- A +

Taciz, tecavüz, sözlü cinsel saldırı gibi cinsel şiddet/ cinsel istismar vak’aları geçmişte de az buz değildi, şimdi de öyle. Sivil Toplum Kuruluşları’nın kararlı ve disiplinli çalışmaları sayesinde mağdurun kendini yalnız hissetmemesi, hukuka inancının artması ve son yıllarda birkaç hüsran dışında, suçluların hak ettikleri cezayı almaya başlaması gibi sevindirici gelişmeler söz konusu. Ancak kat edilmesi gereken uzun bir yol var.

Bazı adli vak’alarda mağdur beyanının delil kabul edilmediği, cinsel saldırı fiilini işleyenlerin mutlak surette tutuklu yargılanması gerekirken tutuksuz yargılandığı, hüküm verilirken tahrik indirimi ve iyi hal indiriminin uygulandığı, cinsel suçlardan ceza almış kişilerin denetimli serbestlikten ve ilerleyen yıllarda aftan yararlandığı da bir gerçek.

Yasalar suçun işlenmesini ne oranda önlüyor? Toplumsal farkındalık çözüme ne kadar katkı sağlıyor?

Örneğin, kız çocuklarının susmamayı öğrenmesi gerektiği dile getiriliyor son zamanlarda. Tek başına yeterli bir çözüm mü? Elbette, değil. 0-6 yaş arası çocukların, uğradıkları istismarı ebeveynlerine iletebilmeleri için bu durumun farkına varabilmeleri lazım evvela. Ebeveynin o yaştaki bir çocuğu bilinçlendirmesi o kadar kolay değil. Ayrıca küçük çocukların kendilerini fiziksel açıdan koruyabilmeleri de zaten imkânsız.

Sorunun çözümü için mağdurdan şikâyette bulunmasını beklemek bu yüzden yeterli değil. Cinsel şiddet uygulayan erkeklerin nasıl bir aile ortamında yetiştiğini, ebeveynlerinin birbirleriyle ve çocuklarıyla ilişkisinin nasıl olduğunu da ele almak gerekir.  Çünkü bireysel haklara saygılı olma bilinci aile içinde ve eğitim süresince kazanılır. Bu nedenle, erkek çocukların yetiştirilmesindeki eksiklik ve hatalar üzerinde de durmak şart.

Dolayısıyla, cinsel suçların ortaya çıkarılması kadar, cinsel suç eğiliminin azaltılması için yapılması gerekenleri belirlemek de önemli. Suçun tespiti, suçlunun adil yargılanması ve hak ettiği cezayı alması suç sonrasının konusudur daima. Bu yüzden, cinsel suçların işlenmesini önlemek için neler yapıldığı ve yapılabileceğiyle ilgili çalışmalar hız kazanmalı.

Cinsellik hakkında konuşamayan bir toplumun cinsel suçlar hakkında konuşabilmesini beklemek vahim bir yanılgı. Cinselliğin ‘karşılıklı isteğe bağlı olarak’ yaşanmasının ahlaki, sağlıklı ve yasal olduğu çocuklara aşama aşama öğretilmelidir. Ebeveynler çocuklarıyla pedagoglardan bilgi alarak cinsellik hakkında konuşabilmeli. Cinsel arzu denetiminin sağlanmasının hem bedensel hem ahlaki bir konu olduğu göz ardı edilememeli. Fiziksel şiddete meyilli çocukların daha yakından takip edilmesi gerekli.

Çocukların erken yaştan itibaren cinsel konularda eğitilmesi, hayır demeyi öğrenmesi ve hakkını arayacak denli özgüvene sahip bireyler olarak yetiştirilmeleri elbette mühim. Ancak cinsel konuların rahatça konuşulamaması, taciz ve tecavüz mağdurlarının başlarına geleni nasıl ifade edeceklerini bilememelerine, yanlış anlaşılabilecekleri zehabına kapılmalarına ve ‘lekelenmiş’ olarak yaftalanacakları korkusuna yol açıyor. Mağdurun;  ailesi, iş çevresi ve toplum tarafından dışlanmayacağından emin olması cinsel suç vak’alarının hukuka intikalini kolaylaştırır.

Bakire olmayan kadına ‘kadın’ demeye hâlâ çekinen bir toplumuz. Bu nedenle, genellikle evlenmemiş kadınlara ‘kız’ denir, ‘kadın’ denmez. Dolayısıyla tecavüze uğrayan kişinin bekaretini kaybettiği ortaya çıkmasın diye de susar.  Bekaret, kadının namus ölçütü sayıldığı müddetçe tecavüz vak’alarının hepsinin gün yüzüne çıkartılmasını beklemek hayalperestlik olur.

