- A +

Değil, ama şayet öyle olsa bile, yani salt bir kültür devrimi olarak adlandırılsa bile 68'i önemsizleştirmez, tarihsel değerinin kıratını hafifletmez.

Neden?

Bu sorunun cevabı için 1917 Ekim Devrimi’ne ve Bolşevik mücadele tarihine bakmamız bir fikir sahibi olmamıza hatta sahip olduğumuzu düşündüğümüz ölçütlerimizin nesnelliğini de gözden geçirmemize karine sağlar.

Petrograd Sovyeti’nde yıldızı parlayan Troçki, Ekim Devrimi öncesinde en politize olmuş ve dinamik bir devrimci odak halinde örgütlenebilmiş Kronştad bahriyelilerinin ikna ve örgütlülüğü için sık gittiği bir ziyaret sırasında kıyasıya kavga eden iki dok işçisini görür ve tiksintiyle şöyle der:

 ''İnsanlığın kültür düzeyini yükseltmek için kocaman kocaman kaldıraçlara ihtiyaç var.''

Petersburg'da, Çar ve naiplerinin ikamet ettiği, başbakan pozisyonundaki Kerensky ve bakanlarının toplantı halinde olduğu ama siyasi ve ekonomik çözüm üretememenin acziyle, toplumsal kaosa karşı palyatif formül arayışının umarsızlığı içinde debelenirken Kışlık Saray karşısında konuşlanmış olan Bolşevik önderler, İliç' in o muhteşem öngörüsü ve iradesiyle kelimelere döktüğü şu sözü ile tek kurşun atmadan kışlık saraya yürüyerek giderler; Ekim Devrimi’ni başlatırlar. İliç Ulyanov' un şu sözü tarihin ilk sosyalist devriminin işaret fişeği olmuştur:

''Dün erkendi yarın geç olabilir''

Saraya giren Bolşevikler sabık bakanları teslim alırlar ama yıllardır yoksulluk, açlık ve sefalet içinde yaşayan Bolşevik militanlar neo-avantgarde stilinde döşenmiş ihtişamlı sarayda toplantı halindeyken tutuklanan bakanlara karşı şiddet uygulamak üzere yöneldiklerinde, Bolşevik önderlerden Antonov, gelenlere engel olur ve süngüyle önünde duran devrime katılmış askerlere haykırır:                                  

''Bu kültürsüzlüktür''

Aktardığım iki vaka, Kültür sorunsalı ve devrimci Marksistlerin/Bolşeviklerin bu meseleye verdikleri ehemmiyetin derecesini ve bu mevzudaki kavrayış derinliğini gösterir ki; 2018 yılında Kültürün, vulgerizmin dar görüşlülüğüne terk edilemeyecek önemde olduğunu da gösterir.

Vulger Marksizm ve devrim kavrayışı, apriori şu tepkiyi verir; üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran sınıfın iktidar ve mülkiyet sahipliği aynı kaldıkça o toplumsal kalkışma devrim değildir. Üretim biçimi değişmemiştir, üretici güçler son çözümlemede mülkiyeti elinde tutan sınıfın kontrol ve idaresindedir. Evet, 68 ve sonrasında bu gerçeklikte bir değişiklik olmamıştır. Ama 1905 – 1915 ve 1917 Rus devrimci ataklarına baktığımızda da Ekim 1917 tarihine kadar aynı ölçütlere vurduğumuzda genel kabullerin hazmetmekte zorlanacağı çıkarsamalar, nesnel gerçeklikler halinde kilim gibi önümüze serilir. İliç' in ''Şu an başında bulunduğumuz devlet, Sovyet yağına bulanmış Çarlık devletidir'', mealindeki ikrarı üzerinde uzun uzun düşünmemizi zorunlu kılar.

İktidarın mekanizmalarını ve kurumların yönetimini almakla, devlet bürokrasisini kendi kadrolarıyla oluşturmakla, üretim araçlarının mülkiyetini devlete vermekle, sosyalizm gelmiyormuş. Devrim yapılmış olsa bile.

Demek ki yüzyılların mirası olan hayat tarzları, algı mekanizmaları, insanın arzu ve mutluluk ölçütlerini belirleyen kültür, tali ve ancak maddi koşulların belirlediği salt üstyapı ögesinden daha fazla ve sanılandan çok daha belirleyici işleve sahipmiş. O halde kültür alanında bir devrimse eğer 68, azımsanacak, hakir görülecek bir vaka değildir.

Hatta öyle ki, bir kültür devrimi dense yahut kültürel alanda bir devrim etkisi yaratmış olma sınırlılığıyla tanımlansa bile bu bakışın yüzeyselliği hemen görülebilir. Çünkü; Althusser'in, teorinin sağlaması yine teorinin içinden yapılır, şeklindeki sözü burada işimize yarar: Mülkiyet ilişkilerini ve kültürünü yadsımak ve alternatif üretmek heves ve arzusuyla komünler kurulduğunu biliyoruz.

68'in bu cesurca deneyleri de çökmüş, kalıcı olamamıştır. Hem de o karşı olduğu, massedilmesi hedeflenen özel mülkiyet kültürünün davranış ve algı kalıplarının baskın çıkması yüzünden. Komünlerdeki ilk çözülmeler, aşk kıskançlıkları, giysi ve diğer eşyaların kullanım önceliği yüzünden çıkan anlaşmazlıklardan, sahiplenilmesindeki bencilliklerden kaynaklanmıştır.

