- A +

Bu dünyada iz bırakmak için insanın ya kocaman bir kalbe veya kocaman bir akla sahip olması ya da  eşsiz bir yeteneği bulunması gerekir derler.

Büyük kalplerden gelebilecek cesur, soylu bir duruş fark yaratmaya, ya da aklın ürünü olan bilinmeyeni bilinir, görünmeyeni görünür kılan sistematik bir düşünce de iz bırakmak için yeterli olacağı kabul edilir.

Amatörlük ile profesyonellik arasındaki farka baktığınızda, birisi içinizden geldiği gibi davranmak diğeri ise seçili davranışı benimsemekse, insanın doğru zamanda doğru duruşu ve doğru seçili davranışı benimsemek adına hem aklını hem de kalbini kullanabileceği bir tavır paletine sahip olması çok mu zordur?

Aslında pek de kolay değildir.

Cesareti olan insanlar için bu mümkün olabilir.

Cesaretiniz olmayabilir ama yaptığınız işi layıkıyla veya liyakatla yapabilirsiniz bu sizi profesyonel kılar, bedelini ödeyebileceğiniz bir cesaretiniz de var ise bu sizi lider veya girişimci olarak hayat sahnesine alkışlar içinde konumlar.

 Cesarette güç, deha ve büyü vardır.

Peki kariyer nasıl oluşur?, bileşenleri nelerdir? cesaret nerede devreye girer? diye soracak olursanız;

''Kariyer zarı iki kez atılır.'' derler.

Doğduğunuzda ilk zar, dışarıda hangi coğrafya da, hangi ailede, hangi iklimde ve hangi eğitim olanakları ile buluşturulacağınıza dair şansınızı belirlemek ve ayrıca uzun-kısa, güzel-çirkin, zihinsel zekası yüksek  olup olmadığına dair genetik özellerinizi oluşturan  içsel ikliminizi ortaya koymak adına sizin kontrolünüz dışında atılır.

İkinci zar ise şartlar ve imkanlar çerçevesinde eğitim çabanız, kendinizi geliştirme isteğiniz ve iş ve insan seçimlerinizle ilgili olarak sizin tarafınızdan atılır.

Hayatta en önemli hata belki de eğitime ve başarıya yeterince önem vermemektir.

İhmalkar geçmişlerinin bedelini, genellikle yaşanmamış gelecekleri ile ödemek durumunda kalır bir çok insan.

Ödevlerini kötü yapanlar, hayatlarının sorumluluğunu almayanlar, kariyerlerini önemsemeyenler süngülü düz piyade olarak cepheye sürülürken, eğitimleri ve sorumlulukları güçlü, kendilerini geliştirerek kariyer yapanlar ise atlı süvari olarak hayat arenasında yer alırlar.

Kariyerli olanlar savunma kalkanı olarak kariyerlerini, saldırı için ise güçlü yönlerini kılıç olarak kullanırken, kariyersiz olanlar savunmasızdırlar.

Piyadeler  yani kariyeri olmayanlar her zaman en önde paslı süngüler ve ucuz motivasyonlarla ölüme gönderilirler. Zaferin süngünün ucunda olduğu söylense de gerçek hiç de öyle değildir. Piyadeler bir taraftan karşıdan gelen düşman birlikleri tarafından yok edilirken, yere düştüklerinde ise arkadan gelen kendi atlı süvarileri birlikleri tarafından ezilmek durumunda kalırlar. Piyadelerin ölümü haber değeri bile taşımaz sadece istatistikten ibaret kalır.

Cephede ve yol boyunca piyadeler ve kariyeri güçlü atlı süvariler çoktur ama sadece onlar da yoktur.

Sayıları az da olsa göz kamaştıran yazılara, ilham veren filmlere konu olan, tarihe pırıltılı  iz düşümleri bırakan ''kariyer şövalyelerinden'' de bahsetmek de gerekir.

Fransızca "chevalerie" atlı asker demektir. Her atlı asker şövalye değildir. Şövalyelik, atlı süvarinin en üst boyutudur. Şövalyeler hem bir unvana hem de bu unvanın hakkını veren bir hayat tarzı ve hayat felsefesine ( iyilik, doğruluk, cesaret, özgürlük , değerlere adanmışlık gibi) sahiptirler.

Hayatın bize karşı ani ve beklenmedik saldırılarına karşı savunma sistemi olarak kariyerlerimizi kullanabiliyorsak hem atlı, zırhlı ve kılıçlı bir atlı süvari olmanın ötesine de geçerek duruşumuzla da gerçek bir 'kariyer şövalyesi' olmak mümkün değil midir?

