- A +

ŞEHİR TELLALI

New York - Londra - Roma 

Sirocco esiyor  

Turkuazı Aya Yorgi Körfezi’nin   

Ege Denizi’nin dilinden

Siroko

Sahra’dan güneyden ve de Akdeniz’den

Bir de doğudan

Anadolu’dan

kaçarcasına gelen

beyaz köpüklü dalgaların rüzgârı

Taş bir surat

kaşları çatık

simsiyah kimyanın ortasında güvercin beyaz bir nokta

tepeye konmuş

rüzgârın bağrından bakıyor ufka

etrafını kuşatmış göktaşı küre

masmavi sular dünyası

Gülümsemeyen yüzünde

Endişeli bir merak

Hoş geldinden çok

İyi niyet

Güven gölgede

Sabırlı

Seyirde

sıcağın teriyle ıslattığı

nefesi dar alıcı ile satıcıyı

rüzgâr bir şarkı çağırıyor

Sardu dilinde

Sordun bana hangi su senin küre

Cevab verdum ‘senin kadar güzel bir topragh’ diye

Böyle zamanlarda duygusallığa düşme tehlikesi belirir kelimelerin arasından. Ama bilirim volkana yaramaz. Kızdırır onu karmaşık, geniş dünyası benzetmelerin. Burası uysallaştırılmamış, vahşi çitlembiklerin diyarı, Sardinya’nın güney batı kayalıkları. Gece ayın altın ışıltısı altında yapayalnız, kimse yokken etrafta, nadir bir zümrüdün rengindeki denizin ılık sularına dalıyorum.  

Tuzlu, pırıl pırıl kristal aynalı, derinliğine bakmadan içindeki her şeyi koca bir büyüteç merceğiymişçesine büyüten mayi içinde Pinna Nobilis ya da Deniz Kanatları adlı istiridyeler bana bakıyor. Derinde kor kızıl kayaların arasında üzerlerine vurdukça ay ışığı altın sırmalı inci tabaklar gibi tek tek bir açılıp bir kapanıyorlar. Kanat çırpışıyla el çırpışı arası bir manzara. Rengarenk incileriyle sessiz film gibi. Açılıp kapandıkça içlerinden su yüzüne yükselen su kabarcıkları sayesinde yakına geleni öpücüklere boğan sevinçli bir karşılama, neşeli bir kutlama şöleni içinde yaz denizi.

Suyun dışında tepelerin üzerinde tek tük bembeyaz “barakalar.” Buraların dili Sardu’nun baraka adını verdiği tek gözlük taş evler bunlar.

Baraka, Arapça ya da İbranice kökenli bir kelime. Bizim Ege’de “küçük ev” diye bildiğimiz, ve “bir barakam olsun yeter” diye söylediğimiz şey burada da, bu kayaların üstüne ait insanların da başını soktuğu barınak, iyi nasip. Dilin, insanın ortak bilincini temsil eden alçak gönüllü abide. Esini, teni kavuran güneşten, kurutan sıcaktan, kırbaçlayan fırtınadan, üşüten yağmurdan koruyan taş oyuğu sanki. Kayaların üstünde denizi ve ufku bekleyen güvercin misali güvenli ve kararlı beyaz barakalar. Üzerine tünedikleri volkanının nabzını saymaktalar.

Denizin altında uyumakta o. Kalbi, damarları aktif kor dağı. Afrika-Avrupa fayının deniz dibindeki sıradağlarının güney batı ucunda. Dört bin yıllık bronz çağına ait Nuraghe medeniyetinin şimdi üzeri bu tepelerle örtülü bekleyen binlerce kulesinin önünde. Kucağında dünya medeniyetinin beşiği metallerin madenleri. Palmiye ağaçlarının altında, taşları ateşten, sıcak kaynak sularının fışkırdığı ılıcaların, içinden altın akan nehirlerin sahibi o. Efsane isteyenler Atlantis’i burada onun beyaz kumlarının altında, ipek yosunlarının arasında arar. Onu, 40. Paralele, dünyanın ilk merkezine yakıştıranlar, kulelerin yükseldiği bu kara parçasının vaktiyle dev bir dalganın yuttuğu ilk medeniyet olduğunu tartışır. O volkan hayat ağacıdır. Yıldızların, gezegenlerin ortasında göklerin tacıdır. Dağ tanrıdır.

Gün battığında gök ile denizi saran ateş ayırır dünyayı gökyüzünden. Bir ada doğar günün içinden sonsuzluğa uzanırcasına. Tek bir gezegen düşer ayın çeperine. Yıldızlar yerleşir yerlerine. Şehir ışıkları iyice uzaklarda kalır, kirletemez gökyüzünü. San Pietro Rasathanesi “Ekinoksların Devinimi” adlı astroloji hadisesini izlemeye koyulur Japonya, Özbekistan, Kuzey Amerika’daki beş gözlem rasathanesiyle birlikte.

www.sebnemsenyener.com   

Okuyucu Yorumları