Komünlerde, bir müddet sonra işbölümüne; işbölümü de hiyerarşiye; hiyerarşi de otoriteye yönelme geleneğini kırılamamış ve hazin sonlarla, bir romantik deney olarak kalmıştır.

Kapitalist endüstriyel toplum ve bireyin tüketerek mutlu olma ahlak ve kültürü öyle kolayca alt edilemiyormuş.

68'in eylemci önderleri, kuramcıları belki de en çok Çin kültür devriminden etkilenmiş ve heyecan duymuştur. Ama kısa süre sonra orada da çıkmaz sokaklara girildiği, amacın çok uzağında cürümlerin işlendiği ortaya çıkmıştır.

Çin kültür devrimi ikinci bir Prolet-kult faciası ile malul olunca ya da olduğu, sonuçlarıyla açığa çıkınca trajedi katmerlenerek, kültür devrimi meselesine daha geniş açıdan bakma zarureti eşiğe gelip dayanmıştır.

Bir üst yapı kurumu algısı gibi edilgenlik izafe edilen vulger bir yaklaşımla değerlendirilme lütfu gösterilirse Kültür magma gibi de olabilir.

Hikmetinin şuradan geldiğini söyleyebiliriz; meşale gibi tıpkı, yanlış yapıldığında el yakan, yakıp kül edebilen alev; ama doğru yapıldığındaysa önü, etrafı aydınlatıp yol gösteren ışık olabilmektedir.

Karl Marx, kültür tanımını şöyle yapmıştır:

''Doğanın yarattıklarına karşı insanlığın yarattığı her şeydir''

Acı verse de hatırlatmakta yarar var: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği devleti, yıllarca Beatles, Caz ve Rock müziği yasaklar listesinde tuttu. 21. yüzyılda hangisi kaldı ve kalmaya devam ediyor? hangisi yıkıldı, unutuldu gitti?

Öyleyse, 68, şayet bir kültür devrimi olsa bile insanlık için en yeninin yaratılma, eskiye meydan okuyarak çözeltilme, yüzyılların birikmiş tortularını silkeleyip atma, var olanın perdelediği büyüleyici güzelliklerin görünmesini mümkün kılan perdeyi aralama cüretini göstermiş bir devrimdir.

 68, kültürde de, sanatta da zihniyet devrimini gerçekleştirmiş; yeni çağların başlatıcısı o büyük nitel dönüşümün yani devrimin bizatihi kültürü olmuştur. Hiçbir yanıyla nomenklaturası olmamış, dejenere edilememiş, ama aynı zamanda da tüketilemediği gibi henüz tamamına da ermemiştir.

Pol pot ve Kızıl Kmerler, Çaru Mazumdar, Beria, Cugaşvili vb. günah abidelerine 68 devriminde hiç ama hiç rastlanmamıştır. Bu habis ur 68'de yayılamamış, etkinleşemeden eritilip imha edilebilmiştir. Bu suretle bir iç çürüme yaşanmamıştır. İleriki 68 yazılarımda bu olguyu eşelemeye çalışacağım.

Geçen elli yıl içerisinde 68; mesela, 1978 yılında yani onuncu yıl dönümünde neredeyse akla bile gelmemiş, 1988 yani yirminci yılından itibaren her on yıllık yıldönümlerinde yeniden keşfedilip, uzun zaman sadece üniversite öğrencilerinin sokak gösterileri gibi sığ bir anlayışla yapılan kritikler yerini daha derinden kavrama çabasına bırakmıştır. Dikkatlerden kaçmamıştır; 68'in yeniden dünya da gündem olması, kapitalizm – serbest piyasa- liberal demokrasinin, reel bürokratik sosyalizmin çöküşü karşısında tek ve küresel hegemonyasının ihdas edildiği zamanlara denk düşmektedir ki bu akademik ilginin 68' e yönelmesiyle ir tesadüfi çakışma diye açıklanamaz. Açıkça söyleyeyim: İnsanlık, var olanlardan umudunu yitirip, umarsızlık içerisinde, tüketim ve liberal demokrasinin bireyi mutlu edemediğini yaşayarak görünce, 68 devrimi ve dönüştürücü zengin potansiyeli fark edilir oldu.

Tamamlandığında insanlık nitel bir sıçramayla o büyük ütopyaya doğru daha da yaklaşmış olacaktır. Bu inancım beni 68'in, ''Kuğunun ölümünden önceki son ve en güzel ötüşü” olmadığına aksine kendisinden önce yazılmamış bir 21. yüzyıl devrim librettosu olduğu yargısına ulaştırmaktadır.

68 sanat – edebiyat- şiir-müzik-tiyatro-enstalasyon-yazın -psikanaliz-düşün ve muhakeme-algı ve gelecek tahayyülü- kapitalizmle mücadele biçimleri-zihniyet dönüşümü-hayalperest olmadan hayallerin nasıl itici güç işlevi gördüğü-... 68 berdevam... yazmaya da

Okuyucu Yorumları