Fosil Yakıtlardan ‘Yatırımını-çek’

  • Tarih

İklim değişikliği var mı? Var.

Eko-sitemi altüst edip; gezegenin tüm canlı yaşamını tehdit ediyor mu? Evet; hatta tehdidin de ötesinde, etkilerini yaşamaya başladık bile.

Durdurulur mu? Pekala durdurulur.

Nasıl mı? Şöyle.

***

Gün geçmiyor ki iklim değişikliğinin vardığı – ve varacağı- korkutucu boyutları hakkında yeni bir araştırma önümüze gelmesin.

Geçtiğimiz Ekim ayı sonunda yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli 5’nci Değerlendirme Raporu (IPCC AR5) bu çalışmaların sonuncusu.

“Araştırmaların araştırması” da denilebilecek rapor, konuyla ilgili bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri. 2000’in üzerinde sayfadan oluşan raporu. 39 ülkeden 259 bilim insanı iklim değişikliği üzerine çıkan tüm güncel bilimsel araştırmalar tarayarak hazırlamış. Atıfta bulunulan bilimsel çalışma sayısı tam 9200.

Güvenilirliği şüphe götürmeyen rapor ne mi diyor? Özetlersek:

-          Karalar ve okyanuslar ısınıyor: 1880-2012 yılları arasındaki artış 0,85 derece;

-          Buzullar eriyor: 1993-2009 yılları arasında dünya buzullarından koparak eriyen buzun senelik miktarı 275 milyar ton;

-          Denizlerin seviyesi buzulların erimesine bağlı olarak artıyor: 1901-2010 tarihleri arasındaki artış 19 cm.;

Ve tüm bunlar insan eliyle gerçekleşiyor. Rapora göre, biz insanların faaliyetleri son 60 yılda meydana gelen küresel ısınmanın ana nedeni. Özellikle de fosil yakıt lobisinin diye not düşelim.

Raporda yer alan gelecek senaryolarına göre, sera gazları atmosfere bugünkü oranlarıyla salınmaya devam ettiği takdirde, 21. yüzyılın sonuna kadar dünyanın ısısı 3,7 derecelik bir artış gösterecek.

Sadece 1 derecelik bir artışın bile eko-sistemi oluşturan canlılar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, buna kıyamet deniyor.

İçiniz karardı; yüreğiniz sıkıştı değil mi?

***

Ancak önümüze sadece acı gerçeklerle dolu bilimsel araştırmalar gelmiyor.

Karşımıza iklim değişikliğiyle mücadele eden hiç de azımsanmayacak sayıda toplumsal hareket ve kampanya da çıkıveriyor.

İşte bu kampanyalardan biri 350.org isimli iklim değişikliğiyle mücadele eden toplumsal hareket organizasyonunun yürüttüğü ‘yatırımını-çek’ (divestment) kampanyası.

İngilizce’de ‘divestment’ kelimesi bir şirketin elindeki varlığını azaltması, elden çıkartması, işlerinin bir bölümünü tasfiye etmesi anlamına gelmekte. Yani, yatırım yapmanın tam tersi.

Toplumsal hareketler de, 1980’lerden itibaren finans sektörüne ait bu kavramı kendilerine uyarlayıp, bir kampanya biçimi hâline soktular. Tam olarak ‘daha önce yapılan yatırımların geri çekilmesi’ anlamına gelen ‘divestment’ kampanyalarını kısaca ‘yatırımını-çek kampanyası’ şeklinde Türkçeleştirmek mümkün.

Mekanizma şöyle işliyor:

Kampanya çerçevesinde, yaşanan eşitsizlik, adaletsizlik ve sorunların kaynağı olarak görülen sektör ve/veya şirketler belirlenir. Kampanyaya katılan birey ve özellikle kurumlar da bu sektörden o güne kadar ki yapmış oldukları yatırımlarını –dolayısıyla finansal desteklerini- geri çeker. Amaç, hedefteki sektör ve şirketlerin can damarını tıkamak ve kaynaklarını kurutmaktır.

İlk yatırımını-çek (divestment) kampanyası 1980’lerin başında Amerikalı üniversite öğrencileri tarafından düzenlendi. Başarıyla yürütülen kampanyanın etkisiyle Amerikan üniversite yönetimleri, Güney Afrika’daki dönemin ırkçı rejimiyle ortaklaşa yürüttükleri projelerden geri çekilmek zorunda kaldı.

 Sonrasında, tütün sektörü, mayın lobisi, Asya’daki fason üretim yapan şirketler ve diğerleri kendilerine karşı düzenlenen yatırımını-çek kampanyalarından nasiplerini aldılar.         

***

Şimdi sıra fosil yakıt şirketlerine geldi.

350.org, 2010 yılından bu yana fosil yakıt şirketlerini hedefleyen bir yatırımını-çek kampanyası düzenlemekte.

