- A +

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda boş bir salona hitap ederken aklım on sene öncesine gitti.

O yıl, 2008, Türkiye rakiplerini arkada bırakarak BM Güvenlik Konseyi’ne geçici üye seçilmişti.

O yıllarda … O zamanlara AKP’nin ve Erdoğan’ın altın yılları diyebilir miyiz… Türkiye ve AKP yükselişte idi.

İslam dünyasının sokaklarda en sevilen politikacılarından biri idi. 

Türkiye’yi demokratikleştirecek ve fukaralıktan kurtaracak genç bir lider olarak görülüyordu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi, beş de geçici üyesi var. Üç üye Afrika, Latin Amerika, Asya ülkelerinden iki üye Batı Avrupa ülkelerinden seçilir.

'Van münit' olayı Erdoğan’ın Türkiye’nin neredeyse 70 yıl beslediği dış politikasını, menteşelerinden söküp atmasının başlangıcı oldu

Türkiye 2008’de 151 oy alarak 133 oy alan Avusturya ve 87 oy alan ve şimdi futbol takımının popülaritesi nedeniyle dünyanın sevilen ülkelerinde biri hâline gelen İzlanda’nın önüne geçti ve iki yıl süre ile konsey üyesi oldu.

Türkiye’nin üyeliğinin başladığı ay meşhur “van minüt” olayı oldu ve o olay Erdoğan’ın Türkiye’nin neredeyse 70 yıl beslediği dış politikasını, menteşelerinden söküp atmasının başlangıcı oldu.

Geleneksel dostluklar birer birer yıkıldı. Türkiye Katar, Azerbaycan gibi bir iki ülke dışında, dostsuz bir ülke oldu.

Bilmiyorum Türk tarihinde eline geçirdiği fırsatı bu kadar sansasyonel bir şekilde heba eden, ülkesinin kaderini değiştirecek imkânlara sahip iken bu imkânları, yaptıklarını bir bir yıkmak için kullanan bir başka lider var mı?

Erdoğan ekonominin neden uzun  adımlarla büyüdüğünü, sürdürülebilmesinin nelere bağlı olduğunu hiç anlayamadı.  Kendini dev aynasında görmeye başladı, ne yaparsa yapsın yükselişin devam edeceğini sandı.

Fırsatı krize çevirdi.

Davos’taki toplantıyı yarıda terk etmenin bir bedeli olduğunu kavrayamadı. Kıra döke yoluna devam etti. Ta ki yalnız kalana dek.

Erdoğan’ın ikinci devresi dünyayı, ekonomiyi, Türkiye’yi ve kendi yeteneklerini yanlış okuma tarihidir.

Çok iyi bildiğini sandığı Müslümanları bile anlamadı.

Erdoğan, Arap sokaklarında, sadece Şimon Peres’e posta koyduğu ve Filistinlilere arka çıktığı için popüler değildi.

Araplar onu Müslümanların uğursuz kaderini hiç olmazsa bir ülke için değiştirecek bir lider olarak sevdiler.  Erdoğan ülkesini yükseltecek,  hasretini çektikleri demokrasiyi yerleştirecek, Avrupa Birliği ülkesi olacak bir  politikacıydı.

Medyanın her kesiminden alkış alıyordu. Şimdi sadece maaşa bağladıklarından övgü alıyor

Öyle göründü bir ara, ama değildi.

Arapları yönetenlerden pek farkı olmadığı ortaya çıktı yavaşyavaş.

Battıkça battı, hem kendisi hem Türkiye.

Medyanın her kesiminden alkış alıyordu. Şimdi sadece maaşa bağladıklarından övgü alıyor.

Ne kadar acı ve ne kadar yazık.

Okuyucu Yorumları