- A +

 

Siz bilmediğiniz konularda iftiralar atın, ben bildiklerimi yazayım.

Yalnız önce şunu itiraf etmeliyim ki gerçekten korkunçsunuz:

Memleketi Kafka romanlarındakinden beter bir yere dönüştürdünüz; öyle rahat iftira atıyorsunuz ki, en masum kişiyi darağacına gönderebileceğinize inanırım artık.

Ahmet Altan “talimatla” yazıyormuş ha… Hadi canım sen de!

“Talimat” ve “biat”  dünya durdukça Ahmet Altan’la yan yana gelmesi imkânsız iki kelime. Bunu Altan’ı tanıyanlar çok iyi bilir ama siz de iyi bilirsiniz… Ne var ki sizin biat ettikleriniz ve aldığınız talimatlar engelliyor doğruları yazmanızı.

Sonra da Altanlar, Çongarlar, Düzeller gazeteci değil, siz gazetecisiniz öyle mi?

Hangi inanca, hangi ahlaka, hangi meslek etiğine sığar bunca yalan, bunca iftira, bunca kurgu, bunca düzeysiz dedikodu?

İnsanlığa sığar mı?

Diyorsunuz ya, adı pek bilinmeyen bir kitapçı olan Alkım Yayınevi Ahmet Altan’ı nasıl astronomik! ücrete transfer etmiş, arkasında hangi gizli amaçlar, planlar yatıyormuş vesaire.

Öyleyse sıkı durun, önce size hiç tahmin etmediğiniz bir şeyi açıklayacağım: Ahmet Altan’ın Alkım’la anlaşmasına vesile olan kişi benim.

Çok yakın bir arkadaşım Alkım Yayınevi’nde editör olarak çalışmaya başlamıştı. Ahmet Altan’la tanışıklığımı bildiğinden bana Altan’ın Alkım’la çalışmayı kabul edip etmeyeceğini sordu. Yayınevine Ahmet Altan gibi büyük bir ismi transfer etmek kendi kariyeri açısından olumlu bir şeydi sonuçta.

Ben de bunu elbette ona sormaları gerektiğini söyledim ve Ahmet Altan’ı arayıp, Alkım Yayınevi’nin kendisiyle görüşme isteğini aktardım. O da “Peki arasınlar, bir konuşalım” dedi.

Ahmet Altan’la görüşmeye Alkım Yayınevi’nin sahipleri Arslan kardeşlerle birlikte, yayınevinin o sıradaki yayın yönetmeninin beraber gittiklerini arkadaşımdan öğrendim.

Yani o görüşmenin Arslanlar ve Altan tarafı dışında bir şahidi daha var.

Aralarında anlaşma sağlanmasına neden olansa öyle bilir bilmez iddia ettiğiniz, aslında iftira attığınız gibi ne astronomik rakamlar ne gizli planlar…

Hani o çok “kibirli” bulduğunuz Ahmet Altan’ın daha fazla sayıda okura, aralarında pek küçümsediğiniz “manikürcü kız”ların, “minibüsçü oğlan”ların bulunduğu okurlara da, ulaşma isteği.

Başar Arslan’ın bunu yapabileceklerini ifade eden cümlesi görüşmenin seyrini değiştiriyor ve edebiyatı sevdirmeyi para kazanmanın kat be kat üstünde tutan Ahmet Altan Alkım’ın teklifine “evet” diyor.

Siz bunu anlayamıyorsunuz tabii. Anlayamayacaksınız da… Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş çünkü. Maddiyatı, makamı, hiçbir menfaati gözetmeden, sevdiği, inandığı, düşündüğü gibi hareket etmeyi, konuşmayı, yaşamayı, yazmayı aklınız almıyor…

Bu kindarlık biraz da bundan, eminim.

Şimdi şu maddiyat meselesinden biraz daha devam edelim…

Anlaşmanın üzerinden bir süre geçtikten, Altan’ın kitapları Alkım’dan  çıkmaya başladıktan ne kadar sonraydı tam hatırlamıyorum, 2006’nın nisan ya da mayıs aylarıydı sanıyorum, yayınevinden beni aradılar ve çıkarmayı düşündükleri edebiyat dergisinin yazı işleri müdürlüğünü önerdiler.

