Bugün benim bayramım, bayramımı kutlayamıyorum

- A +

-İş sözleşmesi yapılacak.

-Sözleşmede işin türü ve ücreti yer alacak.

-Ücret peşin ödenecek.

-Çalışanların tamamı toplu sözleşmeye dahil edilecek.

-Kıdem tazminatı kabul edilecek.

-Çalışanlara çalışma güvencesi getirilecek.

Bu ve buna benzer kurallarla gazeteciler için artık “çay ve simitle karın doyurma” dönemi sona eriyor.

Onun ötesinde, gazetecinin çalışma güvencesi patronun iki dudağı arasından çıkartılıyor. Basında keyfi dönem sona eriyor.

Ne zaman?

4 Ocak 1961 tarihinde kabul edilen 212 sayılı yasa ile.

Gazete patronları buna itiraz ediyor. 9 Ocak 1961’de dokuz gazete patronu, Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazetelerinin patronları gazetelerini üç gün kapatıyor. Bunun üzerine:

10 Ocak 1961’de gazeteciler üç gün süreyle “Basın” adıyla gazete yayınlıyor.

Böylece 10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak tarihe geçiyor ve o tarihten bu yana, her 10 Ocak’ta gazeteciler bu bayramı kutluyor.

Üç darbe

Çok çarpıcı bir tarihsel gelişimi var 10 Ocak’ın.

Gazetecilere Batı anlamında güvence getiren 212 sayılı yasa 27 Mayıs askeri darbe döneminde gerçekleşiyor. Bir askeri darbe gazetecilere geniş haklar sağlıyor.

Buna karşılık, bir başka askeri darbe, 12 Mart Muhtırası gazetecilere sağlanan haklardan bazılarını geri alıyor.

Yine de, 10 Ocak her yıl gazeteciler tarafından kutlanıyor, bu Türkiye’ye özgü bir kutlama.

12 Eylül askeri darbe döneminde ise, hemen hemen kapatılmayan gazete yok. Askerler hoşlarına gitmeyen haber ya da köşe yazısı gördüklerinde, o gazeteyi belli sürelerle kapatıyor.

Patronların darbesi

12 Mart ve 12 Eylül darbeleri dışında, basında bir başka darbe daha var.

1990’da patronların darbesi.

Toplu sözleşme fiilen sona eriyor. Patron dayatmasıyla hemen bütün gazetelerde gazete çalışanları, gazeteciler ve teknik elemanlar Türkiye Gazeteciler Sendikası dışına çıkıyor.

Ücret belirlenmesi, ücret artışları artık toplu sözleşme dışında. Ücretler tek tek gazetecilerle patron arasındaki anlaşmaya göre tayin ediliyor.

Basında sendikalaşmanın sonu geliyor.

Bu darbe Türkiye’de genel anlamda sendikacılığın sonunu getiriyor.

Basında sendika olmazsa, diğer sektörlerde hangi sendikacılıktan ve işçi haklarından söz etmek mümkün?

Kendi hakkını savunamayan gazeteci, diğer çalışanların hakkını nasıl savunacak? Savunamayacak. Zaten öyle oluyor, savunamıyor.

Bu açıdan 1990, Türkiye’de sendikacılık tarihinde kara leke.

Müthiş toplantı

Sendikacılık ve basın... Bunu anlatan harika bir toplantı var.

“Ekonomi sayfaları nasıl olmalı” başlıklı bir toplantı, bundan dokuz, on yıl önce.

Toplantıya banka temsilcileri, iş veren sendikaları temsilcileri, sanayi ve ticaret odalarından temsilciler katılıyor, işçi sendikalarından ve tüketici örgütlerinden tek bir temsilci çağrılmıyor.

Toplantıya katılanlara bakıldığında, “nasıl bir ekonomi sayfası” olduğu ve olacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Çalışanlar out.

Çalışanlarla iş verenler arasında denge kayboluyor.

Gazeteciler de “çalışan” olduğuna göre, bu toplantı aynı zamanda gazeteci haklarının da fotoğrafını çekiyor.

"Ankara Hilton"

Tek parti dönemi ve sonrasında Demokrat Parti döneminde, özellikle 1950’nin ikinci yarısı basının kara yılları.

Tek parti döneminde “Türk Basın Birliği” var, iktidarın denetiminde. O birliğin istemediği gazetecinin gazetecilik yapması mümkün değil. Zaman zaman gazete kapatma ve sansür var.

1950’lerin ikinci yarısından sonra ise, huzurlarınızda “Ankara Hilton”, Ankaralı muhalif gazeteci ve yazarlar içeri atılıyor, onların hapisanesi, simgesel olarak bu isimle anılıyor.

Gazete kapatma, sansür, gazetecilere hapis, muhalif gazetelere ilan baskısı ve yine muhalif gazetelere kağıt kısıtlaması gibi uygulamalara sıkça rastlanıyor.

Buna karşılık:

O yıllarda iktidarı destekleyen gazete patronları ya da gazetecilerin cepleri parayla doluyor.

Bugünkü durum

212 sayılı basın yasası, sonra o haklardan bazılarının geri alınması, askeri  darbeler, 1990’da basında sendikalaşmanın sonu derken, yine de “habercilik” yapılan ve nisbi özgürlük yıllarının ardından bugünlere geliyoruz.

Gerek son bir kaç yıl içinde, gerekse 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çeşitli gerekçelerle:

-Gazeteciler hapse atılıyor, bugün 146 gazeteci hapiste.

-On bine yakın gazeteci işsiz.  Çeşitli görevlerde ve kıdemde pek çok gazeteci işten atılıyor.

-Gazete ve TV’ler kapatılıyor.

-Sansür uygulanıyor.

-Gazetelere baskın düzenleniyor.

-Gazeteciler dövülüyor.

-Pek çok gazeteciye, çeşitli nedenlerle ayrıca dava açılıyor.

-Bu uygulamalar otosansürü beraberinde getiriyor.

Özetlenen fiili durumun sonucunda, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü bugün askıda.

Bugün 10 Ocak Gazeteciler Bayramı.

Ben 1973 yılından bu yana “sadece gazetecilik” yapıyorum. Bugüne kadar, haber, yorum, köşe yazısı, röportaj, araştırma olmak üzere yaklaşık on iki bini aşkın yazı yazdım.

Bugün benim bayramım.

Ben bugün bayramımı kutlayamıyorum.

Okuyucu Yorumları