- A +

Afrin konusunda uluslararası kamuoyunda hava aleyhimize dönmeye başladı. Trump’ın açıklamasını okudum. Birkaç kez okudum. İngiliz üslubuyla, yani alt ifadelerle söylersek (under statement), hiç hoşuma gitmedi. Bunun Türkçesi: Trump’ın açıklaması yenilir yutulur değil.

Uluslararası ilgi konusu olan askeri harekâtlarda hem bildiğimiz diplomasi, hem de kamu diplomasisi çok önemlidir. Bazen bildiğimiz diplomaside başarılı olsanız bile, kamu diplomasisinde geri kalırsanız, hava aleyhinize dönebilir.

Bu satırların yazıldığı ve okunacağı saatler arasında umarım hava lehimize gelişmiş olur.

Elbette, bu benim değerlendirmem. Oturduğu yerden konuşan sıradan vatandaşlarız. Kamu diplomasisini yöneticilerimize öğretmeye kalkışacak değiliz, ama...

Kamu diplomasisi deyince aklıma İnönü ve Lozan geliyor. Siyasete yeni adım atan bir askerin Avrupa basınını nasıl yanına alabildiğini anlamak isteyenler çıkarsa, araştırsınlar bu konuyu, öğrensinler.

Lozan deyince de içimi bir hüzün kaplıyor. Antlaşmanın 38’inci maddesinin birinci paragrafını, resmi mevzuatımızda yer alan şekliyle anıyorum:

“Türkiye Hükümeti, tevellüt, milliyet, lisan, ırk veya din tefrik etmeksizin Türkiye ahalisinin tümüne hayat ve hürriyetyerince himayei tâmme ve kâmile bahşetmeği taahhüt eder.”

Maddenin Fransızca aslı birazcık farklı, ama anlamı bir: Türkiye Hükümeti Türkiye’den oturan herkesin hayatını ve özgürlüklerini korumayı üstleniyor. Müthiş bir şey değil mi? Düşünün: Devlet, hepimizin özgürlüklerini korumaya söz vermiş. Başka bir deyişle, Lozan’ın bizlere vaadi şuydu:

Bağımsız bir ülkenin özgür vatandaşları olmak.

Geçenlerde Freedom House (Özgürlük Evi)  denen sivil toplum kuruluşunun yıllık raporu yayınlandı, bizim basına da yansıdı. “Yarı özgür ülkeler” kategorisinden “özgür olmayan ülkeler” kategorisini düşmüşüz. Burada kastedilen özgürlük, o ülkede yaşayanların özgür olup olmadıkları; bunun ölçüsü de o ülkede yaşayanların insan haklarından ne kadar yararlanabildikleri. Bu rapor haber konusu oldu, ama pek tartışılmadı. Neden?

Gündem çok dolu olduğu için mi, yoksa bu tür konulara ilgisizlik mi, yoksa yoksa ifade özgürlüğümüzün icrası bakımından raporu doğrulayabilecek türden genel bir çekingenlik mi? İnsan haklarıyla çok uzun süre ilgilendim. Çok canım sıkılıyor.

Biz Suriye’ye niye karıştık? Esad rejimi demokrasi ve insan haklarına saygı göstermediği için karıştık. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasal birliğini hiçbir zaman sorgulamadık. Tersine: Esad’ın yol açtığı insan hakları felâketinin ülkenin toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğine zarar vereceğini değerlendirdik, onun için Suriye’ye karıştık. Bugün de, resmi açıklama düzeyinde, Suriye politikamızın esası bu değil mi?

Suriye’nin üçte biri kadarına fırsattan istifade el koymaya çalışan gücün ideolojik özü bakımından Esad rejiminden farkı ne? Aynı totaliter, Stalinist toplum ve insan anlayışı... Onun için onyıllarca birbirini kucak kucağa desteklediler. Bakın: Hollanda hükümeti birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, SDF’nin DEAŞ ile mücadeleye katkı sağlamış olsa da, insan hakları ihlallari gerçekleştirdiğini, PKK ile bağlantılı PYD / YPG ile çalıştığını, dolayısıyla Hollanda’nın SDF’ya yardım etmediğini anlatıyor. Bunları da görebilmek gerekir. Bizim de daha iyi gösterebilmemiz gerekir.

Elbette, demokrasi ile insan hakları bakımından Türkiye ile Suriye arasında benzerlik kesinlikle kurulamaz. Suriye’de bir felaket yaşanıyor; Suriyeliler bize sığınıyor. Bizim söylediğimiz, eğer kendisi demokrasi ve insan hakları alanında özgür ülkeler sınıfında görülürse, Türkiye’nin, Suriye politikasını daha iyi anlatabileceğidir.

Lozan’ın vaadi “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” insanlar ülkesi olarak Türkiye’dir. Bu vaadin gerçekleştiğine uluslararası toplum ikna olduğu ölçüde bizim Suriye politikamıza destek artar, Suriye halkı örnek olarak bize bakar. Bizim bölgesel misyonumuz, Suriye ve diğerlerine, bağımsız bir ülkede özgür vatandaşlar olarak yaşamayı öğretmek olmalıdır...

Okuyucu Yorumları