- A +

AKP yıllardır iktidarda. On beş yılı buldu. Bu, Türkiye ölçülerinde bir rekor. Tayyip Erdoğan, AKP iktidarının Başbakanı olarak girdi bu on beş yıllık sürece; şimdi Cumhurbaşkanı olarak devam ediyor. Böyle uzun bir iktidar süresinin bir rahatlık vereceğini, kendinden emin bir hoşgörü kazandıracağını beklersiniz. Ama öyle bir durum yok. Günden güne artan bir öfke, bir sinirlilik, bir hırçınlık görüyoruz. Yalnız Cumhurbaşkanı değil öfkesini sürekli dile getiren. O belki bunu herkesin önünde sürdürüyor; ama bütün ekip aynı havada. Hükümet üyeleri (başta Başbakan) böyle; geniş propaganda ağını oluşturanlar böyle. Örneğin basit bir deyim kullanılacak, “Açtı ağzını, yumdu gözünü” denecek… Denemiyor. “Açtı kirli ağzını, yumdu kör olası gözünü” deniyor. Aşağılayıcı, hakaretamiz sıfatlar gırla gidiyor.

Son günlerin olayına bakınca, evet AKP cephesinin sinirini bozacak olaylar eksik değil. Ama bunun benzerleri başından beri vardı. AKP iktidarı ne yapsa, ne söylese karşısında bunların “kötü” olduğunu söyleyen birileri bulunuyordu ve muhtıralar ya da “Bayrak” mitingleri gibi hareketler de eksik olmuyordu. Ben kendi hesabıma, bu kesintisiz protestolar v.b. çok da haklı görmüyordum. Partiyi kapatmak üzere dava açılması gibi olayları ya da Cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanan çoğunluk hesaplarını onaylamıyordum. Ancak AKP’nin yöneticileri, önderleri, o olaylar karşısında serinkanlı duruşlarını bozmuyorlar, şimdi yaptıkları gibi bağırıp çağırmıyor, ağır hakaret sözleri söylemiyor, meydan okumuyorlardı. Bunun açıklaması, herhalde, şimdi olduğu gibi kendilerini iktidarda hissetmemeleri olsa gerekir. Zaten şu yeni dönemde en yoğun kavga diliyle konuşup yazanlar o sırada ortada görünmüyordu da.

AKP 2002’de ilk seçimini kazanıp iktidara uzandığından beri bir “değirmen” gibi çalıştı zaten. “Değirmen” derken tabii “öğütme” faaliyetini kastediyorum. Kuruculardan, bir kişi dışında, kimse kalmadı. Milletvekili kadrosu hep değişti. Derken sıra belediye başkanlarına geldi. “Danışmanlar”la ilgili durum da pek farklı değil galiba. Bu “öğütme” işinin bir yönü, bir mantığı var mı diye düşününce, tekrarlanan örüntü liyakatten sadakate doğru bir çizginin işlediğini gösteriyor. En gürültülü dili kullananlar da periferiden merkeze doğru gecikerek kayanlar.

Bu gürültülü dil durmadan gerilim üretiyor ve yeniden üretiyor. Bugüne kadar bu ülkenin siyasetinde sakin, olgun bir dille konuşulduğu pek görülmedi. Gerilim AKP’nin “iktidar sürdürme” stratejisinin en kullanışlı aracı oldu.

İktidar, girdiği tartışmalarda (son günlerde Zarrab olayı ya da “dekontlar” gibi durumlar) mantıktan ve olgulardan uzaklaştıkça, inandırıcılık kaybını git gide yükselen bir sesle bastırmaya karar vermiş gibi görünüyor. Ama bunun yanı sıra ikili bir işlev gözettiğini sanıyorum.

2002’de başlayan bu iktidar boyunca, AKP’nin mutlu ettiği bir kesim var. Bunların arasında oldukça yoksul kesimler var ki ilk olarak bu iktidar sırasında ve bu iktidara sarılmalarının karşılığı olarak bazı nimetler buldular. Bu saldırgan dil, onlara iktidarın çevresinde daha yoğun bir “asabiye” ile kenetlenmeleri çağrısında bulunuyor. Bu, “militan” bir güç yaratma isteğini de yansıtıyor.

Ama bir de böyle bir militanlık abasına girmeyip ne olduğunu izlemeye ve anlamaya çalışan, muhtemelen çok daha kalabalık bir kesim var. Bu gürültü, öteden beri bilinen, kulakları doldurmuş kalıpları, hamaset sözlerini art arda dizerek, “muhakeme” denen yetiyi dumura uğratmayı amaçlıyor. Ayrıca kullanılan dil yalnızca hakaretamiz değil, aynı zamanda “tehditkâr” olduğu için bir korku atmosferi yaratmaya yönelik.

Bunun orta vadede sökmeyeceği kanısındayım. Belki şu anda da etkiden çok tepki yaratıyor olabilir. Bu toplumun bu gerilim dozuyla yaşamaktan mutlu olduğunu sanmıyorum.

Gerilim kışkırtmacılığı dünyada daha çok muhalefette olan siyasi güçlerin uyguladığı bir taktik olarak bilinir. Ama şu dönemde Türkiye’de durum böyle değil. Olmamasının başlıca nedeni de, iktidarın, bu gerginliği tırmandırarak, baskı ortamını koyultmayı planlaması gibi görünüyor. Şüphesiz, çok fazla yerden sıkışmanın getirdiği sinirliliği de unutmamalı. Yalnız taktik” değil, elinden başka türlüsü gelmemesini de hesaba katmak gerek.

Okuyucu Yorumları