say şarkısını önce orta dalga İstanbul radyosundan, sonra da sevgili arkadaşım (Kasıntı) Atilla İndere’nin Avusturya Lisesi'nde düzenlediğimiz çayların birindeki performansından hatırlıyorum. Ray Charles piyanosuyla tempoyu kurduktan sonra vokaldeki kızlar, Charles ve nefesli çalgılar arasında bir iletişim başlar. Tabii Atilla’nın yanında vokalci kızlar ve nefesli çalgılar yoktu, ama 1960’lı yıllarda bizim için her şey güzeldi.

Şarkının hikayesi bence çok ilginç ve ancak Ray Charles gibi bir dahi tarafından altından kalkılabilecek bir deneyimin ürünü. Charles 1958’de Brownsville, Pennsylvania’da verdiği bir konserde repertuvarındaki tüm şarkıları çalıp bitirmişti. Ancak konserin bitmesine daha 12 dakika vardı. Vokalci Raelettes’e “dinleyin, ben doğaçlama yapacağım, siz söylediklerimi tekrar edin” dedi. Bateriste bir Latin konga ritmi tutmasını söyledi ve aklına gelen birbiriyle ilgisiz cümleleri sıralamaya başladı. “Hey mama bana iyi davran, gel babanı sabaha kadar sev. Kırmızı elbiseli kızı görüyor musun? Bütün gece kıvırıp durur”. Müzik boogie-woogie stilindeydi. Biz onu taklit edip “ooooo, aaaaa” derken aslında o bizimle dalgasını geçiyordu.

Ray Charles’ın kör olduğunu, piyano tuşlarını ve notaları göremediğini herhalde bilirsiniz. Onun şöhreti Ahmet Ertegün’ün kurduğu Atlantic Records sayesinde katlandı. Ertegün ona yol gösterdi ama onu tamamen serbest bıraktı. Ray Charles da altın yumurtlayan kaz misali diğer hitlerini sıraladı. Özgürlük yaratıcılığın anasıdır.

Ray Charles & Ahmet Ertegün

Led Zeppelin - Whole Lotta Love

Sevgili rahmetli annem ve babam 1960’lı yıllarda sevgili ağabeyim Saffet’e potansiyel sığır ve keçi yemi Anadol marka bir otomobil, bana da Dual marka plak çalan bir müzik seti almışlardı. Müzik seti o günün standartlarını uygulasak bile oldukça kötüydü, ama benim için Saffet’in kapısını açarken kulpunun elinde kaldığı Anadol’undan çok daha değerliydi.

Hemen Kızılay’daki plakçıya koşup üç LP album aldım. Onlardan biri Led Zeppelin II’ydi. Albümün ilk parçası Whole Lotta Love başlayıp önce Jimmy Page gitarıyla, sonra Robert Plant sesiyle döktürdüğü, John Bonham da iki bas davullu baterisiyle gümbürtülü bir giriş yaptığı zaman ben artık bu kötü dünyanın bir parçası değildim. Saffet trafikteki kırolarla boğuşup benzin parası denkleştirmeye çalışırken ben yeni low-fi müzik setimle mükemmel ses Nirvana’sının dış mahallesinin dış kapısının dış mandalına yaklaşmıştım ve bu dünyada benden mutlusu yoktu.

The Rolling Stones - Sympathy for the Devil

Sympathy for the Devil, Rolling Stones’un en iyi albümlerinden biri olan 1968’in Beggars Banquet’ın ilk parçasıdır. Büyük ölçüde Mick Jagger’ın yazdığı parça Rolling Stones dergisinin en iyi 500 şarkı listesinde 22’nci oldu. Şeytan rolündeki şarkıcı tarihte yaptığı büyük kötülükleri sıralıyor ve dinleyenlere “bilin ben kimim?” diye soruyor. Bizlerden kendisine saygı göstermemizi istiyor ve tüm bu kötülük ve cinayetlerde bizim de payımızın olduğunu yüzümüze vuruyor.

Jagger sonradan şarkıyı yazmak için Baudelaire’den ve Bulgakov’un bir hikayesinden etkilendiğini söylemiş. Ne de olsa bu ihtiyar delikanlının geçen yüzyıldan kalma London School of Economics’ten bir diploması ve bir sürü burjuva entelle kadeh tokuşturmuşluğu var. Şarkıda İsa’nın çarmıha gerilişinden, Avrupa’daki mezhep savaşlarından, Rusya’daki ihtilalden, Çar ailesinin ve Kennedy’lerin öldürülmesinden söz ediliyor. Bilin bakalım suçlu kim?

Sympathy for the Devil’in müziği ilk kez çok değişik bir tempoyla, hipnotik bir gücü olan sambayla başlıyor ve devam ediyor. Tempo güzel bir dans müziği ve içinde Afrika ve Latin Amerika ritimlerini barındırıyor.