Ağırlıklı olarak Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da süren kampanyanın amacı atmosfere karbon salımının baş sorumlusu olan fosil yakıt şirketlerine darbe vurmak.

Kampanyaya katılmaları için ikna edilmeye çalışılanlar ise üniversiteler, kiliseler, yerel yönetimler, emeklilik fonları ve vakıflar.

Neden mi? Tüm bu kurumlar kendilerine paralarını veren, bağışlayan veya yatıran her bir bireyin küresel ısınmaya katkıda bulunmasına aracı oluyor. Genellikle de kimse bunun farkında değil.

Mesela, emeklilik fonları topladıkları paraları işletmek için çeşitli şirketlerin hisselerini alarak yaptırım yapıyorlar. Hisseleri alınan şirketler arasında 350.org’un belirlediği 200 kadar halka açık fosil yakıt şirketi de bulunmakta.

Benzer şekilde, topladıkları bağışlardan elde ettikleri birikimi arttırmak isteyen kilise, vakıf gibi kurumlar da; bütçelerini genişletmek isteyen üniversiteler de ellerindeki, avuçlarındakini yatırıma dönüştürürken, fosil yakıt şirketlerinin hisselerini alıyorlar.

350.org’un önderliğini yaptığı yatırımını-çek kampanya çerçevesinde bu kurumlardan istenen de, sahip olduğu fosil yakıt şirketlerinin hisse, senedi, bonolarını ellerinden çıkarmaları ve fosil yakıt şirketleriyle ilgili herhangi bir fona yatırım yapmamaları.

Kampanya çerçevesinde 3 tane ana talepte bulunulmakta:

-          Şirketlerinin yeni fosil yakıt rezerv arayışlarını durdurmaları

-          Karar alma mekanizmalarını etkilemek için yaptıkları lobicilik faaliyetlerine son vermeleri

-          Ellerinde bulundurdukları kaynakların yüzde 80’inine dokunmamaları.

Belki dev fosil yakıt şirketlerinin birçok ülkeninkinden bile büyük bütçeleri düşünüldüğünde, ekonomik olarak yıkım yaşamayacaklar.

Ama zaten başlıca hedef,  konunun etik ve siyasi yönleriyle tartışılmasını sağlamak. Üniversite, yardım kuruluşları gibi saygın kurumların yatırımlarını geri çekmesi, kamuoyunun dikkatini bu dev şirketlerin iklim değişikliğindeki rolüne çekmekte.

Ekonomik açıdan da, bir domino etkisinin görülmesi olası. Yeni yatırımcılar kirliliği afişe olmuş şirketlerin hislerine yatırım yaparken tereddüt ederken; hissedarlar da şirket yönetimlerini politika değişikliğine zorlayabiliyor.   

Öte yanda, tüm bu kurumların toplam varlıkları yine de azımsanmayacak ölçüde. Mesela, sadece en iyi 500 Amerikan üniversitesinin eğitim ücretlerinden elde ettiği birikim 400 milyar dolar olarak tahmin edilmekte. Yıkmasa da sarsacak cinsten. Bir de bu kaynakların yenilenebilir enerji alanına kaydığı düşünülürse…

Oxford Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre ise, yatırımını-çek kampanyalarının asıl etkisi uzun dönemde ortaya çıkıyor.

Daha önceki benzer kampanyalarda oraya çıkan sonuçlara göre, medyadaki imajı zedelenen ve adı kötüye çıkan firmalarla için hayat zorlaşıyor. Politikacılar, hükümetler ve diğer firmalar beraber iş yapmak istemezken; ürünlerini satacak müşteri bulma konusunda da sorunlar yaşıyorlar.

Yine aynı araştırmaya göre, 350.org’un son kampanyası bugüne kadar ki en hızlı büyüyen yatırımını-çek kampanyası olma özelliğini taşıyor.

Önümüzdeki günlerde de Avrupa ayağı başlayacak. Avrupa genelinde türünün ilk örneği olacak bu kampanyanın başlangıcı 27 Ekim tarihinde Fosilden Arınmış Avrupa Turu (Fossil Free Europe Tour)  ile verilecek.

Başını 350.org’un kurucularından yazar ve çevre aktivisti Bill McKibben ve Greenpeace International Genel Direktörü Kumi Naidoo’nun çektiği tur kapsamında Berlin, Amsterdam, Edinburgh, Birmingham ve Londra’da çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

***

Kısaca, hâlâ umut var. Yeter ki yatırımcısından, tüketicisine herkes çözüm için nasıl bir katkı yapabileceğinin yolunu bulsun.

Türkiye özelinde ise henüz böyle bir adım atılmamış durumda. Biraz da Türkiye’de hayatın her alanına nüfuz etmiş şeffaflık sorunu, kimin nereye yatırım yaptığının bilgisine ulaşımı engelliyor. Ama toplumsal hareket yöntemlerinin yayılma hızına bakılırsa, yakında benzer bir kampanyayı Türkiye’de görmek hayalcilik olmaz.

 

 

Reklam