Derginin yayın yönetmeni Enis Batur’du. Ve K dergisi 2006 Ekim’inde haftalık olarak yayınlanmaya başladı.

Dergiyle ilgili ayrıntıları konuyla bağlantılı olmadığı için geçiyorum. Ancak benim için çok dikkate değer bir durum söz konusu…

Taraf gazetesi yayın hayatına başlayana kadar geçen süreçte K’yı müthiş bir maddi rahatlık içinde çıkarıyoruz… Dergi iyi satıyor…

Yazarlara gayet tatminkâr telifler ödeniyor, yabancı yazarlarla röportaj için yurt dışına gidiliyor, ajanslardan alınan fotoğraflara yüksek bedeller ödeniyor...

Ne zamanki  Taraf yayın hayatına başlıyor, o “saltanat” bitiyor.

Artık hem Taraf için hem K için zor zamanlar.

K’nın yazarlarına, matbaaya, grafikerlere ödemeler yapılamıyor.

Taraf yazarlarının telifleri, çalışanların maaşları önce aksıyor, sonra tümden kesiliyor.

Arada Mehmet Betil’in desteğiyle gazeteyi döndürecek kadar bir soluk alınıyor, sonrası yine parasızlık, yine imkânsızlık.

Maaşlar ödenemiyor, muhabirler ulaşım bedelleri ödenmediği için işe gidemiyor, printer’ın toneri bitince yerine yenisi alınamıyor…

Çalışanlar kiralarını, kredi kartı borçlarını ödeyemiyor…

Mutfakta çayımızı demleyip, aşağıdaki simitçiden simit getirtip paylaştığımızda seviniyoruz…

Peki hep yazıp çizdiğiniz, ekranlarda dillendirdiğiniz Ahmet Altan’ın ve Yasemin Çongar’ın oradan buradan para aldıkları iftirası…

Öyle bir zannın kırıntısı mevcut olsa üstüne destan yazardınız şüphesiz.

İlgililer mutlaka incelemişlerdir zaten, biliyorlardır, Altan’ın Taraf’a genel yayın yönetmeni olduktan sonra banka hesaplarındaki paranın nasıl eridiğini, Çongar’ın aldığı banka kredisini ödemeyi beş yılda ancak yeni tamamlayabildiğini.

Sizin için gerçeğin önemi yok ama değil mi, siz o gerçekleri halkın gözünden kaçırmaya, bazı yerleri kışkırtmaya çabalıyorsunuz sadece.

Ben de soruyorum, cevabını gerçekten merak ettiğim için soruyorum: Madem Taraf bir projeydi, arkasında şu dış ülke, bu iç mihrak vardı, niye Taraf’ı yaşatmak için parmaklarını kıpırdatmadılar?

Niye doğrudan para aktarmadılar, niye ilan vermediler, niye abone olmadılar, niye satın almadılar, niye ortaklık kurmadılar?

Para sıkıntısı en başından beri sorundu çünkü; zaman içinde haberciliği sayesinde satış grafiğinin ve reklam gelirlerinin artacağı umuldu herhalde, olmadı.

Taraf’ın kuruluş aşamasına daha önce yazılıp çizildiği, röportaj konusu olduğundan bu yazıda bilerek değinmedim. Başar Arslan’ın gazete çıkarma teklifine Ahmet Altan’ın ne kadar direndiği, gazete çıkarmanın zorlukları hakkında onu uyardığı gündeme gelmişti.  O  sürecin şahidi çok.

Benim şahitliğim de iyi satan ve gelir getiren edebiyat içerikli K ve futbol içerikli F’den sonra çıkarmayı düşündüğümüz başka alanlardaki dergilerle ilgili Ahmet Altan’la sohbetlerimiz. Bir gazete değil, yeni dergiler çıkmasını istiyor, bunlar üzerine düşünüyordu Altan.

Ben bunları doğrusunu bildiğim halde, yalanlara ses çıkarmazsam rahat uyuyamayacağım için yazıyorum…

Hiçbir şey yapamasak bile doğrunun yanında durduğumuzu göstermek gerektiğine inandığım için yazıyorum.

Sizse gözünüzü kırpmadan böylesine korkunç iftiralar atıp, başkalarının yüzüne bakabiliyorsunuz demek ki, onu anladık.

Aynaya nasıl bakabiliyorsunuz…

Okuyucu Yorumları