CPJ Raporu: Gazetecilik ile kutuplaşma

- A +

2010 UNESCO İfade Özgürlüğü Konferansı’nda, Fransa çıkışlı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Başkanı Jean Francois Juillard (Reporters Sans Frontiers), hangi ülkelerde hangi gazetecilerin hapiste olduğuna bakarak o ülkelerin rejimlerini eleştirmeye başladı. Hangi ülke zan altındaysa, o ülkenin BM Temsilcisi, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgüt Başkanı’nı protesto etti; BM toplantı kriterleri doğrultusunda, bu konuşmaya karşı çıkışlar not düşüldü. O toplantıda, İran ve Çin medya özgürlüğü tehdit altındaki ülkeler arasında sayılıyordu; Türkiye’nin izi yoktu, denilebilir. Konuyla ilgili daha detaylı ilk yazı için: http://t24.com.tr/yazi/yol-nereden-gececek/3198

Öncelikle yerel bir adım atıldı: Türkiye’de 93 ulusal ve yerel gazetecilik örgütünün olduğu kurum ve kuruluş, Gazetecilere Özgürlük Platformu altında toplandı. Aslında ülke içinde de çok zor bir işe imza attılar. Çünkü Ergenekon, Balyoz, ODATV ve KCK diye bölünmüş bir siyasi dava zemininde, gazetecilerin terörist olarak gösterilmesine karşı çıktılar. Gazetecilere Özgürlük Platformu hakkında bilgi için:http://researchturkey.org/wp/wordpress/?p=1959&lang=tr

Gazetecilere Özgürlük Platformu, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile görüştüğünde ise, Arınç, gazetecilerin, gazetecilik mesleğiyle değil terörizm suçundan yargılandıklarını söylemişti. Konuya ilişkin bir başka yazı için: http://t24.com.tr/yazi/sapla-saman/3614

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gazeteci arkadaşları (bugün adları Dışarıdaki Gazeteciler) farklı eylemlerle bu iki ismin salıverilmesinde önemli bir toplumsal duyarlılık gösterdiler. Bir süre sonra, Ahmet Şık ve Nedim Şener salıverildi.

 

Uluslararası camia

 

2011 yılında ise, uluslararası medya kuruluşlarındaki ibrenin yönü Türkiye’ye karşı dönmeye başladı.  Bu süre içinde, uluslararası camia, 2010’dan farklı olarak, ülkede gazetecilerin içerinde olduğunu anlatan ve Türkiye’de medya özgürlüğünün ciddi sıkıntılar içerdiğini anlatan çeşitli raporlar yayınladı. Bu uluslararası kurumların içinde CPJ’in, sadece 8 gazetecinin, “gazetecilik mesleği” nedeniyle hapishanede olduğunu belirttiği ifadesi medyada yer aldı. (Mektubun tam metni için: http://www.cpj.org/2011/12/cpj-condemns-journalist-arrests-in-turkey.php ) 

Aynı zamanlarda, Dört Bir Taraf programında, Altan Öymen ile Enver Aysever, gazetecilik mesleği nedeniyle 90’a yakın kişinin yargılandığını söylerken, Nazlı Ilıcak ile Nagehan Alçı  ise CPJ’e atıfta bulunuyordu.

Bilindiği üzere, CPJ 2011’de Başbakan’a ithafen yazdığı mektupta, 8 kişinin gazetecilik mesleği nedeniyle yargılandığını ifadelerine yer verirken, 2012 raporunda toplam 76 gazetecinin hapiste bulunduğunu ve bunlardan 61’inin doğrudan gazetecilik faaliyetleri nedeniyle, geri kalan 15 gazetecinin durumuna ilişkin net bir tablo çıkaramadıklarını ve bu isimlerin tutuklanma gerekçelerini araştırmaya devam ettiğini belirtmişti.

CPJ raporundan önce IPI ve IFJ, Türkiye’de gazeteciliğin içinde bulunduğu durumu ve uzun tutukluluk sürelerini eleştiren raporlar yayınladı. Bunların arasına, 2010’da Türkiye hakkında bir açıklama yapmayan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü de katıldı. CPJ raporundan önce ise, Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu yayınladı. Bu rapor, ifade özgürlüğü ihlalleri ile medya özgürlüğünün pratikte daha da kısıtlandığı belirtti ve 95 gazetecinin hapiste olduğunun altını çizdi.

 

CPJ: "Özür dileriz"

 

Geçtiğimiz günlerde, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşmesinin ardından,  Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Yönetim Kurulu Üyesi Kati Marton, Türkiye’de yalnızca 8 gazetecinin tutuklu olduğu bilgi eksikliği nedeniyle gazetecilerden özür dileyerek, henüz altı yaşındayken gazetecilik yapan anne ve babasının "casusluk" suçlaması ile tutuklandığı anlattı. Kendi yaşadığı deneyimden de çıkarak,dönemin en çok kullanılan etiketinin "casusluk" olduğunu belirtti ve bugün Türkiye'de "terörist"likle suçlananları anladığını söyledi.

Adalet Bakanlığı ise, rapora karşı bir değerlendirme yazısı yayınladı ve metinde şu ifadeler yer aldı: “Gazetecileri koruma misyonu olduğunu söyleyen bir kurumun, yargı mercilerini gazetecilik faaliyetlerini baskı altına almak ve kuşatmakla suçlarken, bağımsız mahkemelerin yargı yetkisine ortak olma hevesi, bu hevesin açık bir tezahürü olarak yargı kararlarını bir üst mahkeme edasıyla ele alması ve üstelikraporunda hükümlüleri tutuklu olarak göstermesi çelişkili ve dikkat çekici bulunmuştur.

 

Son sorular

 

Bu raporun, geçtiğimiz yıllarda sahip çıkanlar tarafından reddedilmesi şaşırtıcı mı? Üst üste, uluslararası kuruluşlardan gelen raporlara verilen tepki, ülkenin en can alıcı siyasi davalarında kilitlenmeye devam ediyor. Bu davaların bir kısmında gazeteciler de yargılanıyor, belediye başkanları da, komutanlar da, akademisyenler de… Çeşitli gizli tanıklar çıkıyor; komplo teorisi olarak adlandırılabilecek subjektiflikte açıklamalar kanıt kabul ediliyor.

Bu süreçte otosansürle yatıp kalkan bir gazetecilikten söz etmek mümkün (Daha detaylı bilgi için Hazal Özvarış’ın Metin Münir ile söyleşisihttp://t24.com.tr/haber/metin-munir-demiroren-milliyeti-basbakanin-oluru-ile-aldi/217148) veyahut slogan gazeteciliği diye tabir edeceğimiz bir başka türden.

Aynı günlerde ise, KCK davasında tutuklu yargılananlar ölüm orucuna yatıyor.

Siyasi dayatmaların davaları, ölüme yatmayı tek çıkış gören bir yaklaşım içinde, tüm toplumu, karşı karşıya getiriyor.

Bu davaların, siyasi kutuplaşmayı körükleyeceği dünden belliydi. Bir olayı diğerinden ayırmak mümkün değil. 

Peki, bugünden sonra nerelere gideceğiz?

Gidişat olumlu değil.

Her zamanki gibi. 

Okuyucu Yorumları

Bir Taksim fotoromanı...
Bir Taksim fotoromanı...
Acıları Paylaşmak
Acıları Paylaşmak