AKP-MHP seçim ittifakının kritik unsurları

- A +

AKP-MHP komisyonunun seçim sisteminde tasarladığı değişiklikler basına sızmaya başladı. Seçim sisteminde yapılacak değişiklikler yasa tasarısına dönüştüğünde ak koyun kara koyun belli olacak. Ama şimdiden şunu söyleyebilirim: İttifak komisyonu zorlu bir görevle karşıkarşıya çünkü seçim sistemlerinin manivelaları ile fütursuzca oynamak mümkün olsa da AKP ile MHP’nin çıkarlarını aynı anda karşılamak kolay değil.

AKP ve MHP neyin peşindeler?

AKP’nin birden fazla hedefi var. Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda seçilmek istiyor. Başkanlık sisteminde yürütmenin meşruiyetini pekiştirmek için bu hedef çok önemli. Ancak Nisan 2016 referandumu bunun cepte keklik olmadığını gösterdi. Bahçeli’nin desteğine rağmen Evet oyları yüzde 51 küsurda kaldı. Yani MHP’nin desteğinin devam etmesi hayati önemde.

Ama aynı zamanda parlamentodaki çoğunluğunu koruması da şart. Aksi takdirde cumhurbaşkanı yeni yetkilerine rağmen Türkiye’yi istediği gibi yönetemez. . Ama parlamentoda çoğunluğu korumak o kadar kolay olmayabilir. Haziran 2015 seçimlerinde AKP yüzde 41 oyda kaldı ve mutlak çoğunluğa erişemedi. Seçim sistemi değişmez ve yine  bu civarda oy alırsa, ki bu ihtimal dahilinde, yasama gücünü  kontrol edemeyecektir. Bu korkulu bir rüya. Bu nedenle düşük oy oranıyla da milletvekili çoğunluğunu garanti altına almanın peşinde. Oy birleştirmesi kuralı altında MHP ile ittifak bu işi kolaylaştırır

Parlamento çoğunluğunu düşük oy oranıyla garanti altına almaya önemli katkı yapacak tamamlayıcı bir hedef de HDP’nin baraj altında kalması olacaktır. Bu arada İYİ partiyi de barajla parlamento dışında tutmak AKP’nin milletvekili sayısını artıracağı gibi müttefiki MHP için de tam bir hayat öpücüğü olacaktır.

MHP’nin ise birbiriyle bağlantılı iki hedefi var: Yok olmamak için gelecek seçimde hiç olmazsa grup kuracak kadar sandalye (en az 20 milletvekili) kazanmak, bu arada yakın tehdit İYİ partiyi de paralemento dışı bırakmak. Tabi HDP’nin de parlamento dışında kalmasını şiddetle arzuladığı herkesin malumudur.

Nasıl olacak?

Yukarıdaki hedefler itibariyle AKP ile MHP’nin bariz bir şekilde anlaştıkları ilk husus elbette mevcut yüzde 10 barajının korunmasıdır. İlk yaklaşımda MHP’nin yüksek seçim barajını kabullenmesi paradoksal görünebilir. Hemen tüm anketler MHP’nin halen yüzde 10’un bir hayli altında seçmen desteğine sahip olduğuna işaret ediyor. Ancak İYİ Parti rekabetinin biran evvel bertaraf edilmesine şans vermek için barajın olduğu yerde bırakılmasının cazibesi inkar edilemez. HDP’nin de parlamento dışında kalması için yüzde 10 barajı şimdilik yegâne araç.

Baraj mevcut seviyesinde tutulduğunda MHP’nin tutunabileceği tek dal “oy birleştirmesi” olarak adlandıralabilecek apparentment  kuralıdır. Fransa’da 1950’lerde uygulanan bu kurala göre ittifak yapan partilerin oyları her seçim çevresinde birleştirilir ve tek partiye verilmiş oylar gibi dikkate alınarak milletevekili sayısı belirlenir. Ardından her seçim çevresinde  ittifak yapan partilerin topluca kazandıkları sandalyeler aldıkları oy oranlarına göre aralarında paylaştırılır. Eğer seçim barajı varsa ittifiak yapan partilerin toplu oyları geçerlidir. Bu sayede MHP seçim barajı kabusundan kurtulmuş olmaktadır.

Ayrıca partiler kendi listeleri ve amblemleri ile seçime katıldıklarından küçük partinin büyük partiye sığınması da söz konusu değildir. AKP listelerinden parlamentoya daha fazla milletvekili (35-40) sokabilecekken MHP’nin daha azına razı olarak bu kural için bastırdığı ve AKP’ye kabul ettirdiği anlaşılıyor. Aslında AKP MHP’nin uygun sayıda adayını listelerinde seçilebilecek sıralara koymayı tercih ederdi. Referandumla birlikte TBMM’de milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılması bu amaçla yapılmıştı. Ama AKP içinde erime anlamına gelecek böyle bir çözüme MHP’nin yanaşmaması anlaşılır bir durumdur. 