Cream - Sunshine of your Love

Bildiğiniz gibi İngiliz kültürü 60’lı yılların ikinci yarısında çok büyük bir patlama yaşadı ve yeni akımlar, modalar ve müzikler doğdu. Beatles, Rolling Stones, Led Zeppelin, Pink Floyd ve diğerleri hep o günlerin sihirli ortamında bizi etkiledi. Ben Mülkiye’de öğrenciyken 1966 ve 1968 yazlarını İngiltere’de geçirdiğim için çok şanslı biriydim ve bu olanaklara bugün sahip olamayan günümüzün gençleri için üzülüyorum. Tabii ki ruhu genç Tuğrul Eryılmaz’ın şu an vücudu Upper Cihangir’de olsa bile kafası hala 50 yıl öncesinin Londra’sında kalmış olduğundan onun için fazla üzülemiyorum.

Derler ki 1960’ları hatırlıyorsan o günleri gerçekten yaşamadın. 1968’de Mülkiyeli kardeşlerim rahmetli Ömer Gündoğar ve Büyükelçi Uğur Ergun’la beraber Londra’daki kulüplerde harika müzikler dinlediğimizi, kulüplere girebilmek için Carnaby Street’ten fiyakalı bir ceket almak zorunda kaldığımı hatırlıyorum.

Yine Londra’da tanıştığım Rıza beni o zamanlar tüm müzikseverlerin doluştuğu plakçılardaki müzik dinleme odacıklarına götürdü ve görevliye dinlememi istediği müziği söyledi: Cream: Sunshine of your Love. Kulaklığı takıp Eric Clapton, Jack Bruce ve Ginger Baker başladığı zaman müzik beni benden aldı. Tabii Eric Clapton’a gitar ustalığı nedeniyle haşa huzurdan Tanrı lakabı takılmıştı ama sevgili okuyuculardan özel ricam davuldaki Ginger Baker’e ve değişik stiline dikkat etmeniz. Bu stil nasıl diye soracak olursanız ben onu vahşi bir kabilenin zafer isteyen intikamcı davulcusu olarak tanımlarım. Ginger zencefil demek ve bu lakap ona kızıl saçından ötürü takılmış.

İlişikteki kayıt 2005’teki Royal Albert Hall konserinden alınmış. Cream’in ünlü üçlüsü bir miktar yaşlanmış ama bence 1968’teki performanslarından daha iyi bir iş çıkarıyorlar.

Genç Alman bateristi Sina’nın 2019’da aramızdan ayrılan ve rock’ın ilk super yıldız davulcusu unvanını kazanan Ginger Baker’in anısına adadığı kendi Sunshine of Your Love yorumu ilişikte. Saçları bile aynı renk.

Blondie - Heart of Glass

Lütfen 1978’ten kalma bu punk rock/disco şarkısını seçtiğim için beni eleştirmeyin ve yargılamayın. Blondie’nin bu ünlü parçası benim müzik janrıma ve stilime pek uymuyor ve dolayısıyla benim “iyi müzik” tanımımın sınırlarında dolaşıyor. Ancak vokaldeki eski Playboy tavşanı sarışın güzel Debbie Harry’nin sesine ve büyüsüne, öte yandan insanı ritmik bir şekilde kapıp götüren müziğe kapılmamak zor. Marilyn Monroe ve Debbie Harry gibi güzel ve yetenekli sarışınlar biz aptal erkekler için Fareli Köyün kavalcısı gibidirler.

Ancak lütfen Debbie Harry’nin dış görünüşüne bakıp aptal sarışın damgasını vurmayın. O ne kadar vicdanlı ve fedakar bir kadın olduğunu uzun süre paraya ve şöhrete sırtını dönüp erkek arkadaşı ve Blondie’nin gitarcısı Chris Stein’e evinde bakmasıyla göstermişti. Akıllı yatırımlar yapmasıyla da bilinir. Bu güzel ve yetenekli sanatçıyı geçenlerde kaybettik.

Les McCann ve Eddie Harris - Compared to What

ABD’ye geldiğim 1972 yılında yaptığım ilk şeylerden biri bütçemin elverdiği ölçüde yeni plaklar almaktı. Bunlardan ilki 1969 Montreux Caz Festivali'nde canlı kaydedilmiş iki Amerikalı caz ustasının, piyanist şarkıcı Les McCann ve saksafoncu Eddie Harris’in Swiss Movement adlı LP’siydi. Albüm en iyi caz performansı alanında bir Grammy ödülü almış ve Billboard’un caz albümleri sıralamasında 1 numaraya kadar ulaşmış.

