- A +

Albert Camus “Korku Çağı” adlı eserinde şöyle der:

“Şu son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki, insanlığın dilini konuştuk mu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanları küçülttüler öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiçbir kez, bunu yapanlar, yaptıklarının kötü olduğuna inandırılamadı. Çünkü kendilerine güveniyorlardı. Çünkü, soyut bir kafa, yani bir ideolojinin adamı başka bir şeye inandırılamaz.”

Son zamanlarda bizde şiddetli bir şekilde kırılan şey yargıya güven ve adalet duygusu olsa gerek. Buna neden olanlar ise Camus’un da belirttiği gibi yaptıklarının kötülüğüne asla inanmıyorlar.

Dün Nuriye Gülmen serbest bırakıldı. 23 Mayıs’tan bu yana tutuklu bulunduğu cezaevi/hastaneden bir deri bir kemik olarak çıkabildi. 6 yıl üç ay ceza verdi yargıçlar. Neden oradaydı Nuriye? Acaba “İşimi istiyorum” diye başlattığı açlık grevi olmasaydı böyle bir dava olacak mıydı? Hayır.

23 Mayıs’ta Nuriye ile birlikte tutuklanan fakat ondan günler önce salıverilen Semih Özakça ise bütün suçlamalardan beraat etti. Semih neden oradaydı? Neden yargılandı?
İki yüz yetmiş bir gündür açlık grevinde olan, artık ayakta duramaz hale gelmiş bu insanlar hakkında dava uydurup onları aylarca içeri tıkmak hangi hukuksal gerekçeye sığabilir?

Bu kafa yapısına ya da bu hukuk anlayışına “bir ideolojinin hukuku” demekten başka çare kalmıyor, başka türlü anlamak gerçekten zor. Eğer iktidarda olan geçerli zihniyetle aynı fikirde değilsen o zaman ya susup oturmalısın ya da hapsi boylarsın. Eğer farklı düşünüyor ve iktidara muhalefetsen ya FETÖ-PDY ya PKK ya da DHKP-C’lisin, daha iyisi onlara yardım ve yataklık ediyorsun, onları destekliyorsundur. Şu an Türkiye’de muhalif olup bu suçlamanın dışında kalabilmiş olan bir siyaset veya siyasetçi yok. Son zamanlarda farkındaysanız CHP için de aynı sesler yükseltiliyor. Man Adası mı dediniz, Zarrap Davası mı dediniz, adalet mi dediniz siz olsa olsa FETÖ den talimat alıyorsunuzdur.

FETÖ’cü olmakla suçlanmak, hapse atılmak herkes için yaşanabilir bir gerçekliğe dönüşmesi işten bile değil. Tutuklanmalarını şaşkınlıkla, tepkiyle karşıladığımız insanların çoğunu cezaevlerinde unuttuk. Saygın romancılarımızı, gazetecilerimizi, hukukçularımızı, milyonların oyunu almış siyasetçilerimizi unuttuk. Mahkeme, yargıç yüzü görmeden gerekçesiz, hukuksuz bir şekilde içerde ikinci yıllarına yaklaşanlar var. Hepsinin ortak noktası muhalefet ediyor olmaları, hepsine takılmış ortak suçlama terör örgütüne üye olmak, teröre destek vermek, darbeci olmak…

Geçen hafta İzmir’de herkesin tanıyıp bildiği aktivist bir genç tutuklandı. Emin Şakir, yıllar önceden sol adına yayınlanan bütün eserleri toparlayıp insanların kullanımına sunan adeta varını yoğunu bütün enerjisini bu işe vakfetmiş bir genç. 1900’lü yıllardan beri Türkiye’de yayınlanmış tüm sol içeriklerin dijital arşivini bulunduran siteyi, yurtiçi ve yurtdışından pek çok kişi ücretsiz olarak kullanabilmekteydi. Emin Şakir hakkındaki suçlama solun arşivini topladığı solyayin.com adlı internet sitesinin içeriği ve İzmir’de Gezi Eylemlerine katılmak.

Emin Şakir’in tutuklanmasını avukatı Funda Ata Gazete Duvar’a şöyle anlatıyor:

“Emin Şakir hakkında sol yayınları toplayıp kullanıma açtığı web sitesi nedeniyle iki senedir süren bir soruşturma vardı. Bu soruşturma kapsamında iş yerindeki bilgisayarlara ve cep telefonuna el konulmuştu ancak bugüne kadar gizlilik kararı olduğu için dosya içeriğini bilemiyorduk. Tutuklandığı gün dosyaya site arşivinde kullanılmak üzere derlenmiş yayınların dijital bilgisayar ve telefon çözümlemeleri geldi. Bu dijital yayınlar ve İzmir’deki Gezi eylemlerine katılmak gerekçe gösterilerek terör örgütü propagandasından tutuklandı. Olağanüstü hal nedeniyle dosyada gizlilik kararı olduğu için savunma hakkı kısıtlanıyor. Neye karşı savunma yapacağımızı, neye itiraz edeceğimizi bilemiyoruz. Tabii ki tutuklamaya itiraz edeceğiz ama dosyadaki belgelere erişemiyoruz. Suç isnadı var ama dayandığı hiçbir delil yok. OHAL koşullarının getirdiği sınırlamalar, elimizi kolumuzu bağlıyor.”

Bir insanı özgürlüğünden yoksun bırakmak, onun ürettiği her şeyi bir anda yıkıp atmak bu kadar kolay mı olmalı?

Arşiv çalışması yaptığı için, aktivist olduğu için bir genç dört duvar arasına tıkılıyor, avukatı elimiz kolumuz bağlı diyor. Bizler birilerinin içerde olması durumuna giderek alışıyor, sıra kime gelecek kaygısıyla yaşıyoruz. Hukuksuzluklar bitmiyor, birileri gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor, bu arada atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Emin Şakir 2013 yılında Radikal gazetesinde Ece Çelik’e verdiği röportajda sol yayın arşivini şöyle anlatmış:

“Yayınların çoğunluğunu siyasi oluşumların üyelerinin yardımlarıyla temin ettim. Site sayesinde kapısını çalmadığım sol örgüt kalmamıştır. Maalesef pek çok siyasi yapının düzenli bir arşivi yok. Darbeler, toplatma kararları, polis baskınları vb. sebeplerin bunda önemli bir etkisi var. Yasal dergilerin ve kitapların iddianamelerde açıkça suç delili olarak geçtiği bir hukuk sisteminden bahsediyoruz… Site açıldığından bu yana kolektif bir arşiv oluştu, e-posta ile tanımadığım onlarca kişi çeşitli yayınlar gönderdi, göndermeye devam ediyor. Bu yayınlar üzerinde en az benim kadar onların da söz hakkı olduğunu düşünüyorum. Hem zamanında bu yayınları çıkarmış, emek vermiş kişilerin hakkı olduğu için hem de sosyalist olduğum için bu siteden faydalanmak her zaman ücretsiz olacak…”

Neden solyayin.com kapalı?
Emin Şakir hangi gerekçelerle, neden tutuklu? 

Okuyucu Yorumları