Büyü yapsak Kürt sorunu biter mi?

- A +

Çocukların düşünme kapasitesi beyinsel ve psikolojik gelişimlerine paralel olarak yavaş yavaş gelişir. Karmaşık sosyal ilişkileri ve nedensellikleri mantık kuralları çerçevesinde muhakeme edebilmek ciddi bir soyutlama becerisi gerektirir ve erken ergenlikten itibaren devreye girer. Kaliteli bir eğitim sistemine erişim hakları engellenmiş toplumsal kesimlerin önemli bir kısmının zihinsel potansiyellerini bu aşamaya kadar yeterince geliştiremedikleri, soyutlama yapma, çok değişkenli ve ilişkisel düşünme, sosyal olguların nedenlerine yönelik mantığa dayalı ve sistematik bir muhakeme yapma gibi becerilerde zorlandıkları, birçok gelişim psikolojisi araştırması tarafından gösterilmiştir.

Çocuklar / ergenler, bu soyut ve karmaşık düşünme aşamasına gelmeden önce, somuta dayalı, tekil örneklerden ve kendi izlenimlerinden yola çıkan, tek değişkenli daha basit düşünme tarzlarını kullanırlar. Birçok insan hayatları boyunca sadece bu tarzları kullanabilmektedir.

Bir de daha ilkel bir düşünme tarzına tekabül eden büyülü düşünme (magical thinking) tarzı vardır. En çok 2-7 yaş arası çocuklarda görülür. Zihinsel kapasiteleri mantıklı nedensel bağlantılar kurabilecek düzeyde değildir ama çevrelerinde olan bitene bir anlam vermeleri de gerekmektedir.

Büyülü düşünme tarzını kullanan çocuk, etrafında olan bitenin sorumlusu / nedeni olarak kendi duygu / düşünce / arzularını görür. Kedisi kaybolmuştur, çünkü o kediyi yeterince sevmemiştir ya da çok sert sevmiştir. Babası yaralanmıştır, çünkü geçen gün babasına çok kızmıştır. Piyangoyu kazanmıştır, çünkü kazanmayı çok arzulamıştır ya da duaları kabul olmuştur. Okulda kendisini rahatsız eden çocuk bacağını kırmıştır, çünkü ondan kurtulmak için başına bir şey gelmesini istemiştir.

Bu yaş aralığında çocuklar iç dünyalarıyla dış gerçeklik arasında net ayrımlar kuramazlar. Rüyalar gerçek sanılabilir. Diğer insanların kendilerinden farklı duygu ve düşünceleri olabileceğini anlamakta zorluk yaşarlar. Başkalarının zihinlerini kolayca okuyamazlar. Kendi duygu / düşünce ve arzuları merkezi bir güce sahiptir. Bu yüzden, nedensel olarak kendi iç dünyalarıyla hiçbir ilişkisi olmasa bile, kötü olaylar karşısında yoğun bir sorumluluk / suçluluk duymaları ya da olumlu olaylar karşısında yoğun bir güçlülük duymaları mümkündür.

Büyülü düşünme tarzı sadece 2-7 yaş aralığıyla sınırlı değildir. Büyüdükçe de bu tarzı repertuarımızda tutmaya devam ederiz. Açıklamaktan aciz olduğumuz durumlar ortaya çıktıkça, duygusal çalkantılarımız kabardıkça, büyülü düşünme tarzına kaçma / gerileme ihtimalimiz artar. Kişilik yapımıza, zekâ ve eğitim düzeyimize göre kimilerimiz için daha çok kimilerimiz için daha az artar bu ihtimal.

Kürt meselesinde büyülü 
düşünceden medet ummak

Türkiye devletinin, hükümetinin ve toplum çoğunluğunun Kürt meselesini ele alış biçimi, nereden bakarsak bakalım, büyülü düşünme tarzının ötesine geçemiyor.

Türkiye, AKP’si, MHP’si, Ordusu, ulusalcısı, kısmen CHP’si hep beraber, iş Kürt meselesine gelince “ben öyle istediğim, başka türlüsünden korktuğum için sosyo-politik gerçekliği kendime göre bükerim / bükebilirim” gibi bir akıl büzüşmesine uğruyor.

Türkiye’nin egemen politik kültürü ve onun mevcut taşıyıcıları, neredeyse yüzyıllık geçmişi olan “artık Kürt meselesi olmasın!” hummasının yeni bir atağını yaşıyor son bir yıldır.