Kadınlar cinsel şiddetin en küçük boyutundan en büyük boyutuna kadar her türüne maruz kalıyor yaşamları boyunca. Kırsal kesimden kente, her yerde kılık kıyafetleri üzerinden önyargılı ve insafsız değerlendirmelerle sınıflandırılıyorlar. Dış görünüşleri üzerinden, kişilik tahlili ve namus tespiti yapılıyor. Daha bu bakış açısı bile değiştirilememişken, aynı zihniyetin uzantısı kabul edebileceğimiz taciz ve tecavüzün, sadece kız çocuklarına susmamaları öğretilerek veya suçluya ağır cezalar verilerek engellenebileceğini düşünmenin köklü bir çözüme yeterli katkı sağlamadığı ortada.

Taciz ve tecavüze maruz kalan18 yaş altı erkek çocukların en suskun gruplardan biri olduğunu da gözden kaçırmamak lazım elbette. 

Yapılan araştırmalara göre, Türkiye’deki istismarcıların yüzde 66’sı akraba ve komşulardan oluşuyor ve yüzde 9’u kurbanla aynı evde yaşıyor. Çünkü aile içindeki kurbanı kontrol altında tutmak daha kolay. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ diyen sadece suçu işleyenler değil maalesef, tanıklık eden ya da sonradan haberdar olan aile yakınlarının sessizliği de meselenin ahlaki bir yozlaşma olarak da ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Son on yılda vak’aların sayısı 300 bini geçti, bir diğer deyişle yüzde 700 arttı, bunlar kayda geçenler elbette.

Bireysel hakların öğrenilmesine çocuk yaştan itibaren önem ve öncelik verilmesi şart. Başkası üzerinde ruhsal ve bedensel olarak hakimiyet kurma hakkına sahip olmadığını yeterince içselleştirememiş çocuklar yetişkinliklerinde her türlü istismarı kendinde doğal bir hak gibi görür. Görüldüğü üzere, ilk kurbanlar aile içinden seçiliyor. Dünyanın birçok ülkesinde cinsel şiddetin en sık görüldüğü yer ev içi, yani aile ortamı.

Tecavüzün en yaygın olduğu ülke Hindistan. Her 22 dakikada bir kadınlara tecavüz ediliyor. Bir diğer deyişle, her 100 kadından 60’ı tecavüze uğruyor. Kadınların en çok tecavüze uğradığı ülkeler: İspanya, İsrail, ABD, İsveç, Belçika, Arjantin, Almanya, Yeni Zelanda, Polonya, Ortadoğu ve Afrika ülkeleri.  Yine aynı şekilde, idam cezasının en fazla uygulandığı ülkeler Çin, ABD, Pakistan, Afganistan, Hindistan. Bu da gösteriyor ki, idam cezasının suçu önlemeye katkısı sanıldığı gibi çok değil.

Tecavüzcülerin ruh sağlığıyla ilgili araştırmalarda hatırı sayılır bir kısmının sadistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu ortaya çıkmış. Tecavüz sırasında kadınlar cinsel şiddetin yanı sıra fiziksel şiddete de maruz kalıyor. Başta ABD olmak üzere, pek çok gelişmiş ülkede, tecavüzcüler cezaevi ortamında sıkı bir rehabilitasyon programına tabi tutuluyor.

Gelelim sorunun çözümü için her fırsatta gündeme getirilen iki cezaya: Kimyasal hadım ve idam.

Kimyasal hadım erkeğin erkekliğini yok etmek demek, tecavüze sebebiyet veren yaklaşım ve zihniyetin yok edilmesi demek değil.

Aynı şekilde, idam da cinsel şiddetin önlenmesi için çözüm değil, çünkü tecavüzden dolayı idam cezası alanlar toplam rakamın çok küçük bir kısmını oluşturuyor.

Eğer cezalar caydırıcı olsaydı ceza hukuku tüm suçların önlenmesinde büyük oranda pay sahibi olurdu.

Kişiyi suç işlemekten alıkoyan cezalar değil; ahlakı, vicdanı ve kişisel haklara saygısı olmalı.

Son tahlilde, çok yönlü bir çözüm için cinsel şiddet bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alınmalı.

Suçluların tek tek hadım edilmesi ve öldürülmesi sorunu ortadan kaldırmaz.  

Köklü bir değişim için meselenin eğitimden hukuka, ahlaki değerlerden toplumun cinselliğe bakışına kadar pek çok bakımdan çözüme kavuşturulması gerekir.

Eğer bir değişim yaratmak istiyorsak herkes bu zincirin bir halkası olmak zorunda.

Okuyucu Yorumları