- A +

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, geçti. Kadınlara karşı gösterilen şiddetin yaygınlaşması ve önlenememesi en çok konuşulan konulardandı.

Suçun karşılığı cezadır. Bu önerme tartışma gerektirmeyecek kadar makul ve yalın.  Ama suç olarak tanımlanan eylemler, bir toplumda dengeleri bozacak kadar çoğalmaktaysa, bu artık sosyal bir sorundur. Bu durumda sadece suçluya verilecek ceza ile toplumsal sorunların çözümü beklenemez ve bu yolla sorumlulukdan da kaçınılamaz. Suçluyu cezalandırmak elbette savsaklanamıyacaktır, bu hukukun emridir, ama o kadar. Bununla bozulma yolundaki toplum dengesinin yeniden kurulabileceğini önermek ise, tartışmayı gerektirecek kadar belirsiz.

Suç, hak edilmeyen bir değeri gizlice yada şiddet kullanarak fütursuzca, bazen de yalan ve hile ile açıkça elde etme teşebbüsüdür.

Toplumun güven dengesini bozan her ne ise, acaba denildiği gibi ceza eksikliğinden mi kaynaklanıyordur? Öyle olsa herşey çok kolay olurdu. Ne yazık ki bunun böyle olduğuna  inanan ve de bu yolla toplumu geren, dengesini daha beter bozan  yöneticiler her dönemde görülmüştür. Onlar için cezaları olabildiğince yükseltmek yeterlidir ve asıldır!

Herkesin pısıp, ürkütülerek köşesine çekildiği ve neme lâzım dediği bir toplumda suçla birlikte hayat da kısıtlanmış ve sıkışmış olacaktır. Aslında bizatihi bu da suçtur, toplumsal bir suç. Her halde istenilen sonuç bu değildir. Belki kimi yöneticiler için bu olabilir sayılırken, toplum bireyleri için ise hiç de arzulanacak bir sonuç değildir.  Çünkü sosyal tansiyon, patlamaya hazır hale yaklaşırcasına yükselecektir!

Kaldı ki özgür bir toplumda sosyal denetim çok daha güçlü bir önleyicidir.

Bence çözüm, kızların ve oğlanların el ele dolaşmalarını teşvik etmek olmalı, diye bir zamanlar özet bir öneride bulunmuştum.  Özgürlük içinde ve onlara güvenerek. Hâlâ aynı kafadayım.

Milyonlarca yıl boyunca insanlar bugünlere böyle gelmiş. Doğa, türün devamını bu mucizeye,  cinslerin birbirlerine ilgi duymaları ve birbirlerini sevme şartına bağlamış ve başarmış.

Şimdi n’oluyor? Cemiyet içinde sakata çıkmış fikirler ve akla ziyan tavsiyelerle, bu mevzuda elâleme nizam verme gayesi içinde bulunan eşhas dolduruyor muhitimizi! Heyhat, tuhaf olanınsa, tariflenen suçların da ziyadesiyle işte buralarda neşv ü nemâ buluyor olması!..

En tepedeki ve onun bir altındaki iki yöneticimiz geçen gün tivilerde “kadınlar insandır” cümlesini art arda tekrarladılar irkildim önce, başka ne olacaktı ki? Ama doğru!..

Evet... Bu arada suç işleyenlerin de “insan” oldukları unutulmamalı. Hatırlanması gereken bir şey daha var, o da hepimizin genetik geçmişimizden gelen herşeyi taklit etme yeteneğimiz ve bu anlamdaki heveskârlığımız.  

Sevgili medyamızın cinsel suçları abartarak, ballandırarak ve resimleyerek tekrar tekrar sunma ve özendirme gibi marazî bir merakı var.

Bu konularda sorunları olan gözükara çözümsüz kişilerin, yani şu yukarıda  anılan bazı insanların, sorunlarına kökten çare olacağını sanarak, duydukları haberleri taklide yeltenmesi, onları suçsuz kılmaz ama, suç oranını yükseltir. Basının istediği de budur, diyemeyiz ya.

Şöyle ki, cinse ait suç işleyenler mensup oldukları kendi cinslerinden ve onun güçlü  etkisinden pek de emin değiller sanırım. Yapıp ettikleri eylemler, toplumca yani hemcinslerince kabul görmüyor, ret ediliyor, suç sayılıyor, cezalandırılıyor. Halbu ki…

Tabiatın kanunlarına itimat ve ona bir anlamda teslim olmak cemmî tedavi için emniyetli bir tariktir!

***

Söze başlamışken izninizle bir iki özetleme daha yapmak isteğim ağır basıyor.

Her zaman  “kadın erkek eşitliği”nden söz ediliyor. Burada kadının erkeğe eşit olması, bunun için erkeğe benzemesi zımnen öneriliyor sanki. İtiraz eden de yok buna. Deneyiniz, “erkek kadın eşitliği” deyin, bakalım neler oluyor? Yani erkeğin kadına eşit kılınması, bunun için kadınla benzer olma gizil önerisi, rahatlıkla kabul görmeyecektir.  Çünkü asıl olan, birbirlerine değil, sosyal anlamda iki cins olarak  her alanda ve her anlamda haklar ve fırsatlar karşısında eşit olmalarıdır. Kimse diğerinin aleyhine hak sahibi sayılmamalıdır. Kadının ve erkeğin niteliğini belirtmek için, eşit yerine çeşit sözcüğünü kullanmak ise şu kavanoz dipli dünyamızda, birbirlerine muhtaç iki çeşit olarak yaşamaya çabalayan insan soyu gerçeğine çok daha yakışacaktır.

Bu arada “8 Mart” nedeniyle kadını yüceltmek için hep Ana’dan söz eden erkekler, onun ana olmadan önce, sevgili olması gerektiğini ve sevgili olduğu gerçeğini, hiç ama hiç akıldan çıkarmamalıdırlar.                               

Okuyucu Yorumları