“Artık Kürt meselesi olmasın!” gibi bir derdiniz varsa ve rasyonel / analitik düşünme becerileriniz gelişmişse, bir miktar sosyal bilim nosyonu almışsanız, oturur bu meselenin tarihsel / güncel dinamiklerini anlamaya çalışırsınız. Çözümü yine de kolay olmayabilir, ama en azından döne döne hep aynı hataları yapmazsınız, hatalarınızdan öğrenebilme, yeni şeyler deneyebilme imkânınız olur.

Ama büyülü düşünmenin ötesinde bir donanımınız olmadan “Kürt meselesi olmasın!” gibi bir derdiniz varsa, o zaman niyetleriniz, arzularınız, fantezileriniz ön plana geçer, gerçeklikten koparsınız, nedenselliği kuramazsınız.

Örneğin AKP, çözüm süreci döneminde, bütün uyarılara rağmen, meseleyi derinlikli / yüzleşmeci ve toplumu hazırlayıcı bir şekilde ele almadığı, sadece yüzeysel niyetlerinin sonuç almak için yeterli olduğunu sandığı için bir tür büyülü düşünceden medet ummuştu. Sığlık ve şuursuzluk sürecin çökmesini getirdi.

Çözüm sürecinin çökmesinden sonra içine yuvarlandığımız şiddet sarmalında, aslında aynı büyülü düşünme tarzı tüm haşmetiyle devam ediyor.

“Madem silahlı isyancılar var, onları hızla bitirmemiz lazım. Çünkü bitmelerini istiyoruz. Güçlüyüz, öldüre öldüre bitirebiliriz. Meseleyi konuşanları, yazanları da sustururuz, mesele bitmiş olur. HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırıp hepsini ya da bir kısmını içeri tıktık mı, mesele daha da biter. Yeter ki isteyelim, imanlı olalım, meseleyi bitiririz.”

AKP hükümetinin bir yıldır “Kürt meselesini veya PKK’yi bitirmek” adına yaptığı ettiği tamamen böylesi bir büyülü düşünme tarzına dayanmaktadır. Kendi zihninde, fantezi dünyasında canlandırdığı bir şeyin sırf aklına geldiği ya da istediği için gerçekten olduğunu ya da olabileceğini sanmak; olgusal gerçeklik ne durumdaymış onunla hiç ilgilenmemek ya da gerçekliği fantezilerine göre eğip bükmek.

Sadece işin son kısmına bakalım:

HDP milletvekillerine dokunacaklar. Bunun için AKP-MHP-CHP elbirliği etti. Ne umuluyor? Meclis’te, sokakta “PKK’nin uzantısı olan yasal görünümlü hainlerden / teröristlerden kurtulacağız.” Büyü gibi, “içeri tıkacağız onları ve püf, Kürt meselesi veya PKK meselesi bitmiş olacak, huzura ereceğiz.” Ya da işte aynı şey, “şehirleri tanklarla, toplarla, uçaklarla yıkıp dümdüz edeceğiz, binlercesini öldürüp gücümüzü göstereceğiz ve püf, Kürt meselesi veya PKK meselesi bitmiş olacak, huzura ereceğiz.”

Büyülü düşünce tarzı, gayet kolaycıdır, sığdır, ciddi bir zihinsel enerji talep etmez. Gelişigüzel nedensellik bağları kurar, gerçeklikle ilişkisi oldukça gevşektir. “Hafif” konularda eğlenceli ya da ferahlatıcı gibi görülebilse de (örn. “piyango sana çıktı, çünkü ben sana çıkmasını çok istemiştim”), iş ciddi meselelerde büyülü düşünce ekseninde seyretmeye gelince tehlike riski çok artar.

Büyüden nedet ummayan milliyetçi / muhafazakârlar yok mu?

Kürt meselesi gibi yüzyıllık, oldukça kanlı bir geçmişi ve bugünü olan, karmaşık bir sosyo-politik meseleyi büyülü düşünme ile çözmeye çalışırsanız, kısa zamanda çözmeyi geçtim, meseleyi çok daha ağır hale getirirsiniz.

