- A +

Mevsim kış, hava kasvetli. Siyasi hava ise kış gelmeden önce de kasvetliydi. Şu günlerde Anayasa Mahkemesi ile “yerel” mahkeme arasındaki uyuşmazlıklar ve hukuk düzeninin açık açık çiğnenmesi kasveti katmerledi. Onunla birlikte de Afrin başladı.

Bu soğuk ve karanlık ocak sabahında Sabah gazetesine bakıyorum. Yavuz Donat yazısına şöyle başlamış:

“Şimdi birlik ve beraberlik zamanı. İç çekişmeleri askıya alalım. Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır." 

“Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz bu günler”den başka günlerde yaşadığımı ben hatırlamıyorum. Gene böyle günlerde olduğumuza göre elbette “iç çekişmeleri askıya” almamız gerek. Örneğin “yerli ve milli” anayasal düzenimiz, Anayasa Mahkemesi’nin kararını hiçe sayan Ağır Ceza Mahkemesi kararı (ve arkadaki hükümet ve bakanlık tutumu) ile daha da “yerli ve milli” bir aşamaya geçmiş olabilir, ama şimdi bunu tartışmanın zamanı değil. Cumhurbaşkanı politikasıyla çatmadığımız pek fazla ülke olmadığına göre, Afrin, Menbiç, Müziç, derken “yerli ve milli” sorunların da ardı arkası gelmeyeceğini tahmin edebiliriz. Bunların her biri “iç çekişmeleri askıya almayı” gerektirecek ciddiyete sahip olacaktır. Dolayısıyla faşizmin ilânı anlamını taşıyan daha birçok KHK v.b. uygulama karşısında itiraz, eleştiri, uyarı gibi iktidardan ayrı baş çeken yollara sapmamalı, askıya ala ala yolumuza devam etmeliyiz.

Zaten “Zeytin Dalı Harekâtı”nın üçüncü gününde iktidar “iç” denilen tarafa da bir zeytin dalı uzattı: Başbakan, “Destek olan hedef olur” dedi; Cumhurbaşkanı “Güvenlik gücü boynunuzda” ve “Meydana çıkan bedelini öder” dedi. İktidar açısından bu atmosferin devamlı kılınmasının bir hedef olduğu anlaşılıyor. Türkiye’nin ideolojik ortamında, HDP dışında kalan muhalefet zaten alınması gereken mesajı aldı ve verilmesi gereken desteği de vermeye başladı.

“Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla muhtaç” olmadığımız bir gün yaşamadık. Ama bu kadar kavga, gürültü içinde geçen günler de yaşamamıştık. Cumhurbaşkanı’nın “İktidarın sürekliliği gerilimin kalıcılığına bağlıdır” politikası sonucunda içeride ve dışarıda kavgalı olmadığımız birini bulmamız hayli güç. Üstelik, bu zorlayıcı koşullardan kurtulmak için aldığımız tedbirler de uzun vadede ferahlık sağlayacak nitelikte şeyler değil. Örneğin şu şimdiki durum: Cumhurbaşkanı’nın kullandığı terminolojiye göre “ezip geçeceğiz.” Peki, nereye geçmiş olacağız? Afrin’den PYD güçeleri çekilebilir elbette. O zaman bu sorun bitmiş mi oluyor?

“Ezip geçme” türünden terminolojilerle tanımlanan çözümler hiçbir zaman uzun vadeli, kalıcı çözümler olmaz. Bir kere bu terimlerin açtığı yola girdiniz mi, durumu düzeltmek üzere yaptığımız her şey geleceğin belâlarının tohumları ekmek olur.

Hasılı, mevsim kış, hava soğuk, ama siyasetin havası daha da kasvetli. Çok eski bir “hikmet” bu; Roma’da bir “atasözü”ydü: “Inter arma enim silent legas.” Yani, “Silahlar arasında kalınca yasa susar” ya da sessizlik egemen olur.”

İktidara da zaten bunun için gerekli Afrin harekâtı türünden olaylar, gerilimler. Gazeteler yazacak, rakam verecek, “Şu kadar tank sınırı geçti” diyecek, “Şu kadar uçak kalktı” diyecek. Bunlar bir düzeyde maddi somut düzeyde Afrin’e gidecek; ama manevi-soyut düzeyde Türkiye’de var olan siyasi iktidarın performansını eleştirenlere yönelecek.

Bu durum da bize demokrasiyle ilgili bir ölçüt veriyor. Abraham Lincoln demokrasi için çırpınmış bir Başkan’dı. Ama İç Şavaş yıllarında bir temel hakkın (habeas corpus) geçici olarak askıya alınmasını talep etti. O zaman Amerika’nın Yüksek Mahkemesi savaşta da bunu yapamayacağına karar verdi. Askıya alınmadı.

Bizim Anayasa Mahkemesi benzer karar verse, hükümet uygulamaz, uygulatmaz. Demokrasi yolunda nerede olduğumuzu da gösterir bu durum –gösteriyor.

Okuyucu Yorumları