- A +

TÜİK tarafından geçen çarşamba açıklanan kasım dönemi rakamları işsizliğin artmaya devam ettiğini gösterdi. Ekim dönemine kıyasla mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 11,7’den 11,8’e, tarım dışında da yüzde 13,9’dan 14,1’e yükseldi. İşsiz sayısı da 70 bin artarak 3 milyon 625 bin oldu.

İşsizliğin artış temposunda bir yavaşlama gözlemleniyor. Ekim döneminde tarım dışı işsizlik oranı 0,4 puanlık ürkütücü bir artış kaydetmişti. Bu kötünün iyisi durumu geçen yılın son üç ayında gerçekleştiği tahmin edilen ekonomik canlanmanın istihdama yansımasından kaynaklanıyor. Üçüncü çeyrekten dördüncü çeyreğe tarım dışı kesimde istihdam 281 bin artmış. Oysa İkinci çeyrekten üçüncü çeyreğe tarım dışı istihdamda 222 binlik azalma olmuştu.

Son üç ayda nispeten güçlü bir istihdam artışına rağmen işsizliğin artmaya devam etmesi elbette işgücünde yaşanan güçlü artıştan kaynaklanıyor. Geçen yılın son üç ayında önceki üç aya kıyasla tarım dışı işgücü 474 bin gibi muazzam bir artış kaydetti. İstihdamdaki canlanmaya paralel olarak çalışma iştahının da canlandığı anlaşılıyor. Ama sıra kadınları işe almaya gelince aynı iştahı işveren tarafında göremiyoruz. Sonuçta kadınlarda işsizlik erkeklere kıyasla daha hızlı artıyor.

Son bir yılda tarım dışında işsizlik oranı toplamda yüzde 12,4’ten 14,3’e yükselirken erkeklerde yüzde 10,6’dan 11,6’ya yükselirken kadınlarda yüzde 17,3’ten 20,7’ye fırladı. İşsiz sayılarında artış cinsiyet farklılığının cesametini daha çarpıcı ifade ediyor: Bir yılda tarım dışı işsiz sayısı 627 bin artmış durumda. Bu artışın 258 bini erkeklerden oluşurken 368 bini kadınlardan oluşuyor.

Mayıs döneminden itibaren işsizlikte çok sert bir artış yaşıyoruz. Yedi ay gibi kısa bir sürede işsizler ordusuna 700 bin kişi eklenmiş durumda. İşsizlikte olağanüstü bir gelişmenin eşiğinde olabileceğimiz 15 Ağustos’ta mayıs dönemi işgücü istatistikleri yayınladığında anlaşılmıştı. İktidar bu artışı önce görmezden geldi. 15 Temmuzun etkisidir gelip geçer diye düşünmüş olabilirler. Oysa rakamlar nisan-mayıs-haziran dönemine aitti. Ardından haziran ve temmuz dönemlerinde de işsizliğin artmış olduğu görülünce mızrak çuvala sığmaz oldu. Bu kez kadınlar yüzünden oluyor dendi. Oysa rakamlar işsizliğin istihdamda ortaya çıkan duraklamadan kaynaklandığını açıkça gösteriyordu.

İşin içine bir de referandum girince iktidar telaşa kapıldı. Üstelik kamuoyu anketleri Hayır oylarının artışta olduğunu göstermeye başlamıştı. Evet oyu cepte keklik değildi. Bu ortamda işsizliğe acil etkili bir müdahale yapma gereği ortaya çıktı. Hükümet alelacele bir istihdam teşviki kurgulamaya koyuldu. 7 Şubat’ta yapılan TOBB toplantısında bizzat Cumhurbaşkanı devreye girerek işverenlerden istihdamı arttırmalarını istedi ve çıkacak teşvikin kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu vurguladı. Hedef de koydu: Çalışan sayısında 1,5 milyon artış bekliyordu. Konuyu “bu çağrıyı daveti yaptık. Biz ne yapıp mart dönemi içinde işsizliği gümbür gümbür aşağı çekmeliyiz” diyerek noktaladı.

İşsizliğin “gümbür gümbür” aşağıya çekilmesi bir yana getirilen teşvikle istihdamda hissedilir bir artış olası mı? Önce teşviki ana hatlarıyla özetleyelim: Aralık sonu itibariyle çalışan sayısına (SGK’ya kayıtlı olanlar) ilave yapıldığı takdirde bu ek çalışanların tüm sosyal sigorta primleri ve vergileri devlet tarafından ödenecek. Asgari ücret düzeyinde bu ödeme 800 TL’yi buluyor. Az para değil. Ancak bazı koşullar var. İşe alınanlar İŞKUR’a kayıtlı olacak bir de işverenin sigorta borcu olmayacak.

Aşamaları işletme mantığı çerçevesinde sırayla gözden geçirelim. Bir kere sıkıntıda olan işyerleri işçi çıkarmaya devam edecekler. Yeni teşvikin bu işyerlerine bir faydası yok. İşlerini büyütmek isteyen firmalar ise bu teşvik olmasa da zaten çalışan sayılarını artıracaklardı. Devlet bu firmalara durup dururken kamu kaynağı aktarmış olacak. Bu durumda olan işverenler teşviki sevinçle karşıladılar. Ancak bu gelir aktarımının İşkur’a kayıtlı işsizleri işe aldıkları takdirde gerçekleşeceğini hatırlatalım. Bu sınırlamanın neden getirildiğini tam anlamadım ama en azından kaynak israfını bir miktar dizginler.

Teşvikin net istihdamı olacağından daha fazla arttırması için çalışan sayısını arttırmayı düşünmeyen firmaların azalan işgücü maliyetini dikkate alarak bu sayıyı arttırmaya karar vermeleri gerekiyor. Bu da ancak ilave çalışanların ek gelir katkılarının net ücretlerinden daha yüksek olması ile mümkün. Böyle özel bir durum sınırlı sayıda işyerinde mümkün olabilir. Ayrıca bu durumda bile ilave çalışan sayısını firmaların mevcut üretim kapasiteleri kendiliğinden sınırlandıracaktır.

Sonuçta alelacele getirilen bu teşvikin kısa sürede ve büyük çapta bir istihdam artışı yaratıp işsizliği azaltması bana boş bir umut olarak görünüyor. Yanılıp yanılmadığımı mart ayı işgücü istatistikleri 15 Haziran’da yayınlandığında göreceğiz.

Yazıyı noktalamadan önce bu acul teşvikin hiç değinilmeyen bir yönüne dikkat çekmek istiyorum. Teşvik süresi yılsonu ile sınırlı. İşe alımlar en erken şubat ayında olacağına göre aralık sonunda bu yeni çalışanlar bir yıllarını doldurmamış olacaklar. Yani kıdem tazminatına hak kazanmamış olacaklar. İşverenler bu durumda teşvikle çalıştırdıkları işçilerini teşviklerin bitimiyle birlikte kıdem tazminatsız işten çıkarma yoluna gidebilirler. Bu takdirde acul teşvikin sınırlı etkileri de yok olur gider.       

Okuyucu Yorumları