- A +

Hiç ayaklarını uzatıp rahat bir oh çekememiş millettir Türkiye halkı.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkenin tarihi, neredeyse muntazam aralıklarla meydana gelen bir askeri müdahale, ekonomik kriz ve başkaldırılar sicilidir.

Ve yazılmamış haksızlıklar, hırsızlıklar, hapislikler, idamlar, işkenceler, gaddarlıklar, iflaslar, acılar destanı. 

Ve hak arayan, ama bulamayan Aleviler, Kürtler ve diğer azınlıklar hikâyesi.

Seçim; 'Neyin Yapılacağı' değil, 'Kimin Seçileceği' seçimidir

Bu kadar asık yüz ve öfke başka hangi ülkede var?

İlk darbenin meydana geldiği 1960’tan bu yana, doğrudan veya dolaylı, başarılı başarısız, beş askeri müdahale daha meydana geldi.

Bu sayının iki mislinden fazla, küçük büyük ekonomik kriz oldu.

Türkiye, Uluslararası Para Fonu’na en çok “imdat” diye bağıran Avrupa ülkesidir - eğer hâlâ bir Avrupa ülkesi olduğunu söylemek mümkün ise.

O ilk darbenin siyah-beyaz yıllarından bu yana nüfus arttı, gelir çoğaldı, ama bazı şeyler hep aynı kaldı.

Türkiye hâlâ kültür, bilgi, sermaye fukarasıdır. Uzlaşma kültürüne yabancıdır. Yabancı düşmanıdır. Azınlık haklarına saygısızdır.

Hâkim his sevgi değil nefrettir. Hâkim eğilim kucaklaşma değil itmedir.

Türkiye, çalışmadığı defalarca kanıtlanmasına rağmen, istikrarı demokraside değil despotlukta aramaya devam ediyor. Halkın çoğunluğu da bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor.

Ve Türkiye sürekli bir kriz öncesi veya sonrasında yaşayıp duruyor.

Bugün olduğu gibi.

Bu açıdan baktığınızda, gelecek ay yapılacak seçimlerin pek önemi yok. Sonucu ne olursa olsun kriz havasını dağıtmayacak, halka rahat nefes aldırmayacak.

Seçim, temel sorunların hiçbirine çözüm getirmeyecek hatta onları kötüleştirecek - çünkü seçim; Neyin Yapılacağı değil, Kimin Seçileceği seçimidir.

Erdoğan’ın kapasitesini artık biliyoruz. O, Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak  entelektüel yeteneğe ve dürüstlüğe sahip değildir.  Kazanırsa kuracağı kesin olan tek adam rejimi, sorunları deşmeyecek, derinleştirecek.

Diğerlerinde de fazla ümit yok. Seçimleri kazansınlar, iki gün sonra seçim ortaklıkları bozulur. Onların sahip olduğu en büyük şey yetenekleri değil, egolarıdır. Her biri en haklı olandır. Uzlaşmanın U’sundan haberleri yoktur. Koalisyonları yürümez.

Türkiye’de, başları derde girdiğinde (bazen girmediğinde de), hükümetler hep Batı’yı suçlar. Batı, derler, Türkiye’nin güçlenmesini istemez, çünkü ondan korkar.

Batı’nın Türkiye ile ilgili duyduğu tek korku, batıp borçlarını ödeyememesi korkusudur, arkadaşlar.

Siyasi ve ekonomik sorunlar içinde bir o duvara bir bu duvara vuran bir ülke, bütün ülkeler için tehlikedir. Ama yarattığı en büyük tehlike kendinedir.

Türkler varken Türkiye’nin başka düşmana ihtiyacı yoktur.

Nüfus ve din olarak homojen olmayan ülkeler, herkesin çerçevesinde rahat yaşayacağı bir konsensüs bulmak durumundadırlar.

Erdoğan, Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak  entelektüel yeteneğe ve dürüstlüğe sahip değildir

Türkiye, bulmak bir tarafa, hiçbir zaman böyle bir arayışta olmadı. Türkiye, Türk ve Sünni egemen bir cumhuriyet olarak kuruldu. Ülkeyi içinde bulunduğu hâle getiren unsurlardan biri de bu rejimi yürütme, hatta daha yerleşik hâle getirme çabasıdır.

Yürümez, arkadaşlar.

Askeri darbe, ekonomik kriz veya başkaldırının olmadığı bir on yıl yaşamadınız.

Yorulmadınız mı?

Okuyucu Yorumları