- A +

Tayyip Erdoğan, Danıştay'dan 'Andımız'la ilgili kararın çıkmasının zamanlaması konusunda duyduğu şüpheyi dile getirdi. Bu şüphe, bu kararın 'Andımız'ın kendisinden bağımsız nedenleri olabileceğini ileri sürmüş oluyor. Dolayısıyla muhtemel bir 'komplo'yu işaret ediyor. 

Nedir zamanın özelliği? Herhalde şu: Yerel seçim yaklaşıyor; iktidarın yerini korumasında 'Cumhur İttifakı'nın olumlu rolü oldu. Yerel seçimde de bir ittifak konusu konuşulurken 'andımız', ittifakın iki ucundaki iki partinin üzerinde anlaşamayacağı bir temele oturuyor; yani yeni bir ittifakı engellemek üzere ortaya atılmış olabilir. 

Tayyip Erdoğan'ın dile getirdiği şüphe doğru bir şüphe olabilir. 2002'den beri, yani AKP'nin seçim kazanarak iktidar olmasından bu yana, ciddi bir iktidar kavgası süregidiyor. Gerçi bir zamandır Tayyip Erdoğan'ın 'derin devlet'le uzlaştığına dair söylentiler dolaşıyor ve bunun gerçekten böyle olduğunu ima eden belirtiler de var; ama bu kavgayı götüren tarafların uzun vadeli bir uzlaşmaya varmaları kolay kolay olacak bir şey değil. Belirli somut hedef ve uygulamalarda birlikte hareket edebilseler de (Kürtleri sindirmek, Fethullah Gülen hareketini bastırmak, demokrasiyi savunanları hapse tıkmak gibi şeyler), iktidar olmaktan vazgeçeceklerini düşünemeyiz. Onun için, bir düzeyde 'ateşkes' sürerken bir yandan da 'taktik muştalar' vb. çalışıyor olabilir. 

Buradaki son yazımda Tayyip Erdoğan'ın Danıştay kararına karşı gösterdiği hazımsızlığa değinmiştim. Bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu 'kuvvetler ayrılığı'dır ve bunun şimdiye kadar gördüğümüz örneklerinde genel eğitim yürütme ve yasamanın bazı tasarruflarını yargının durdurmasıdır. Şimdi, ilkesel düzeyde yargının bu imkâna sahip olması gerekli ve çok önemlidir; ama yargının vereceği her karar doğru olmak durumunda değildir. Her insan bireyi ve her insan kurumu gibi yargı da yanılabilir, yanlış yapabilir. Yürütme iradesi denetimsiz kaldığı zaman mutlaklaşma eğilimi gösterir. Kuvvetler ayrılığı da (yalnız 'yargı' değil, çoğulcu toplum yapısı, sivil örgütler vb.) bunu dengelediği için gereklidir, -vereceği kararlar her zaman ve her düzeyde 'doğru' olduğu için değil. 

Bu olayda da ben Cumhurbaşkanı'nın hazımsızlığına itiraz ederim ama 'Andımız' üstüne yaptığı değerlendirmelere büyük ölçüde katılırım. Bizim seçtiğimiz 'ulus-yaratma' tarzı demokrasiyi o 'ulus'un bileşiminin bir parçası olarak görmüyordu. Tersine, inisiyatif kullanan değil itaat eden, düşünmeyip ezberleyen, eleştirmeyen bireylerden oluşmuş bir 'ulus'u idealize ediyordu. Bu genellik düzeyinde söylenince Tayyip Erdoğan'ın özlediği toplum da bundan farklı bir şey. Fark, boyun eğmemizi talep ettikleri 'kutsallık'larda. Birinde, işte, 'Andımız'ın andığı değerlere tabi olacağız, öbüründe "amentü billahi" diye başlayacağız. Ama istedikleri bağlanma biçimi aynı. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı'nın fili gerçeklik düzeyinde gösterdiği icraat, 'Andımız' gibi bir metne karşı aldığı eleştirel tavrın inandırıcılığını yok ediyor. 

Dönelim, 2002'den beri devam ettiğini söylediğimiz iktidar savaşına. Burada bir 'taraf' belli: 'Reis'inin çevresinde bütünleşmiş AKP cephesi. Öbür taraf ise böyle homojen ve belirli değil. HDP de nesnel olarak orada, MHP ile İyi Parti de. CHP kendisi kocaman bir yamalı bohça. Uzun vadede AKP ile MHP arasındaki ilişkinin başka bütün ittifaklardan daha dayanıklı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla şimdiki söylemlerine rağmen birbirlerinden kesin kopmalarını beklemiyorum. 

Asıl söylemek istediğim şu. Demokrasiye hiçbir zaman demir atamamış olan Türkiye, demokrasiden, şimdi olduğu kadar uzaklaşmamıştı. 27 Mayıs'la 'kuvvetler ayrılığı'na bir ölçüde alışmaya başlamışken şimdi onu toptan yok ettik. Bununla birlikte son derece yüksek dozda bir keyfilik hayatımızın düzenleyici ilkesi haline geldi. 

Bu durum, Cumhurbaşkanı'nın gözünde olabilecek en iyi durum olabilir, ama bu çağda 'sürdürülebilir' değil. Buradan nasıl çıkılır, bugünden görmek ne mümkün? Bunu göremiyoruz, ama olacağını düşünüyoruz. Çıkıldığı zaman, Türkiye, anti-demokratik rejimler konusunda deneyimli, deyim yerindeyse 'şerbetli' bir toplum olma imkânını da kazanır. Ancak, hedef 'restorasyon' olmamalıdır. Geçmişte olan düzene dönmek çözüm değildir. "Tayyip'e karşı Andımız" türü tavırlar bunu bana söyletiyor. Geçmişte olan düzen de demokratik değildi ve bugün olan düzeni -ya da düzensizliği- yaratan da oydu. Onun için de 'çıkış'ın yolu, yöntemi 'darbe' gibi demokrasiyle bağdaşması mümkün olmayan süreçler olamaz, olmamalıdır. Erdoğan'a inat "Varlığım armağan olsun" diye bağırmak 'çıkış' değildir. 

Okuyucu Yorumları