Hakan Şükür’ün Türkiye futbol tarihinden silinmesini izleyelim mi?

- A +

Simon Kuper’in kitap kapağında beliren, “Futbol sadece futbol değildir” sözü belki de hiç bu kadar anlam kazanmadı, hiç bu kadar değerli olmadı. Sanki yaşadığımız günleri anlatıyor, geçmişte yaşadığınız günlere ayna tutuyor gibi.

Benim için şimdiden garip bir yazı olacak. Bunca senedir futbolculuğuna şapka çıkarttığım ama durduğu yere, bulunduğu konuma zerre saygı duymadığım bir insan hakkında yer yer kızacağınız, belki de; “Ulan sonuna kadar haklı!” diyeceğimiz cümleler okuyacaksınız.

Garip zamanlardan, garip süreçlerden geçiyoruz. İtirafçılığın muteber sayıldığı, aynaya bile bakmaya utanması gereken insanların, milyonlar önüne çıkıp, aslında bilinenleri yeniymişçesine halka satmaya çalıştığı zamanlardayız.

Herkesin bildiği hikâye 1992 yılında başlıyor, yani Hakan Şükür’ün Galatasaray’a transfer olmasıyla. Dönemin popüler futbol-magazin programlarında “Köfte ile möfte” arasındaki fark sorulduğunda “Kıyma ile mıyma” diye cevap verdiği günlerden...

Sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyelim; Hakan Şükür, hiçbir zaman ne olduğunu, kim olduğunu, kime biat edip, kimin yanında durduğunu hiç saklamadı. O kendisinin ne olduğunu açık açık ifade ederken, milletvekili yapıldı.

O, nerede durduğunu, Esra Elbirlik’le evlenirken, Fethullah Gülen’i nikâh şâhidi yaparken de saklamadı, dönemin CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, “Ben okulda ücretsiz öğretmenlik yapmak istiyorum TBMM bana izin vermiyor ama Hakan Şükür 200 bin TL’ye Lig TV’de yorumculuk yapıyor, TBMM izin veriyor” dediğinde de kim olduğunu saklamadı. Durduğu yer hep aynıydı ama bazılarının durduğu yer hep değişti, o yüzden de bugün şeytan taşlar gibi Hakan Şükür taşlanıyor, Riva'daki Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri içinde bulunan Türkiye Futbol Federasyonu Merkezi’nde Hakan Şükür'ün tüm fotoğrafları toplanıyor, müzede yer aldığı kareler sökülüyor.

Hadi bunlara ‘eyvallah’ diyelim, peki Hakan Şükür’ün Dünya Kupaları tarihinin en erken golünü attığı gerçeğini değiştirebilir miyiz?

Peki ya, FIFA'nın Zürih'te açtığı Dünya Futbolu Müzesi'nde Hakan Şükür'ün forma ve kramponlarını kaldırabilir misiniz?

Haydi hepsi silinip atıldı diyelim, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nikâhını kıyıp, Fethullah Gülen’in şahitliğini yaptığı düğün fotoğraflarını arşivlerden silebilir misiniz?

Avrupa kupalarında ya da Şampiyonlar Ligi’nde en çok gol atan futbolcu olduğu gerçeğini değişterebilir misiniz?

Hiçbirini yapamazsınız, çünkü Hakan Şükür, Türkiye futbol tarihine damgasını, altını keçeli kalemle, çize çize vurmuştur. Birkaç fotoğrafı çıkartmakla, yer aldığı kareleri silmekle, Hakan Şükür’ü silemezsiniz.

Siyaseten bulunduğu noktayı silerek, futbolcu kişiliğini silmeniz mümkün değil. Çünkü o, bulunduğu topraklardaki sınırları aşalı çok oldu. Üstelik, hepiniz alkışladınız, hepiniz çılgınlar gibi övgü yağmuruna tuttunuz.

Almanya’yı imparatorluğa dönüştüren, ülkenin ilk şansölyesi Otto von Bismarck, “Tarih, bir kağıt parçası üzerine basılmış harflerden ibarettir, önemli olan tarih yapmaktır, yazmak değil...” der. İşte Hakan Şükür de tam olarak bunu yapmıştır ve tarih yazmıştır.

O tarih yazılırken, ‘gurur’ duyanların, milletvekili yapmak için sıraya girenlerin, bütün toplumu bir istavrit hafızasında kabullenip, Hakan Şükür’ün sportif olarak yaşattığı her şeyi hiçe saymamızı beklemesi, en naif anlatımla ‘saflık’tır.

Çünkü Hakan Şükür’ü vekil yapan sizlersiniz.

Hiçbir milletvekiline, vekillik dışında TBMM izni olmadan doktorluk, öğretmenlik yaptırmazken; televizyonlarda yorum yaptıran sizlersiniz.

AKP milletvekiliyken, Hatip Dicle'nin vekilliği düşürülmesi gündeme geldiğinde, "Gündemi takip edemedim. Bunun değerlendirmesini bizim büyüklerimiz, bakanlarımız, tecrübeli büyüklerimiz yapıyordur. Ben bu konuda henüz erken olduğu için bir şey söylemek istemiyorum." dediğinde, ‘Böyle vekil olur mu?’ demeyip, ağzınızı bile açmayan yine sizlersiniz.

