Tom Petty ve rock müzikte kapanan altın sayfa

- A +

"Ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı engin düş gücü, arayıp bulma tutkusu? Çünkü böyleydik biz: çok uzaklarda, çılgınlığın savanlarında çıktığımız, yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete…”*

Altın gergedanın peşinden koşan ve bunu bir hayat tarzı ve kültürü haline getiren çetenin mensupları yerkürenin her yerinde yaşıyorlar. O hayat biçimi ve arzunun doğası gereği enternasyonalistler ve küresel ufka sahipler. Bu kabilenin bireyleri de, bazı bazı yabancılaşmanın boğuculuğu dayanılmaz boyuta geldiğinde, kendilerini 68’in özgürleştirici kıyılarına atarlar.

Thomas More, 1516 yılında yazdığı kitabın adını, hiçbir yer & iyi bir yer anlamında kullandığı bir kelime oyunu yaparak, Neoloji (= Türenti: Yeni olanı adlandırma) sayesinde Utopia olarak icat edince, terim giderek kavrama dönüştü ve 500 yıldır siyasi-ideolojik-kültürel ve sanat alanlarında terminolojiye güçlü bir giriş yaptı, benimsendi. Terminolojik bir terim olmaktan, jargon kavramına dönüştü. İçerim gücü bu dönüşümün asli itkisi olurken, ütopya kavramı, telaffuz edenin meşrebine, dünya görüşüne göre, gerçeklikten kopuk hayalperestlik ithamıyla, yergi ya da gerçekliğe boyun eğmeyip varolanın ötesine geçmenin arzu ve iradesinin takdiriyle, övgü gibi zıt kutuplarda kullanılageldi. Elbette, More, bu kitabı yazmadan önce ütopya bir kavram olarak tedavüle girmemiş olsa da binlerce yıldan beri düş gücü bazı insanların yaşama tutunmalarına, üretmelerine, hayatı estetize edici müdahalelerine şevk duymalarına dayanak sağladı. Hatta diyebilirim ki sanat bu insanlar ve düşgücü ile yaratıldı. İlk mağara resmini çizenler, iliği emilip kenara fırlatılan kurumuş kaval kemiğini üfleyip değişik seslerle ilk melodileri yaratanlar, elindeki av sopasını üzerine oturduğu kayaya ilk kez vurarak ritmi çıkartanlar o hayal gücünün itkisiyle sanatı başlattılar.

Sanat ve ideolojilerin geleceği geldiği zaman düşünmek değil de şimdiden düşünmek ve kurmak için çalışmayı tahayyüllerinin odağına alan yeni ve modern zamanların kabilesi, düşünüldüğü gibi ne İngiliz sanayi devrimi, ne Fransız devrimi, ne de Bolşevik devriminde değil, “Hayal Gücü İktidara” sloganıyla topluca hep beraber ilk kez 68 mayısında tüm kıtalarda ütopyanın kültür devrimini başlattılar. 68 devriminin bu saydığım büyük devrimlerden farklılaştığı en ayırt edici özelliği, o devrimlerdeki gibi siyasi iktidara talip olmamaları, yönelmemeleri; “İktidar Kötüdür” sloganıyla ifade ettikleri iktidarı ve devletin gerekliliğine dair zihinlerde betonlaşmış peşin kabullere sarsıcı ve yıkıcı ataklarla yepyeni bir praksisi mümkün kılmalarıydı. Tüm o büyük devrimlerde alınan siyasi iktidar sonrası, giderek yıkılıp yerine geçilene birçok bakımdan benzeme girdabından kurtulunamaması, 68’i zihinsel, ruhsal ve kültürel olarak çok daha radikal kılarken, tarihsel haklılığını da görmemize olanak sağladı. Zira o büyük devrimlerde ilk boğulan da sanki bir kuralmış gibi ütopya oldu.

Bu yeni praksis içinde sanat ama bilhassa da müzik, özel olarak da rock ve caz hem harekete geçiren yakıt işlevi görürken aynı zamanda da o özgürleştirici kıyıda dalga seslerinin dışında melodilerle de altın gergedanın peşinde koşturanların ruhuna iksir oldu. Her iki tür için de öldü mü, ölüyor mu soruları dönem dönem seslendirilmişti. Bir nicelendirmeye girmek gerekmez ama şunu söylemek de gerekir; sayıları 60’lardaki kadar çok olmasa da 80’li yıllardan bu yana öyle çıkışlar yapıldı ki rock müzikte, altın sayfa olarak selamladık o parlak ve “hayır ölmemiş” dedirten rock sanatçılarını. MTV çöplüğünün, pop ishalinin dışında düşlerimizi harlayan bu sanatçıların başında da Tom Petty geliyordu.

Geçtiğimiz ekim ayında, aniden kaybettik Ton Petty’i. BBC, Euronews, Rolling Stone dergisi, Mojo4 music dergisi gibi batı medyası seri cinayetler, referandumlar, şaibeli ve sürprizli seçimlerle ortalık toz duman haldeyken Tom Petty’nin ölüm haberini pas geçmedi. İlginçtir; Hürriyet, Sabah gibi ne Tom Petty’nin müziğiyle ne de sanatıyla ilgilenmeyecek çizgilerine karşın yer verdiler ölüm haberine; ama yanlışlarla birlikte. BBC, ABD’li rock ikonu tabirini kullanarak duyurdu vefat haberini. Rock ikonu ve 70’li yıllara damgasını vuran… bu ibareler yerli medyada da kullanıldı.

