Çocuk hekimi Necati Günaltay için

- A +

Zaman ilerledikçe insanın üzücü, acı haber alma sıklığı artıyor. Geçen hafta sonu bir toplantı için Bakü’deyken Kocaeli’nin güngörmüş insanlarından Dr. Halil İbrahim Kahraman’ın telefonundan öğrendim Dr. Necati Günaltay’ı kaybettiğimizi. “Bir dostumuzu, Dr. Necati’yi kaybettik” yazıyordu gelen mesajda. Hastalığını da ortak bir hastamızın annesinden öğrenmiştim: “Çocuğumuzu hep Necati beye götürürdük ama artık hasta kabul edemiyormuş” deyince telefona sarılmış ve Necati abinin yakalandığı  o gerçekten “kötü” sıfatını hak eden hastalığı kendisinden dinlemiştim. O zaman sesi umutluydu ve yaşama sevinci ile dolu bedeni ile bu hastalığı da yeneceğini söylüyordu ama işte mümkün olmadı bu ve o da bizim dünyamızdan hiç bilemeyeceğimiz alemlere gitti.

Ben çocuk hekimi Dr. Necati Günaltay’ı 1995’de Kocaeli’ye geldiğim aylarda tanımıştım. Sanırım şehirdeki çocuk hekimleri ile yaptığımız toplantılardan birisindeydi;  yaşını hiç göstermeyen yüzündeki sevecenlikle ve iyi bir insan olduğunu hemen belli eden cümleleri ile, açık bir zihinle ve hastalarının bütün sorunları ile haşır neşir birisinin merakı ile sorular soruyordu. Sonra onun şehirdeki en çok hastası olan ve yalnızca muayenehanesinde çalışan bir çocuk hekimi olduğunu ve herkes tarafından sevildiğini öğrenecektim.

Daha önce yazmıştım; bizler 1995’de bu şehre geldiğimizde İzmit biraz Behçet Aysan’ın şiirlerindeki gibiydi:

Kocaman bir yalnızlıktır İzmit/ denize doğru gittikçe büyüyen/saçak altlarındaki sessiz yağmur/ve vardiya düdüklerinde keder.

Biz de daha sonra çocuklarımız ve bu şehirde kaybettiğimiz Nazife’ciğimizle birlikte biraz da bu yalnızlığı azaltmaya çalıştık diyebilirim. Çocuklarımız bu şehirde büyüdü, okudu, büyük deprem sonrası günleri birlikte yaşadık ve ben bu şehrin güngörmüş, iyi insanlarına, onların çocuklarına hizmet ederek, onlarla dost olarak geçirdim buradaki günlerimi. Bu dostlukların arasında Necati abi ile yakınlığım hep özel bir yer tuttu. İnsanın yeni geldiği bir şehirde hekim olarak tutunması, kendine bir yer edinmesi kolay değildir; işte bu süreçte hep Nacati abinin yörüngesini izlediğimi, onunla etkileşim halinde olmanın bir tür hiza gibi bana yol gösterdiğini söylemeliyim.

Necati abi çok hasta bakan ama bilmediği ya da emin olmadığı her konuyu bizlere danışan birisiydi. Yeni oluşan bir çocuk hastalıkları anabilim dalının öğretim üyeleri ile hiç ama hiç kompleksiz ilişki kurmuş, bunu hep insan sıcaklığı ile yapmış birisi olarak hatırlayacağım onu. Bana da ara sıra telefon eder “Şükrü hocam, bir hastam var senin de fikrini almak isterim” cümleleri ile hastalarını danışırdı. Benim için onun araması bir hayatiyet belirtisi gibiydi ve onun sayesinde şehrin hekimlik ortamı ile canlı bir bağ kurduğumu düşünürdüm. Necati abi ve  Zeyyat ve Nezahat Parman gibi diğer kıdemli çocuk hekimleri Kocaeli’de  birlikte  üst düzey bir çocuk hekimliği kültürü yaratmışlardı ve bizler de onlarla dost olarak bu şehre hizmet etme imkanı bulmuştuk.

Birkaç kez değişik vesilelerle söylemiştim; hekimlik insana verilmiş bir armağan ise çocuk hekimliği bu armağanların en büyüğüdür.  Bunun ötesinde çocuk hekimliği eğer “kalın bir deriniz” yoksa sizi değiştirir ve kalbinizin hep onların yanında olmasını sağlar. Dr. Necati Günaltay (Necati abi), Ceyhun Atuf Kansu’nun dünyasına yakın  ve tanıdığım en iyi çocuk hekimlerinden birisiydi. Ona hep sevgiyle abi dedim ve kardeş sıcaklığı ile karşılandım. Şimdi içimde artık onun “Şükrü hocam” diyen sesini hiç duyamayacak olmanın hüznünü taşıyorum.  Son olarak onunla ben İstanbul’a geldikten  sonra  bir akşam İzmit’ten İstanbul’a bir yolculuk yapmıştım ve biraz yaşamdaki yorgunluklarından bahsetmişti. Yine o yolculukta İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü olan kızı Prof. Dr. Aygül Günaltay’dan övünçle bahsetmişti. Sanırım kızı onun  anılarını ve değerlerini yaşatmanın bir yolunu bulacaktır. Bize de bir şey düşerse çok yakınlarda olduğumuzu bilmesini isterim. Güle güle ve nurlar içinde yat çocuk hekimi Necati abi.

Okuyucu Yorumları