İlk görüşte aşka inanır mısınız? Peki ya hiç görmeden aşka? Bir insan hiç tanımadığı birine, hatta hayalinde yarattığı birine âşık olabilir mi?
Ben hiç tanımadığım, görmediğim ve aslında var olmayan birine, bir yanılsamaya âşık oldum.
2005 yılının Mart ayıydı. ABD'nin Indiana eyaletinin Bloomington şehrinde yaşıyordum. Uzun zamandır hayatımda bir kadın yoktu. Yalnızlıktan bıkmıştım. Çevremdeki kızlardan ümidi kesmiş, internette aramaya başlamıştım. Bir çöpçatanlık sitesine üye oldum. Bu tür siteler henüz yeniydi. Profilimi oluşturdum, ama para ödemedim. Paralı üyeler diğer üyelere mesaj atabiliyordu; parasız üyeler sadece başka üyelerin kendilerine attığı mesajlara cevap verebiliyordu.
Kısa bir süre sonra bir üyeden mesaj geldi. Profil resminde çok güzel bir kız vardı! Yazışmaya başladık. Rusya’nın Çeboksarıy kentinden yazdığını, niyetinin ciddi olduğunu, evleneceği adamı aradığını söyledi. Ben yakın çevreden, yüz yüze buluşabileceğim birini arıyordum; daha önce denizaşırı ilişkiler yaşamış, çok hasret çekmiştim, bir daha yaşamaya niyetli değildim. Ama bu kız o kadar tatlı görünüyordu ki, “hayır” diyemedim!
İnsan “bu güzel kızın böyle bir sitede işi ne?” deyip de şüphelenmez mi? Manken olabilecek hatlara sahip bir kadının erkek bulmak için böyle bir yönteme ihtiyacı olabilir mi?
Psişemin derinliklerinden bir ses bu soruları sordu; yüzeye yakın bir diğer ses onu susturdu, “Şşşş! Şimdi aşk zamanı! Araya girme, bu hayali bozma!” dedi.
Avcının adı “Nadejda” idi. Rusça “umut” demekmiş. Bana umut verdi. Yazışmalarımızın samimiyet düzeyi hızla ilerledi. Birkaç gün içerisinde, 3-5 kısacık mesajdan sonra karşılıklı olarak birbirimize ilan-ı aşk ettik!
-Ama bu işte bir tuhaflık yok mu? Bu kadar çabuk gelişmesi?..
-Şşşş! Kötü şeyler düşünme! Nadejda'yı düşün! Nadejda!.. Yesss, Nadejda!.. Nadejda, Nadejda, Nadejda, Nadeeeeejda…
Yağmurlu bir günde arabamla bir arkadaşımı Indianapolis havalimanından almaya giderken bu ismi sayıklamaya başladım. İsim kafamda melodik bir motive dönüştü, o motif bir ezgiye. Aynı motiften hızla bir sürü farklı ezgi türedi ve bir vals doğdu! Havalimanına geç kalmamalıydım. Durmadım. O havada araba sürmeye devam ederken çantamdan bir müsvedde kağıt çıkardım ve Nadejda Valsi’min notalarını direksiyon üzerinde yazmaya koyuldum.
Ben her âşık olduğumda beste yaparım. Genellikle bir vals olur. O zamanlar sadece âşık olduğumda beste yapıyordum. Doğaçlama yoluyla müzikal fikirler üretmek hayatımın rutin bir parçasıydı; ancak bunları kağıda dökmeye değer bulmuyordum. 3 yıldır âşık olmamıştım ve 3 yıldır hiç beste yapmamıştım. Bir daha hiç âşık olmayabileceğimi ve bir daha hiç beste yapmayabileceğimi düşünüyordum. Şimdi ise aşk kapımı yeniden çalmıştı ve yeniden yazıyordum.
Sonraki 3 buçuk ay boyunca Nadejda’yla düzenli olarak yazıştık. Siteden yazışmayı bıraktık, emaile döndük. Ben ona anılarımı, hayallerimi, zevklerimi, ilgi alanlarımı, hayat felsefemi, fikirlerimi anlatıyor, yazdıkça yazıyordum! Bazen günün yarısı Nadejda'ya email yazmakla geçiyordu. O ise bana kötü bir İngilizceyle basmakalıp "canım, cicim" mesajları yolluyordu. Hiç bir konuda derinleşmiyor, hatta mektuplarımın ortasında sorduğum sorulara cevap vermiyordu. Bir keresinde sorduğum son derece kişisel bir soruya Google'dan bulunup kopyalandığı belli olan bir paragrafla cevap verdi.