Bu konuda en bilinen hikayelerden biri ölüm cezasına çarptırılan antik Yunan filozofları Sokrates ve Aristo'nun sonları hakkındadır.

Antik Yunan geleneğinde, büyük bir adam ölüme mahkum edilirse, bir gece öncesi kapatıldığı kapı açık bırakılarak ona kaçma fırsatı veriliyordu.

Bir yanda, kapı açık bırakıldığında kaçması halinde onursuzca yaşayacağını düşünen ve kalıp fikirleri uğruna ölmek cesaretini gösteren, sorgulayıcı tavrıyla Sokrates ve diğer tarafta üstün bir zekaya ama vasat bir cesarete sahip olup kapıyı açan ve kendisini aklama adına da ;''Atina'ya felsefeye karşı bir cinayet daha işleme fırsatı vermeyeceğim'' diyerek ardından zeka pırıltıları bırakıp giden İskender'in hocası Aristo vardır.

İkisi de tarihin sayfaları arasında yer almayı başardılar. Birisi büyük kalbiyle diğeri büyük aklıyla. Birisi hiç kitap yazmamış olmasına rağmen güçlü düşünceleri ve kaçmayan soylu tavrı ile diğeri kaçmasına rağmen yazdığı dört yüze yakın irili ufaklı kitapla iz bırakan düşünceleriyle.

Günümüzde yaşasalardı  birisi güçlü kalbiyle bir gazetede tarafsız bir köşe yazarı veya bir TV'de de anchorman diğeri ise sistematik düşünce yapısıyla plazalarda güçlü bir profesyonel veya CEO olarak konumlanabilirdi kim bilir?

Peki, sadece kalbin ya da aklın yolunu seçmek mi gerekir?

Kalp veya akıl birinin kocaman olması yeterli midir her zaman?

Yeri gelince kalbi yeri gelince aklı kullanmak çok mu zordur?

Yeri geldiğinde Sokrates gibi sorgulayıcı, Aristo gibi kurgulayıcı, İskender gibi uygulayıcı olunamaz mı?

Başkalarını kalbinizle kendinizi aklınızla yönetemez misiniz?

Tamamen başarı tekniğine odaklanıp, başarı ahlakını önemsemeyenler zamanla makyevelizme kucak açmazlar mı?

Belki de kazan-kaybet oyunlarında plazalarda ustalaşmış bir süvari, sonrasında kazan-kazan oyununa geçebilen ve o kazanırken doğruların da kazanabildiği bir cephede kendini 'kariyer şövalyesi' olarak  yeniden konumlayabilir.

Bu ilk etapta mümkün olmasa da sonrasında mümkündür.

Kurumlarda çalışırken lejyoner olarak çalışırsınız. Zaferler elde edersiniz. Bazen başınızı da eğersiniz. Taç bile baş eğilmeden konmadığını öğrenirsiniz.  Kurumlara başarılar  kazandırsanız da kendi değerleriniz  ile beslenen onurlu başarıların ve diğer insanlarda yaratabileceğiniz fark kısmının eksik kaldığını hissedersiniz.  Kariyer ipi hep sizi yükseltenlerin elinde olmuştur. Artık kendi ipinizi eline alıp doğru insanlara uzatacağınız bir yaşam arzulamaya başlarsınız.

Bu aşama kariyer zarının üçüncü kez özgür iradenizle atılacağı bir dönemdir. Kendi varoluş gücünüz ile kendinizi cesaretle inşa edeceğiniz, maskeli balodan çıkarak özünüz ile  buluşacağınız en önemli aşamadır.

İlk zar şanstır. İkinci zar  tesadüf ve zorunluluklar sonucu oluşabilen zihinsel seçimleriniz ile atılmıştır. Üçüncüsü zar ise özünüzden gelen cesaret ve değerleriniz  ile kuşatıcı bütünlüğe ulaşmanız ve  kariyerinizde artık nesne değil özne olup  'kariyer şövalyesi' ni var etmek  adına attığınız kendi öz zarınızdır.

İş hayatına tüm açılardan bakabilme yeteneğine sahip bir profesyonel olmanın ötesine de geçerek  'kariyer şövalyesi' ne dönüşmenizin teyidini ise siz söyleyince değil ancak sonrasında hayatlarına dokunduğunuz insanlar tarafından söylendiğinde gerçekleşeceğini  bu arada unutmayın!

Ayrıca, bir şeyi daha hiç unutmayın!

''Dünya şövalye ruhuna sahip olanlara aittir.''

Okuyucu Yorumları