- A +

ŞEHİR TELLALI

New York - Londra - Roma 

 

Bizim bülbül baharı kutluyor. Kirazlar gelin. Yeni çiçeklerinin pembe beyaz yapraklarını savuran rüzgârın düğünü sokak.

Binaları alçak görüp kendine yakıştıramayan Londra, Avrupa’yı terk etme referandumundan beri çılgın bir telaş içinde. Yükseklik kompleksine kapılmış. İnşaat furyasıyla zangır zangır etraf. Kuşlarsa sanki hiç oralı değilmişçesine, gürültüye, buldozer, makkap, vinç, beton makinalarından oluşan koroya aldırmadan kendilerine Doğa Ana’yı lider edip bahar korosunu kurmuşlar. Kulakları sağırmışçasına bir eşleşme tartışmasına kapılmış  ötüşüp duruyorlar penceremdeki bülbülle rekabet içinde.

Bütün dünyayı saran referandum takıntısı ve hırsın orta yerinde. Sanki İngiliz edebiyatının babası, en büyük İngiliz şairi, Londra doğumlu Geoffrey Chaucer’ın taa 14. yy’dan bugünü görüp de başımıza geleceklerden haberdarmışçasına yazdığı  “Kuşlar Meclisi”ni sahneliyor bizim kuşlar korosu.  

Chaucer’ın 700 satırlık eseri “Kuşlar Parlementosu” kuşlar arasında seçim hakkı ve özgürlük tartışması üzerine. Kuşlar Meclisi özgürlüğü ve seçim hakkını tartışırken malum aynı bugün gibi anlaşamaz bölünür. Meclis başkanı birliği garantileyen tek şeyin seçim hakkı olduğunun gayet farkındadır.  Seçim hakkını iptal edemez. Bölünmüşlük gerçeğini saklamak için kuşların seçmesini engeller. Seçim haklarını seçmemek şartıyla kullandırır.

Eserin kahramanları özgürlüğün en büyük sembolü kanatlanıp uçması ile insana umut veren güzel sesli kuşlardır.  Sevgililer gününe de ilham verdiği düşünülen eser, sevgililer gününde eşleşmek üzere bir araya toplanan kuşların tartışmasını konu alır. Her şey, kafasında dünya ve insanlık halleriyle ilgili sorular olan, öğrenmeye düşkün kahramanın bir kitap okurken uyuya kalması ve gördüğü rüya ile başlar.  Rüyasında kendisini yıldızların arasında evreni dolaşırken bulur. Sonunda bir tarafında erdem çeşmesi, öteki tarafında balıkların hapse atılıp kuruduğu bir dehlize akan hüzün akarsuyunun bulunduğu bir kapının önüne gelir. Önce, bedbaht aşıkların heykelleriyle donanmış karanlık Venüs tapınağından geçer yol.  Ardından gün yüzüne çıkar. Burada Doğa Ana başkanlığında bir kuşlar meclisi eşleşmeye gelmiş kuşların seçim hakkını tartışmaktadır. Tam erkek doğanlar kendilerine dişi bir kartal beğenmişken daha alt sınıftan kuşlar buna itiraz eder, bir protestoya kalkışırlar. Ortalık karışır. Başkan devreye girer. Seçim hakkının birliğin yararına olduğunu herkese hatırlattıktan sonra, dişi kartala karar vermesi için bir yıllık süre tanıyıp meseleyi kapatır. Böylece bölünmüşlüğün üstü örtülür ama doğanlar dişi kartalsız kalır. Dişi kartal da doğansız. Seçme hakkı ise seçmemektir.

Meclis diğer kuşların eşleşmeleri akabinde son bulur. Eserin kahramanı meraklı ise, kafası iyice karışmış olarak rüyasından, kuşlar korosunun yeni baharı kutlayan şarkısıyla uyanır.   

Chauser şairliğinin yanı sıra döneminde siyasete bulaşmış, Kralın elçiliğiyle diplomatlık yapmış bir yazar. Eserleriyle İngilizce’ye 2000 kelime kazandıran bir dil ustası. 

 “Kuşlar Meclisi”ni yazarken Chauser, İran edebiyatının mistik şaheseri, Feridüddin Attar’ın  12. yy “Kuşlar Konferansı” ya da  Mantıku’t Tayr’dan etkilenir. Attar’ın yazdığı “Kuşların Konferansı”nda kuşlar mitolojik Simurg kuşuna ulaşmak için yola düşer. Yolları; Arayış, Aşk, Bilgi, Özgürlük, Birlik, Hayranlık ve sonunda fakirlik ve yokluk vadisi olmak üzere yedi vadiden geçer. 

Chauser’ın eserinde “kuş” için kullandığı kelime aynı zamanda “çirkin,” “sersem” “budala” anlamına da geldiğinden eserin adını “sersemler meclisi” olarak duymak da mümkün. Hikâyesi özgürlük ve seçimden oluşan iki temel öğe üzerinde hem edebi hem de siyasi bir tartışmanın ifadesi. Kuşlar arasındaki tartışmada geçen komik unsurlarla bezeli. Edebi bir öngörüyle, asırlar sonrasını, bölünmüş ülkelerin seçim hakkı diye referandumlara sarılacakları günleri sahneliyor. 


www.sebnemsenyener.com

Okuyucu Yorumları