İsmail Kahraman üzerinden “bir süreliğine” Atatürk’e veda

- A +

“- Meclis’in her yerinde Atatürk resmi var, gerek görmüyorum”.

Osmanlı ve II. Abdülhamit hayranı İsmail Kahraman’a ait bu söz.

Tepkiler üzerine, kaldırılan Atatürk resmini yeniden yerine asmak zorunda kalıyor, “Meclis Başkanı”.

-30 Ağustos’ta mesaj yayınlıyor Kahraman:

“... İslamiyet ile şereflendirdiğimiz günden itibaren adaleti dünyaya yaymak için mücadele eden aziz milletimiz...”

30 Ağustos Zaferi ile İslamiyet’in ne ilgisi varsa.

Devam ediyor mesaj:

“...Zaferi kazanan ordumuzun başkomutanını, komutanlarını, Mehmetçikleri, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anıyorum”.

Ağzından bir türlü “Atatürk” sözü çıkmıyor.

Bir dergiye verdiği röportajda Cumhuriyet’in kuruluşuna söz geldiğinde, Cumhuriyet’e “1923’e ihtilal dedik” diyor.

Yüzde 25’in gönlünü almak

Atatürk resmini kaldıran, 30 Ağustos’ta bile Atatürk’ü anmadan, “başkomutan” diyen, Abdülhamit sergileri açan İsmail Kahraman’ı Tayyip Erdoğan yeniden TBMM Başkanlığı’na aday gösteriyor, yani yeniden Başkan seçiyor.

Oysa, başta AKP Meclis Grubu ve AKP örgütleri olmak üzere, kamu oyunda genel görüş, Kahraman’ın bu kez Başkanlık’tan alınması tahminlerine dayanıyor.

Ancak, herkes yanılıyor. Erdoğan, Kahraman’dan vazgeçmiyor.

Bunun anlamı şu:

10 Kasım dolayısıyla ve ondan önce sık sık Atatürk nutukları atan Erdoğan “Atatürk sevdasını” bir süre ertelemişe benziyor.

Son günlerdeki söylemleriyle AKP tabanı ve AKP’ye oy veren halkın kaydığını görüyor. İsmail Kahraman gibi Osmanlı hayranı, koyu İslamcı bir kişiyi TBMM Başkanlığına yeniden aday göstererek, kendisine asıl bağlı yüzde 25’lik kitlenin gönlünü alıyor.

Bir süre sonra, nasıl olsa, yeri geldiğinde, yeniden “Atatürk söylemlerine” geri dönme hesabı ile. Dönmezse olmaz, 2019 hesabı itibariyle.

“İki hiç kimsenin” buluşması

Gerçi, geride kalıyor ama, aziz medyamız Binali Yıldırım Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşmeye giderken, çalmadık davul bırakmıyor.

Görüşme hiç bir anlam ifade etmeyince, o da ne, aziz medyadan ses yok, bir kaç kıtipiyoz yorum ve not dışında. Bu ziyaret çabuk unutturulmak isteniyor.

Çünkü:

Daha önce Amerika’ya giden Türk Başbakanları hep Amerikan Başkanları ile görüşüyor.

Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Mesut Yılmaz ve Tayyip Erdoğan.

Buna karşılık ilk kez bir Türk Başbakanı Başkanla değil, onun yardımcısıyla görüşüyor.

Bu “iki hiç kimsenin görüşmesi” olarak kayıtlara geçiyor.

“İki hiç kimse”, çünkü Amerika’da Başkan varken, “Başkan Yardımcısı hikaye”, hiç bir fonksiyonu yok.

Binali Yıldırım’ın da öyle, Erdoğan varken, Binali Yıldırım’ın esamesi okunmuyor.

Yemek bile yok

Tarihe bakın, Türkiye’den bir Başbakan Amerika’ya giderken, hazırlıkları günlerce sürüyor, görüşme günü ve saati günler önceden ayarlanıyor.

Hazırlık belki yine yapılıyor ancak, Başkan Yardımcısı ile görüşme Amerikalılar tarafından bir erteleniyor, bir öne alınıyor.

Ayrıca...

Görüşme Amerika saati ile 12.15 ile 13.45 arasında, tam öğle yemeği zamanında.

Ne var ki, Yıldırım’a öğle yemeği bile ikram edilmiyor.

Bu ilk kez yaşanıyor.

“Usulen bir görüşme”.

Ayrı tellerden

Beyaz Saray ile bizim Başbakanlıktan görüşmeye ilişkin açıklamalar ise, tam kakafoni.

Biz, “FETÖ’nün iadesi ve Zarrab davası” diyoruz.

Onlar, “tutuklu Amerikalılar ve Amerikan personeli, tutuklu sivil toplum yöneticileri, tutuklu gazeteciler ile hukuka davet ve şeffaf adalet” üzerinde duruyor.

Gerisi “stratejik ortaklığın teyidi, terörle mücadele” gibi beylik sözler.

Hangi terörle mücadele, adamlar PKK ve PYD ve YPG’ye ağır silahlar veriyor, bu bir çok kez açıktan ve kapalı kapılar arkasında dile getiriliyor, sonra da “terörle mücadelede kararlılık” edebiyatı.

Araştırmaya ret

Yine geride kalan ve fakat mutlaka vurgulanması gereken bir olay:

Binalı Yıldırım’ın “Cennet Belgelerinde” oğullarının adı geçiyor, kendisine sorulduğunda, Yıldırım “araştırılsın” diyor.

Bu söz üzerine, HDP Meclis Araştırma önergesi veriyor.

Sürpriz yok, önerge AKP oylarıyla red ediliyor.

Hani, araştırılacaktı...

Bugüne kadar, on beş yıldır benzer hangi konu araştırılmış da, bu araştırılacak.

Binali Yıldırım’ın kendisi çıkıp, “araştırın” ısrarında bulunması gerekmiyor mu?

On beş yıldır tarih yazmamış böyle bir ısrarı.

Okuyucu Yorumları