- A +

Sağlığımız için gerekli bir ilacı uzun süredir bulamıyoruz. Neymiş efendim! İlaç dışarıdan pahalıya geliyormuş, kârlı değilmiş, yeni fiyat ayarlanması bekleniyormuş. Sağlık sektörü bu kadar ticarileşirse, senin de doğru dürüst bir ilaç sanayiin yoksa sonu budur. Kim bilir kaç ilaç bu durumda? Kim bilir kaç kişi sabah akşam ilaç arıyordur? İnsan hakları açısından sağlık hakkının ihlâlidir bu durum; etik açısından ise, ağzımı bozmamak söylemek istemiyorum aklıma gelenleri....Sağda solda rastlasınız bu katakullinin aktörlerine, giyimlerine, konuşmalarına bakıp, adam sanırsınız.

Al işte sana kapitalist düzen! Al işte sana liberal ekonomi! Bizde bir kesimdekiler, liberal ekonomiyle birlikte liberal değerlerin de geleceğini sandılar. Yanıldılar. Bu kesimdekiler için son Fransa ziyareti düş kırıklığının devamıdır herhalde.

Kabul etmek gerekir. Diplomatik açıdan ziyaret başarılı olmuştur. Her iki taraf da istediğini almıştır. Avrupa’nın, değerlere verdiği önem nedeniyle etrafımızda bir izolasyon duvarı ördüğü söyleniyordu. O duvarda koca bir gedik açıldı. Almanya cephesinde de hareketlenme görülüyor.

Altını çizmek gerekir. Daveti yapan, bu görüşmeyi isteyen liberal Macron’dur. Ziyaretten önce Macron, hem çıkarları hem de değerleri, görüşmelerde ele alacağını söylemişti. Değerler adına bazı şeyler dile getirmiş olduğu anlaşılıyor. Ancak esas önemli olan çıkarlarıydı: iktisadi, ticari anlaşmalar ve iktisadi, ticari ilişkilerin geleceği. Zaten iki Fransız gazeteciyi kurtarmıştı. Geriye kalanlardan ona ne? Esas ilgili ülkenin halkı infial göstermiyorsa, o niye meseleyi büyütüp ekonomik çıkarlarını tehlikeye soksun?

Almanya’nın farklı düşündüğünü sanmayın. Önem verdikleri bir iki isim salıverilse onlarla da aramız düzelir.

Değerler mi? Bizi nasıl olsa aralarına almaya niyetleri yok. Yeter ki biz onları rahatsız etmeyelim. “Siz bizim vazgeçilmez partönerimizsiniz ama birazcık daha dikkatli olsanız” diyerek, idare edip gidiyorlar işte! 1997’den beri ikide bir ceplerinden çıkardıkları partönerlik önerisini yeniden yaptılar işte!

Marcon’un hükümetinde en önemli bakanlıklardan birini yapan bir siyasetçi, yıllar önce, dar katılımlı bir yemekte, şöyle demişti: “Avrupa Fransa ile Almanya demektir. Siz gelirseniz üçüncü aktör olursunuz. İnsan hakları, ekonomik kriterler, nasıl olursa yaparsanız, ama biz sizinle Avrupa’yı paylaşmak istemiyoruz. Onun için AB üyeliğinize karşıyız.”  Bizim de canımıza minnet! Avrupa bizi olduğumuz gibi kabul ederse eder, yoksa yolları açık olsun! İnsan hakları, bizi, rahmetli İnönü’nün bindirdiği trenden (deyim rahmetlinindir) inmek istemiyoruz diye bilete yapılan zamdan başka bir şey değil zaten!

İnsan hakları bizim insanımız için önemli, gerekli, manevi kalkınmamızın vazgeçilmezi diye düşünmüştük. Onun için AB’den çok AB standartları önemli demiştik. Meğerse o standartlara kendimiz için pek ihtiyaç yokmuş. Bunu biliyorduk da, gene de çabaladık....

Sencer Ayata T24’de son çıkan yazısını mutlaka okuyun: Eğitim Sistemi ve Kaybolan Geleceğimiz.  Nedir eğitim? İnsanın zihninin, ruhunun geliştirilmesidir. Zihin ve ruh gelişmezse o ülkede gelecek gittikçe kararan gökler gibidir. Sencer  Ayata’nın bir önceki yazısını da okuyun: Manevi Kalkınma iddiasından Toplumsal Çöküntüye. Bu iki yazıyı bir araya getirince Ahmet Hamdi Tanpınar’ın iç insan dediği kolektif ortalama iç varlığımızın halini görüyorsunuz. Zihinsel, ruhsal, manevi, ahlaki gelişme bakımından içsel medeniyetimizin ne halde olduğunu görüyorsunuz. İç insanımızın hali perişan. Yöneticilerimiz gerekli ilacı bulacaklar inşallah!

Okuyucu Yorumları