- A +

Belki de bugün gibi, soğuk ve bol karlı bir gün… Nişantaşı’na, Teşvikiye’ye sokak köpeği sürüleri inmiş, bir kehanetin izini sürüyorlar. Eski zengin bir aileden geldiği belli kadın, yeni siyasilerin peşinde iş kovalayan, kendi sınıfından olmayan kocasından memnun değil. Koca, evin köpeğini gezdiren Kürt gencinden, onun tuvaletlerini kullanmak isteme cüretinden memnun değil.  Genç de bu çiftten memnun değil. Kadının yaşlı annesine bakan kızın kadına söyleyemediği bir şey var, işsiz kalmaktan korkuyor, o da hiçbir şeyden memnun değil. Bu dört mutsuz insan, Nişantaşı ve sokak köpekleri metaforu Ceren Ercan’ın yazdığı, Mark Levitas’ın yönettiği “Köpeklerin İsyan Günü”nde buluşuyor. Oyun ilk kez, geçtiğimiz yaz İKSV Uluslararası Tiyatro Festivali’nde seyirci karşısına çıktı. Sezonda Zorlu Stüdyo’da sahnelenmeye devam ediyor.

Ceren Ercan başarılı bir dramaturg. Bir ekiple beraber kotardıkları, kimlikler üzerine oldukça başarılı bir iş olan “Çirkin İnsan Yavrusu” ve sonra Gülce Uğurlu’yla beraber yazdığı “İstenmeyen” işlerinden beri takibindeyim, iyi de bir oyun yazarı olma yolunda olduğunu düşünüyorum. “Köpeklerin İsyan Günü”, bir dramaturg tarafından yazıldığı için de olsa gerek, sağlam bir dramatik yapıya, kurguya sahip. Özellikle monologlar çok iyi yazılmış, şiirsel, vurucu, lezzetli. Fakat diyalogların monologların gücüne nazaran zayıf kaldığını, oyunun aksiyonunu ilerletmek amacına hizmet dışında kendi başlarına çok iyi olmadıklarını söyleyebilirim.  Oyunun metaforu olan ve tanıtım yazısını ilk okuduğumda beni çok heyecanlandıran sokak köpekleri ve onların isyanı ise metnin bütününe ağırlığını koyacak şekilde yansıtılmamış, ya da rejide es geçilmiş, tanıtım yazısından fışkıran o buram buram, Nişantaşı’nı basan sokak köpekleri ve öteki’nin isyanı hissiyatının etrafında dolaşılsa da, tam anlamıyla hakkı verilmiyor. Sahne tasarımının (Cem Yılmazer) merkezinde yer alan hareketli dev, beton dikdörtgen kemerlerin birinin ayağına sıkıştırılmış eski berjer kadının Nişantaşı dünyası hakkında bir ipucu vermesi açısından güzel, ama kemerlerin kendileri oyunla uyuşmuyor, bir soğukluk veriyor ve hareketli kullanımlarının oyuna bir fayda kattığını düşünmüyorum. Kast iyi seçilmiş, fakat oyunculuklarda bir şeyler iyi gitmedi, yardımcı kızı oynayan Elif Ürse dışındaki oyunculuklarda sahne üzerinde bir sinerji yakalayamama durumu söz konusuydu, bunu o güne dair, devamlı olmayan bir şey sayıyorum çünkü Zuhal Gencer Erkaya, Kanbolat Görkem Arslan ve Sercan Gülbahar kastlarına yakışan ve iyi oyuncular aslında.

“Köpeklerin İsyan Günü” bildiğim kadarıyla Mark Levitas’ın ilk profesyonel rejisi. Belki bunun da heyecanıyla fazla rejilemeye meyletmiş sanki. Seyirciyi metnin özünden ve olaylardan uzaklaştıran fazla reji detayı var, o kemerlerin döndürülmesi ve etraflarında oyuncuların hareketleri, yer yer aslında ihtiyaç olmayan mikrofon kullanımı gibi…Kızla oğlanın yalnız kaldığı sahne, rejisi en sade ve güçlü, dolayısıyla en çok akılda kalan sahne. Bu sadelik oyunun tümüne yayılsaymış, bir de metinde de biraz örtülü olmakla birlikte oyunun özü olan ötekinin isyanı teması cesurca, hatta transgresifçe ön plana çıkarılsaymış, yani rejide bir sadelik-metaforu yükseltme tezatı yakalanabilseymiş reji ve oyunculuk metne daha iyi hizmet eder, oyuncular da daha rahat sanatlarını konuştururmuş diye düşünüyorum. O isyana, metnin işaret ettiği ama gözümüze sokmadığı isyana balıklama dalan, baştan sinsice tüm sadeliğiyle yürüyüp adım adım o zirveye ulaşan bir reji oyunu çok daha etkili kılardı, hissiyatım budur. Bu haliyle oyun hep isyandan önceki anlarda kalıyor, isyana ulaşmıyor. Belki de Nişantaşı’nda sokak köpeklerinden bile isyan çıkmaz diye düşünülüp öyle yaklaşıldı ki, o da bir seçim, fakat sahnede ne yazık ki çok iyi işlemiyor…

“Köpeklerin İsyan Günü” temelde iyi bir metin. Türkiye’nin sınıf meselesine ilginç bir yerden yaklaşan bir metin. Aksaklıklarına rağmen, yeni, günümüze ve bu ülkeye dair bir iş olduğu için izlenesi.

“Köpeklerin İsyan Günü” 22 ve 24 Ocak’ta Zorlu’da. Biletler Biletix’te.

Okuyucu Yorumları