-E, kör müsün adam?! Uyan artık!
-Evet, körüm! Sus! Uyanmam bu tatlı rüyadan! Benim Nadejda'm sadece biraz cahil, biraz da aptal. Ama olsun... O kadar güzel ki! Ben ona öğretirim her şeyi. Yeter ki gönüller bir olsun!
Bana daha bir sürü fotoğrafını yolladı. Hepsinde fotomodel gibi çıkmıştı. Odamın duvarlarına astım, gece gündüz hayran hayran baktım onlara. Dahası, onun adını boyalı kalemlerle türlü türlü süsleyerek kağıtlara yazdım, onları da astım.
1-2 sefer telefon etti, sesini duydum. Ancak ben onu arayamıyordum. Hemşirelik yaptığını, yaşlı ninesiyle birlikte yaşadığını, fakir olduklarını, evlerinde telefon olmadığını söyledi. Beni ancak kendi belirlediği zamanlarda sınırlı kontörle postaneden arayabiliyordu. Bozuk İngilizcesiyle "5 dakikam var, sonra kesilecek" diyor, “canım, cicim, seni çok özledim” sözleri edip kapatıyordu.
-Evinde telefon mu yokmuş?! Bu devirde mi? Hakan, saçmalama, kendine gel, bu hiç inandırıcı değil!
-Şşş!.. Orası Rusya. Komünizmden yeni çıktılar. Olur öyle şeyler. Ah Nadejdam, külkedim! Tıpkı masallardaki gibi! Ben sana çok daha güzel ve rahat bir hayat yaşatacağım, söz!
Ben bu süre boyunca gece gündüz Nadejda Valsi üzerinde çalıştım. Elbette valsten ona söz etmedim; sürpriz olacaktı. Bir gün kavuştuğumuzda ona notasını verecek ve çalacaktım. Daha önceki sevgililerim için yazdıklarım genelde piyano parçalarıydı. Ancak bu sefer şarkı gibi bir vals çıkmıştı ortaya, sözler yoktu ama uzayan sesler gerekiyordu. Nasıl yapmalı? Piyano ve keman için mi kurgulasam Nadejda valsini? Olmaz! O romantik anın içinde kemancının işi ne? Bestemi ona sunduğum gün tek başıma çalmalıydım.
Akordeon için kurguladım eseri. Akordeonun sesleri keman gibi uzayabiliyor. Peki ben akordeon çalabiliyor muydum? Yeni yeni, basit düzeyde. Ancak seviyeme uygun olsun diye okyanuslar gibi coşkun aşkımın ifadesini küçük, kolay bir parçaya indirgeyemezdim. Mükemmel olmalıydı! Zira yüreğim onun aşkıyla alev alevdi!
Azmettim. Gece, gündüz akordeon çalışmaya verdim kendimi. Portatif bir çalgı oluşu işimi kolaylaştırdı. Onu gittiğim her yere götürdüm. Yolda, yaya geçidinde, merdivende, asansörde, stüdyoda, prova molasında, gittiğim her yerde Nadejda Valsi'mi çalıştım. 3 ayda akordeondaki seviyemi katladım.
Yetmedi, eserin bir de keman, çello, piyano için trio düzenlemesini yazdım. İki çok sevgili dostum Danny Stewart (viyola) ve Lucio Amanti (çello) ile kaydettik -Danny keman partisini viyolayla çaldı, zira o an için kemancı bulmaktansa aşkıma tanıklık eden içten dostların bu kayıtta yer alması daha değerliydi-. Böylelikle eseri Nadejda’ya sunuş fikrimi bir adım öteye taşıdım: ilk karşılaşmamızda eseri ona bir kez akordeonla canlı çalacak, sonra trio versiyonunu kayıttan çalarken onunla vals yapacaktım. Dans ederken o 3 notadan oluşan motif her geldiğinde kulağına “Nadejda!” diye şarkı söyleyecektim.
3 buçuk ayın sonunda eserin her iki versiyonu da hazırdı. Tam da o sıralarda Nadejda bana “seni görmeye gelmek istiyorum ama param yok. Uçak bileti ve vize masrafları için bana para yollar mısın?” dedi.
-Sakın!
-Derhal!