Bütün ülke şike davasını konuşurken, futbolun içinden yetişmiş tek insanın ağzını bile açmasına, 'üç maymun'u oynarmışçasına susan da sizlersiniz.

Bütün bunları unutalım mı?

Allah sadece sizi mi affedecek?

Taş olup susalım mı? Siyaseten nerede bulunduğunu bile bile milletvekili yaparken, poz verdiğinizi yok mu sayalım?

Şimdi bütün bunları unutup, Hakan Şükür’ün Türkiye futbol tarihinden, sözümona silinmesini izleyelim mi?

Hep mi sizin doğrularınız doğru, hep mi sizin “Allah bizi affetsin” deme hakkınız var, hep mi sadece siz yanılabilirsiniz? Allah sadece sizi mi affedecek?

Bizim söyleyecek sözümüz, diyecek lafımız olamaz mı? “Hakan Şükür’ü siyaseten istediğiniz yere koyun ama Türkiye futbol tarihinden çıkartamazsınız” diyemez miyiz?

Sizin attığınız taşlar şeytana giderken, bizim taş atma hakkımız yok mu? Canınızın istediğini ‘terörist’, canınızın istediğini ‘FETÖ’cü ilan ederken, kimseyi eleştirmeden uysal koyun gibi sadece yaptıklarınızı mı onaylamanızı bekliyorsunuz?

"Kutlu Doğum Haftası'na yakışır bir maç olsun" dediğinde, alkışlayan sizler, eleştiren bizleriz. 

2009 yılında "Galatasaray, 2. Metin Oktay'ı kaldıramazdı. Kendi isteğimle olsa, belki futbolu daha önce bırakacaktım. Onların isteğiyle bırakmış olmak üzdü. Burada görmezseniz, ahirette görürsünüz. İşte ben oradaki karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum." demişti Hakan Şükür.

“Söz uçar yazı kalır” derler ya, şunu yazmıştım cevaben; “10-15 yıl önce mazlum edebiyatı yapanlar bugün artık, milyon dolarlık holding sahipleri oldu. Girmedikleri ve ele geçirmedikleri yerler o kadar az ki. Şimdi kendi deyimleri ile Fethedilecek bazı kaleler kaldı. Hakan, ahirette birileriyle hesaplaşması gereken en son kişi sen olursun muhtemelen. Evlenmek için tarikat ve cemaatleri devreye soktuğun hatta yetinmeyip dönemin Başbakanı Tansu Çiller vasıtasıyla evlenmeye zorladığı Esra Elbirlik vardı ya. İşte O Esra Elbirlik'le hesaplaşman gerekecek ahirette öncelikle. Adam olsan susardın, ama adam olmadığını 1999 yılında bir deprem sonrasında kanıtladın fazlasıyla. Bırak futbolu, Galatasaray'ı, kariyeri de; nasıl insan olunur onu öğren önce. Git şimdi Orlando'daki ağlak imamın dizinin dibine, günah çıkart.”

Hepiniz oradaydınız be!

Bugün ‘terörist’ diye ilan edilen, hatta terörist demeyenlerin bile neredeyse ‘terörist’ diye yaftalandığı bugünden tam 7 yıl önce birlikte iş pişirenler, bugün Hakan Şükür’ü Türkiye futbol tarihinden silemezler.

Zira hepiniz oradaydınız, hepiniz birlikteydiniz be! Hakan Şükür’ün kim olduğunu gayet iyi biliyordunuz çünkü her türlü yamasına, falsosuna rağmen, ne olduğunu, hiçbir zaman saklamadı.

Silin silebiliyorsanız Hakan Şükür’ü futbolcu olarak. Silin dünya üçüncülüğünü, silin UEFA Kupası’nı, silin attığı golleri, silin. Çıkartın çıkartabiliyorsanız UEFA’nın müzesinden.

Ne eğriye doğru, ne doğruya eğri dedim. Hakan Şükür, siyaseten, durduğu nokta itibariyle, tıpkı başkaları gibi yanlış yerde konumlandıysa, futbol olarak da o derece doğru yerdeydi. Elmalarla, armutları aynı sepete koyup değerlendirmek ne denli yanlışsa, Hakan Şükür'ün futbolculuk kariyeriyle, siyaseten konumlandığı noktayı bir arada değerlendirmek de o denli yanlıştır. 

Onca emeği, dökülen teri, başarılı bir kariyeri bir çırpıda sıfırlayamazsınız. 21 yıllık profesyonel bir kariyeri siyasetinize karıştırmayın. Hesabınızı başka yerde görün ama futbola bulaşmayın. 

Sizin ezberinizle konuşalım, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."

Bernard Shaw'un, "Dürüst bir adam, her gerçeği açıklamaya kalktığında ölümü göze alır." sözünden yola çıkarak; ne gerçekten, ne de ölümden kaçmaya niyetimiz yok.

Ama Sezar'ın hakkını da Sezar'a vermek gerek. Yoksa aynaya bakacak da, sokağa çıkacak da yüzümüz olmaz. Bizim de insanlığımız bundan ibaret, gerisi teferruat!

Okuyucu Yorumları