Compared to What, Vietnam savaşı sırasında, 1966’da Gene McDaniels tarafından yazılmış ve 1969’da Roberta Flack tarafından söylenmiş bir protesto şarkısı. Yazar “Başkan’ın bir savaşı var, hiç kimse nedenini bilmiyor, kimse bize bir şey söylemiyor, biraz soru sorarsan hain damgası yiyorsun” diyor. Şarkı bize eşitliğin sosyal bir yalan olduğunu ve bölünmüş Amerikan toplumunda yoksulluğun bir gerçek olduğunu anlatıyor. Compared to What ilk dinleyişte çarpıldığım önde gelen caz parçasıdır.

Cat Stevens (Yusuf Islam) - Peace Train

Cat Stevens, Peace Train’i 1971’de, yani Vietnam savaşı sırasında ve bir trende giderken Alfred Hitchcock’u düşünürken yazmış ve parça Teaser and the Firecat albümünde yer almış. Sonradan Müslüman olan sanatçı barış çağrısını 2006 Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli platformlarda tekrarladı.

Sanatçı, Salman Rüştü’nün katlini emreden Ayatullah Humeyni’nin fetvasını desteklediği zaman çok prestij kaybetti. Onunla bir konuşma şansım olsaydı barışın ve özgürlüğün birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğunu hatırlatmak isterdim.

İlişikteki Peace Train parçası 2021 yılında Playing for Change örgütünün önderliğinde 12 ülkeden 25 müzisyen tarafından söylenmiş. Keb’ Mo’nun ve Rhiannon Giddens’in sesleri ve stilleri bence bu şarkıya cuk diye oturmuş. Şarkının sonunda Cat Stevens/Yusuf İslam İstanbul’da yeşil bir bahçede beyaz piyanosuyla karşımıza çıkıyor ve o kendine özgü sesiyle bizi büyülüyor. Keşke hepimiz o barış trenine atlayabilsek.

ZZ Top - La Grange

ZZ Top 1969’da Houston, Texas’ta Billy Gibbons, Frank Beard ve Dusty Hill tarafından kuruldu ve kendilerine özgü blues rock müziğiyle, esprili şarkı sözleriyle ve sonradan bıraktıkları uzun sakallarıyla ün saldı. Eric Clapton, Billy Gibbons için “o gerçek bir müzikologdur” demiş. Dusty’yi geçenlerde kaybettik.

La Grange, ZZ Top’ın 1973’teki Tres Hombres albümünde yer aldı ve ertesi yıl listelerde 41 numara oldu. La Grange Texas’ta bir kasabadır ve şarkıda kasabanın çeperindeki Tavuk Çiftliği adlı bir randevu evinden söz edilir. Şarkının popülerlik kazanmasından sonra “Texas’ın en iyi genelevi” adlı bir Broadway müzikali yazıldı ve sahnelendi. Daha sonra Dolly Parton ve Burt Reynolds’un oynadığı aynı isimde bir film çevrildi. Bu kadar reklamdan sonra bu yasadışı ev kapatıldı. La Grange’in yazarı Billy Gibbons sonradan o kadar çalışan kızın işsiz kalmasına sebep olduğu için çok üzüldüğünü söyledi.

Dinlememiş olanlara ZZ Top’ı kesinlikle tavsiye ederim. Benim ne kadar sevdiğimin kanıtı cep telefonumun zilini La Grange yapmam.

Erkin Koray - Fesuphanallah

Derler ki tüm Türk düğünleri La Cumparsita ile başlar ve Kasap Havası ile bitermiş. Bir Rus’u kazıyınca altından Tatar çıkarmış. Ben de şimdi gerçek yerli ve milli benliğime dönüp listemi beni ilk dinleyişte etkileyen Türkçe parçayla bitiriyorum. Acaba Türk milleti içinde bir düğünde, eğlence yerinde, hiç olmazsa evinde rahmetli Erkin Koray’ın Fesuphanallah şarkısıyla kıvırtmamış olan var mıdır? Aslı Arapça olan bu oynak parça Erkin Koray’ın marka şarkılarından biri oldu ve Hababam Sınıfı filminde bile söylendi.

Kadıköylü hemşerim sevgili Erkin Koray en olanaksız ve bağnaz zamanlarda ve koşullarda yenilikler yaratan bir öncü müzisyendi. Herkes giderken o geliyordu. Milleti birleştirip yüzünü hem güldürdü hem ağlattı. Ülke, zaman, koşullar ve olanaklar faktör alınırsa bence yeri bu listede ve ZZ Top’ın hemen yanındadır.

Her gün müzik dinleyin ve bu kötü dünyadan kopun

Umarım benim için çok özel olan ve ilk dinleyişte beni esir alan bu müzikleri sevmişsinizdir. Çoğunu zaten bildiğinizi tahmin ediyorum. Sizlerden tek ricam müzik dinlerken telefon hoparlörünü değil, bir kulaklık ya da müzik seti kullanmanız. Lütfen her gün bir miktar iyi müzik dinleyin ve geçici olsa da bu kötü dünyadan kopun. Hayat kötü müzik için çok kısadır.