O zamanlar öğrenci hayatına yakın koşullarda yaşıyordum; çaldığım konserlerden ve ufak çaplı müzik işlerinden düzensiz ve mütevazı bir gelirim vardı. Nadejda'nın istediği para bir yıldır çalışıp biriktirdiğim rakama denkti: $1500. Bunu dünyanın diğer ucuna banka havalesiyle göndermek hayli masraflı olacaktı. Western Union ile daha uyguna gönderebileceğimi öğrendim. Western Union uluslararası para transferi yapan bir şirket. Operasyonlarını anlaşmalı oldukları başka iş yerlerinden yürütüyorlar. Bloomington'da Marsh adında bir süpermarket Westerrn Union şubesi olarak işliyordu. Kasiyere nakit teslim ediyorsunuz, diğer ülkedeki şahıs kendi bölgesindeki şubeye gidip kimliğini göstererek anında parayı çekebiliyor.
Tüm paramı çektim, gittim Marsh'a, $50 da masraf ödeyerek yolladım.
Çıktım, beş parasız ama pespembe bir mutluluk, umut ve neşe içinde arabama bindim... otoparktan tam çıkacakken bir şey aklıma geldi: Çeboksarıy'deki Western Union şubesi neredeydi acaba? Şubenin adresini de öğreneyim ki Nadejda'ma kolaylık olsun, dedim. O zamanlar internet bugünkü kadar gelişkin değildi, böyle şeyler haydi deyince öğrenilmiyordu. Kızcağızın da telefonu yok; yazık, uğraşmasın... Geri girdim içeri. Kasiyere Çeboksarıy şubesinin adresini sordum. Kasiyer "ben bilmem, onu merkezden bilirler" dedi ve Western Union merkezine telefon etti. Telefona çıkan yetkili benimle görüşmek istedi. Aldım telefonu. Esther adında bir hanım bana şunu dedi:
-Bayım, görüyorum ki Rusya'daki bir kadına para gönderiyorsunuz. Siz bu insanı gerçekten tanıyor musunuz? Yoksa internette tanıştınız, onda hayatınızın aşkını buldunuz ve o bu parayla uçağa atlayıp size gelecek ve mutlu bir yuva kuracaksınız mı zannediyorsunuz?
-E... evet, tam olarak dediğiniz gibi?!..
-Beni dinleyin! Bu bir dolandırıcılık girişimidir. Karşı taraf henüz parayı çekmediği için çok geç değil. Paranızı hemen geri çekin! Bu şirketin çalışanı olarak size bunu söylememem gerekir ama bu iş yerinde sürekli bunca adamın dolandırıldığına şahitlik ettiğim yetti! Paranızı alın, gidin, internete bakın, orada görürsünüz bu sahtekarın gerçek yüzünü.
Bu ihtimal daha önce akla gelmemiş miydi? Ta en başından akla en yakın açıklama bu değil miydi? Evet, tamam, ama o saate kadar akıl neredeydi?! O ana kadar dostlarım ve iç sesim beni defalarca uyarmıştı; ancak ben uyanmaya hazır değildim. Belki de uyanmadan önce valsimi tamamlamam gerekiyordu. Valsim artık bitmişti ve o gün uyanmaya hazırdım. Esther'in sözleriyle aklım başıma geldi. Paramı geri çektim. Dosdoğru bir arkadaşımın evine gittim, birlikte internette çok kısa bir aramadan sonra onu bulduk. Benim Nadejda'm çeşitli isimler altında dünyanın öte ucundaki onlarca erkekle aynı anda yazışarak onları tuzağına düşürmüştü. Bu tür dolandırıcılıkları ifşa eden bir sitede bu amaç için kullanılan kadın fotoğraflarını ve isimlerini içeren bir liste vardı. Benimkisi listenin en başındaydı! En azılı çete!
Eve gittim. Duvarlardaki resimleri indirdim, bir çekmeceye kaldırdım. Ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilemez haldeydim. Telefon çaldı. Arayan Nadejda'ydı.
-Hayatım, aşkım! Postaneden arıyorum, 5 dakikam var...
-Aman Nadejda, dur! Sana bir sürprizim var (akordeonu kaptım)... dinle, bunu senin için yazdım!