Bir defa Tom Petty ilk albümünü 1976 yılında çıkardı. İfade yanlış, geriye dönüp damgasını vurmuş olamaz. Debut albüm, Tom Petty and Heartbrekars, ortalığı ayağa kaldırmadı; ama kaliteli ve güçlü ve farklı bir pırıltıyla geldiği ‘American girl’ isimli şarkısıyla hissedildi. Öyle de oldu. Hiçbir albümünde hayal kırıklığı yaşatmadı. Çok tehlikeli sularda pupa yelken gidiyordu üstelik. Birazdan bu cümleyi açacağım.

Rock ikonu değildi, hiç de olmadı. İkon, efsane, ilah… vs. prim vermediği, üstüne de hiç almadığı sıfatlar olarak kaldı. İlla bir niteleme yapılacaksa ancak “anti-ikon” denilebilir. Neden mi? Aşağıdaki video klibi dikkatle izlenirse zaten fazla söze gerek kalmadığı görülür:

Tehlikeli sularda pupa yelkenden kastım şu: Tom Petty, yakın arkadaşı Jeff Lynne, Beatles’ın en yakın çevresinden, çok iyi arkadaşları, tabii ikisi de Beatles hayranı. Etkilenilmemesi, esinlenilmemesi için sağlam bir sanatçı kişiliğine sahip olmak lazımdır. Çünkü Beatles müziğinin öncesi ve sonrası yoktur. Grup dağıldı ve o müzik tarihe mal oldu. Sakin, bas ile mükemmel uyum içerisindeki davul, şarkılara derinlik veren solo gitar riffleri, emsalsiz bas adımları, şarkıları söyleyen üyelerin tanrı vergisi seslerinin büyüleyiciliği, şarkıların tekdüze olmaması, adeta şarkı içinde birkaç şarkı daha gizlenmiş duygusunu vererek benzersizlikleri, sözlerdeki ustalık, vokallerdeki ilahi uyum ile Beatles müziği taklit de edilemez. Tom Petty o tehlikeli anafora kapılmadan ama o mümbit topraktan alabileceğinin en iyisini aldı, özümsedi ve özgül tarz ve stilini yarattı. Beatles içinde en fazla George Harrison tarzına yakındır. Ayrıca abi-kardeş gibiydiler. Canı sıkıldığında, nazik kişiliğini üzecek, kıracak eleştiriler geldiğinde hep George Harrison’a yüreğini açtı. George bu küçük ama saygılı kardeşe şu bilgece öğüdü verdi: “Takma kafana, bildiğin yolda devam et.” Tom, bir abi gibi gördüğü o değerli insanın öğüdünü hiç unutmadı, darlandığında hep hatırladı.

Tom Petty nazik, içe dönük, sahici dostluğa ehemmiyet veren, güncelle, modayla alakadar olmayan, kendi hattında üreten; gitarıyla, yazdığı şarkı sözleriyle, besteleriyle, kibirsiz, iliklerine işlemiş tevazusu, Bob Dylan’a çok yakın ses rengiyle, sahne performansıyla ve insanı hayata ilmik attıran gitar soloları ile bu dünyadan geldi geçti. Türkiye’de fazla bir ilgileneni, dinleyeni yoktu ama O’nu bilen bildi. Bu klipte, Oscar, Altın Küre, Emmy ödüllü ABD’li kadın oyuncu Faye Dunaway ile genç Johnny Depp görülecek. Karakterisitik bir Tom Petty şarkısı “into the great wide open”.

Tom Petty sadece bir rock şarkıcısı değildir. Besteci, söz yazarı, gitarist, solist ama aynı zamanda da sanat değeri üst seviyede yapılan video klipleriyle de ayrıca anılmaya değer. Pornografi sınırlarında gezinen görüntüleriyle, akrobasi hareketleriyle hep birbirinin aynı olan pop şarkı ve klipleriyle midemiz ağzımıza gelirken, Tom ve arkadaşları çölde bir vaha gibi videoları, tek bir politik söz söylemeden neo-liberalizmin temelinde çatlaklar yaratacak moral üstünlüğün harcını sanatlarıyla kardılar. Sanatın mutlak otonomisinden yanayım. Sanat hiç ama hiçbir siyasi düşüncenin hizmetkârı olmamalıdır. Sanat, otonomisiyle zaten bizatihi politiktir; politik olanı üretir. Yabancılaşmanın sönümlendirici etkilerini kırar. Hayata karşı biler.

Tom ve biraderleri Traweling Wilburys adıyla kurdukları grupla “handle with care” şarkısıyla nasıl yapılacağını örnekliyor. Bu video klipte, George Harrison ve Bob Dylan sanırım tanınıyordur. Fötr şapkalı olan Tom, kıvırcık saçlı Jeff Lynne, siyah gözlüklü de Roy Orbison.

Evet! Tom öldü ve bedeni doğaya karıştı. Ama sanki kozmosta bir yerlerde ışıldamaya devam ediyor. Altın gergedanın peşinde koşarken arada bir soluklanmak için 68 kıyılarına attığımızda kendimizi, gece vakti gökyüzünde O’nu görmeye ve melodilerini duymaya devam edeceğiz… Kuşaklar boyunca.


*(Beyaz Zenciler / Ingvar Ambjörnsen – Ayrıntı Yayınları syf: 27)

Okuyucu Yorumları