Diyelim ki Kürtlerden hiç hoşlanmayan bir Türk milliyetçisisi veya Türk/İslam muhafazakârısınız. Diyelim ki öyle pek de demokrat sayılmazsınız. Ama işte ülkenizi seviyorsunuz, geleneklere bağlısınız, bölünmeye dair ciddi kaygılarınız var. Öte yandan, yine varsayalım ki genel zihinsel kapasite açısından rasyonel / analitik düşünme becerileriniz gelişmiş ve büyülü düşünceye mahkûm değilsiniz. O zaman, olgulara dayanan şu zor sorularla uğraşmanız gerekecektir:

Yüzyıllık bu meselede denenmedik tek şiddet yöntemi olarak soykırım kaldı. Soykırım dışındaki bütün yasal, yasadışı, meşru, gayrımeşru şiddet yöntemleri devlet tarafından döne döne denendi ve sonuç alınamadı. Tam tersine, PKK’ye katılımlar arttı. 1984’ten beri bu iç-savaşta öldürülen 50 bin civarında insanın 30 binden fazlasının PKK militanı, 10 binden fazlasının Kürt sivil olduğu söyleniyor.

Onbinlerce militanın öldürülmesine, onbinlercesinin yaralanmasına, başka onbinlercesinin cezaevlerine doldurulmasına rağmen, neden dağlarda büyük zorluklarla yaşamaya, savaşmaya ve ölmeye hazır başka onbinler var? Neden hala Kürt gençleri kitlesel olarak dağa gidiyor? Neden Türkiyeli Kürtlerin çok önemli bir kısmı tüm baskılara rağmen bu siyasi hareketi desteklemeye devam ediyor? Bu bağlılık ve bu azim nereden kaynaklanıyor olabilir?

Ancak kıt zihinleri doyurabilecek komplo teorilerini bir kenara bırakalım. Milyonlarca Türkiyeli Kürdün zihin ve duygu dünyasında çok sağlam bir yer etmiş olan bu bağlılık ve azmi nasıl açıklayacağız?

Giderek gelişmiş ve derinleşmiş bir Kürtlük bilincinin söz konusu oluğu açık değil mi? Değişik tonlarıyla baskı, asimilasyon ve şiddet politikalarının işe yaramadığı, hatta tam tersine Kürtlere, ulusal kimlik bilinci için ihtiyaç duydukları kolektif yıkım, zafer, efsane, destan anlatılarını kurabilmeleri için bolca malzeme sağladığı açık değil mi?

Nüfusun %20-25’ini değil de, %3-5’ini oluşturuyor olsalardı; belli bir bölgedeki nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturmak yerine bütün ülkede çok daha dağınık bir şekilde yaşıyor olsalardı, Kürtler asimilasyona belki bu kadar direnemeyeceklerdi. Bir de tabii, son dönemde Irak ve Suriye’de siyasi varlık kazanan ve kendi kendini yöneten, kendi dilinde eğitim sistemi kuran Kürtleri unutmayalım. Böyle bir denklemde, Türkiyeli Kürtlere “susun oturun, Türk olun, halinizden memnun olun; yoksa sopalarım” demenin bir anlamı olabilir mi? Hala böyle bir şeyin anlamı olabileceğini düşünmek büyülü düşünceden medet ummak değil mi?

Büyülü düşünceden medet ummayanlar için Kürt sorununda mevcut statüko sürdürülebilir değildir. Mevcut şiddet politikaları, Kürt sorununu yatıştırmak yerine, tam tersine parçalanma / bölünme arzularını kışkırtmaktadır. Tüm ülkeyi tahrip etme potansiyeli cabası.

Ülkedeki çoğunluğu oluşturan milliyetçi / muhafazakâr / ulusalcılar açısından denenmedik iki yol kalmıştır: 1) Büyülü düşünceyi iyice abartıp psikopatik bir psikoza bağlayarak soykırım yoluyla “çözüm” denemek veya 2) eşitlik ve demokrasiyi temel alarak barışçıl bir çözümü denemek. Uluslararası bağlam izin verse, başlarına bir şey gelmeyeceğinden emin olsalar, soykırım yolunu tercih edecek çok sayıda yurttaşımız olduğunu biliyoruz ama o yola izin verilmez. Anlayana tek yol kalıyor…

HDP milletvekillerine dokunmak, Kürt sorununda meclisi anlamsızlaştırmak hangi yola, nasıl hizmet eder, çok açık değil mi?

Dokunulan her HDP milletvekili için daha çok Kürt gencinin dağa gideceğini, daha çok şiddet ve savaşa dolanacağımızı ve giderek bu iki halkın daha az birlikte yaşamak isteyeceğini anlamak bu kadar zor mu?

Okuyucu Yorumları