Nadejda Valsi 13 küsür dakika sürüyor. Sonuna kadar dinledi. Bitmesine birkaç saniye kala kapattı. Kapatırken bir hıçkırık sesi duyar gibi oldum. Belki güldü, belki ağladı, belki de bana öyle geldi. Asla bilemeyeceğim. Evimde telefonum vardı ama bilgisayarım yoktu. Koştum halk kütüphanesine, ona son bir email yazdım. Dedim ki: "Sevgili bayım veya hanımefendi, her kimseniz! Sizi tebrik ederim, bunca zaman beni başarıyla işlettiniz. Ancak foyanız artık meydana çıktı. Ne var ki ben size teşekkür borçluyum! 3 yıldır âşık olmamış bir adam olarak ve 3 yıldır tıkanmış bir besteci olarak sayenizde aşkı yeniden tattım ve yeniden beste yapmaya başladım! Az önce telefonda dinlediğiniz valsi sizin için yazdım. Ekte ilk sayfasının notasını gönderiyorum, hatıra olarak saklarsınız. Sizi aşk adına affediyorum! Ancak sizi internette ifşa edeceğim, mümkün olduğunca çok insanı size karşı uyarmak görevim. Dilerim bir gün yaptığınızın yanlış olduğunu anlar ve bu huyunuzdan vaz geçersiniz…”
Eve döndüm ve nötr bir halde yatıp uyudum.
Ertesi sabah uyanınca yoga yaptım. Nefes egzersizlerimi bitirirken bir ağlama geldi. Kederden değil; rahatlamaya bağlı bir boşalımdı bu. Üzerimden büyük bir yük attığımı fark ettim! Maruz kaldığım durum karşısında içim zehir zemberek olabilirdi, günlerce kendimi kemirebilirdim; ancak ben onu gerçekten affetmiştim, bu sayede zehri saf dışı bırakmıştım.
O gün "keskin sirke küpüne zarar" atasözünün anlamını kavradım, "hakkını helal etme"nin önemini anladım; affetmenin erdem olmaktan öte insanın kendisine yapabileceği ne denli büyük bir iyilik olduğunu öğrendim. Telefona sarıldım, geçmişimde kızgın ve küskün olduğum kim varsa arayıp affettiğimi bildirdim... ve geçmişimde kırdığım kim varsa arayıp özür diledim. Yanlış anlaşılmak istemem: O affettiğim insanlardan bazılarını halen kusurlu buluyorum; affetmem kusurlarını yok saydığım anlamına gelmiyor. Özür dilediklerimin bazılarına karşı da aslında kendimi kusurlu görmüyorum. Kusurumu kabul etmek için özür dilemedim. Tek amacım, üzerimdeki negatif enerji yükünden kurtulmaktı. Bu, kimin suçlu, kimin haklı olduğundan bağımsız bir hesap. Haklılar yine haklı kalsın, suçlular gerekirse cezalarını çeksin. İmkanım olsa Nadejda'yı polise teslim ederdim, ama yine affederdim. İyi ki affetmişim. Siz de affedin.
O gün telefon ettiklerim arasında aile içi kırgınlıklar yüzünden 10 yıldır görüşmediğim babaannem ve dedem vardı. Sesimi duyduklarına çok mutlu oldular. 1-2 hafta sonra dedem, ondan 1-2 yıl sonra da babaannem vefat etti. O gün aramasaydım, haklı veya haksız, aramızdaki negatif düğüm çözülmeden kalacaktı. O telefonu ettiğim için çok rahatladım.
Bunu takip eden haftalar boyunca "aşkım" devam etti. Ortada bir sevgili yoktu, ama kalbimde halen aşk vardır. Nadejda bir anda hava olup uçmuştu -meğer hiç yokmuş-, ancak aşk kalpten bir anda uçup gitmiyormuş, görüp anlamış oldum. Çok özel bir duyguydu. Ermişlerin, azizlerin, Mevlana, Yunus Emre gibi aşka âşık şairlerin hissettiği bu olsa gerek. Nesnesi silinen aşkımı kanalize ettim: Hayata, dünyaya, doğaya, hayvana, insanlığa âşık olarak devam ettim yoluma; yalnız ve biraz buruk da olsam güler yüzlü, dostlarıma daha bir sevgiyle sarılarak...
Haftaya İstanbul'daysanız, Nadejda Valsi'nin trio versiyonunu 1 Mart Cumartesi akşamı KMK Sanat'ta kemancı Özüm Günöz, viyolacı Nora Heder ve çellist İsmail Kaya'yla vereceğimiz "Aşk için Müzik" konserinde canlı dinleyebilirsiniz.