- A +

ŞEHİR TELLALI

New York - Londra - Roma 

Washington Square Parkı rengarenk. Laleler, beyaz, pembe dolu dolu çiçeklenmiş kirazlar, dev manolyalar. Ondan bundan geçinen sincaplar, evsizler, sakat, sağlam,  genç, yaşlı çoluk çocuk, Village’in bütün sakinleri New York’ta uzun süren bir kıştan nihayet kurtulmanın keyfini çıkarıyor. 

Trump’a karşı protestonun başladığı günden beri, büyük fıskiyeli havuzun önünde parkın artık demirbaşlarından biri haline gelen  “Direniş Düğmeleri” arabası. Yakaya, çantaya, cekete, şapkaya takılabilecek direniş rozetleriyle dolu. “Aşkı Seç”, “Trump’a Geçit Yok”, “Kahrolsun Faşizm”, “Trump’ı Çöpe At”, “Trump’ı Yargıla”, “Diren” yazan rozetleri sıralamış...

Tam ortada “Kasıtsız Netice” (Unintended Consequences) bandosu gürültülü bir tempoyla herkesi fıkır fıkır yerinden oynatan “Netice Hatice” şarkısını çalıyor.

Melodi 35 yıl öncesine taşıdı beni. Her şey yine aynı. Taşın üzerinde göbeğini açmış, rengarenk şalvarı, lastik terlikleri, batik tişörtüyle yatan sarışın kız dahil. Her şey otuş beş yıl önce burada aynı böyleydi. Parkta sanki sürekli aynı sahne, aynı tarih, aynı hareket, aynı ses, her gün yeniden aynı şekilde aynı saatte başlıyor aynı saatte bitiyor. Yirmi dört saatin tekrarı ve tekrarı var. Otuz beş yıl önce yaka rozetlerinde Trump yerine Reagan yazıyordu sadece.

Birdenbire, karşımda, aslında altın sarısı, pırıl pırıl, yumuşacık, dümdüz, ipekten farksız olan lepiska saçlarını, simsiyaha boyamış, bir de kıvır kıvır maşalamış duruyor Deniz. Onu masmavi gözlerinden, zekasının o hiç değişmeyen ışıltılarından hemen tanıyorum. Özlem, sevgi yüklü bir kucaklaşma anı. “Abi!” diye haykırıyor. Nerden çıktın sen? Hiç beklemediği bir anda, hiç beklemediği bir yerde, hiç beklemediği biriyle karşılaşmanın sevinciyle. Öyle ya, en son, üç yıl önce Boğaziçi üniversitesi kampüsünde görüşmüştük. İran devrimi arifesiydi. İranlı öğrenciler çadırlarını kurmuş bazen üç bazen dört gün süren, hatta bazen bir hafta sürebilen maraton devrim konuşmaları yapıyorlardı. Biz öğrenci işleri müdürümüz Semih’in odasında harıl harıl tiyatro ile uğraşırken.  

Masih Alinejad

Birden bugüne dönüyorum. Şimdi karşımda yine kıvır kıvır saçlı bir baş. Ama bu Deniz değil.  “Masih” Alinejad. Masih’in, aslında siyah olan saçları şimdi pırıl pırıl röfleli. Aradan sarı sarı saçaklar fışkırmış, gözleri siyah zeytin. Adımın Farsça anlamına takılıyor. İngilizcesini öğrenmek istiyor. Sonra bir şarkı tutturuyor. İlla da bana da söyletmeye niyetli. Yine o duygu yüklü yere geliyoruz. Yüreğimiz ağır, aynı tempoyla duyuyor birbirini. Özgürlüğü zincire vuran, hapse atan o hep aynı yolsuz dünyanın ortasında.

Masih, asıl adı değil onun. İran’da her “Çarşamba” kadınların başlarını açma eyleminde edindiği rumuz. Anlamı mesih.

Masih, “Beyaz Çarşamba” direnişinin lideri. İnkilab Caddesi’ndeki eylemin videosunu sosyal medyada paylaşıp, eylemde başını açan ve onunla birlikte bir grup gencin gözaltına alındığını bütün dünyaya duyuran İranlı gazeteci. Instangram fenomeni bugün. Milyonlarca takipçisiyle. Boğaziçi üniversitesinin kampüsünde 1979’da gördüğüm gözü kara İran devrimci gençleri hatırlatıyor bana.  Şimdi yeni bir İran devriminin eşiğinde. Yeni bir otuz yılın başında.


www.sebnembsenyener.com 

Okuyucu Yorumları