Aslında AKP parlamentoda çoğunluğu garanti altına alma hedefine büyük seçim çevrelerini daraltarak ulaşabilir. 1995 öncesinde olduğu gibi seçim çevreleri en fazla 6 milletvekili çıkaracak şekilde oluşturulursa,  yüzde 40 civarında oy alan ve ikinci sırada gelen partiye de yaklaşık 15 yüzde puan fark atan bir parti TBMM’de çoğunluğu sağlamakta güçlük çekmez. Bu sonucun elde edilmesinde halen uygulanmakta olan ve birinci gelen partiye oy oranının bir hayli üzerinde milletvekili veren d’Hondt dağıtım formülü etkilidir. Buna bir de MHP’nin baraj altı durumunu eklerseniz AKP’nin parlamento çoğunluğunu, HDP barajı geçse bile, daha da düşük bir oy oranıyla dahi elde etmek için MHP ile ittifaka ihtiyacı olmadığı bellidir; simülasyonlar yüzde 37’nin bile yeterli olabileceğini gösteriyor.

Bu noktada AKP’nin MHP ile seçim ittifakı yapmaya neden mucbur kaldığı sorulabilir. MHP’nin kollanması uzun vadeli siyasal gerekçelere de dayanıyor olabilir. Ancak kısa vadede ittifak mecburiyetinin nedeni açıktır: Yazının girişinde de vurguladığım gibi MHP desteği olmadan  Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesinin zorluğunu Nisan 2016 referandumu yeterince gösterdi.

İttifak pazarlığının kritik unsurları

Buraya kadar AKP ile MHP arasında anlaşılamayacak bir nokta yok gibi duruyor. Bir yandan Erdoğan’ın ilk turda seçilmesi için önemli bir koz elde edilmiş oluyor, diğer yandan da barajın yüzde 10’da tutulmasıyla HDP ve İYİ partinin parlamento dışında kalması ihtimali yüksek tutuluyor, aynı zamanda da oy birleştirmesi kuralı sayesinde MHP baraj tehdidinden kurtarılmış oluyor.

Ancak AKP’nin uzun süredir seçim çevrelerinin daraltılmasını planlamakta olduğu unutulmamalıdır. Seçim sisteminde yapılacak değişiklik vesilesiyle daraltılmış seçim çevrelerini bir an önce sisteme dahil etmek istiyor. Basına sızan bilgiye göre en fazla 5 milletvekili düşünülüyormuş. MHP açısından daraltılmış seçim çevreleri ciddi bir tehdit. Olur da oy oranı yüzde 5-6 civarında kalırsa, ittifakın toplam milletvekili sayısı yükselse bile, iş bu milletvekillerini paylaşmaya gelince MHP’nin grup kurması riskli hale geliyor. Kabaca yaptığım simülasyon MHP’nin 600 milletvekiliden ancak 20 civarında bir pay alabileceğini gösteriyor.

Bu bağlamda AKP ile MHP arasındaki seçim sistemi pazarlığının en kritik unsurunu daraltılmış bölge sisteminin oluşturduğunu kestirmek güç değil. Yine basına sızan bilgilere göre MHP seçim çevrelerinin daraltılması tasavvurunun bir sonraki seçime ertelenmesi için bastırıyormuş. Bu bilek güreşinin nasıl sonuçlanacağını yakında öğreneceğiz.

Bir diğer kritik nokta da oy birleştirmesi kuralının taşıdığı potansiyel tehdit. Akla doğal olarak şu soru geliyor: Muhalefet partileri de ittifak yapmaya kalkışırlarsa ne olacak? HDP, İYİ Parti ve SP gibi baraj tehdidi altındaki partiler ezilmek istemiyorlarsa bir ittifakın parçası olmak zorundalar. Tabi iktidar da boş durmuyor. İYİ Parti-SP arasında muhtemel bir ittifakı işe yaramaz hale getirmek amacıyla AKP-MHP kamisyonunun ittifaklar için seçim barajını yüzde 10’unun üzerine çıkarmayı düşündüğü söyleniyor. “Temsilde adalet” kaygısının toptan rafa kaldırıldığı bir ortamda neden olmasın?  

İttifaklar için baraj yükseltilse de yükseltilmese de AKP’nin düşük oy oranlarında parlamentoda çoğunluğu kazanmasının önünü kesmek için CHP’nin diğer muhalefet partileri ile ittifak yapması şart. Ne ki, bu aşamada seçim sistemi yerini siyasete bırakıyor. HDP-CHP-İYİ Parti ittifakı kurulur ve toplamda AKP-MHP oyundan daha fazla oy alablirlerse parlamentoda çoğunluğa sahip olmaları yükesk olasıllık. Ama bu üçlü ittifakın siyaseten ne kadar büyük güçlüklerle karşı karşıya kalacağını anlatmama herhalde gerek yok. AKP de bu güçlüklere güveniyor olsa gerek.

CHP-HDP ya da CHP-İYİ Parti ittifakı daha olası. Bu ittifakların AKP’nin düşük oy oranıyla TBMM’de çoğunluğu elde etmesini engelleyebileceğinden kuşkuluyum ama en azından anayasal çoğunluğu elde etmesine mani olabilirler.

Yeni seçim sistemi yasa tasarısı belli olduğunda konuya dönmek üzere.

Okuyucu Yorumları