Hülya Harikalar Diyarı'nda, Füsun Demirel işsiz

- A +

Hemen her hafta ülkemizin ne kadar demokratik, ne kadar özgür olduğuna dair bir sanatçı ‘beyanatı’ okur olduk. Aynı ülkede yaşadığımıza dair derin ‘endişe’ duyduğumuz siyasetçiler vardı. Mesela “dolar yükselmedi” diyorlar, “yükselsin bize ne” diyorlar,  “kimsenin yaşam tarzına karışmıyoruz” diyorlar. Diyorlar da diyorlar. Bu durum onların siyasetçi olmalarından kaynaklı bir parça makul karşılanabiliyor. Sanatçılarda ise durum biraz vahim.  Çünkü bu insanların çoğu orta yaşın epeyce üzerinde oldukları için ülkenin şimdiye kadar neler yaşadığını, hangi dönemlerden geçtiğini bilebilecek durumdalar. Ve “oy” ve “iktidar” için halkı ikna etmeleri gerekmiyor. Sanat dünyasının ‘önde gelen’ bu isimlerinin geçmiş yıllarda daha kötü şartlarda yaşadıklarını veya bundan şikayet ettiklerini okumamış duymamıştık gerçi ama şimdiki zamanla ilgili gerçeklik duygularında bir ‘ufak sorun’ olduğu ortada. Ya şimdiki zamanı hatırlamakla ilgili bir sorunları var ya da yaşadıkları “harikalar diyarı” bizim baktığımız yerden görünmüyor.

Örneğin Coşkun Sabah “elimde olsa Twitter’ı yasaklarım” dediği günlerde Barış Atay’ın oyunu ve Barış Atay’ın kendisi ülkede yasaklandı.  Gazeteler bu yasağı çok özgür bir ülke olmamıza rağmen “haber” olarak görmediği için Coşkun Sabah’ın yasaklanmasını istediği sosyal medya sayesinde öğrendik. Gerçi Coşkun Sabah’ın MESAM’a kayyım olarak atandığını da yasaklamak istediği sosyal medya sayesinde öğrenmiştik ya olsun.

Hülya Koçyiğit, “Kimse baskı altında değil, bilakis herkes fazla özgür. Çok fazla atıp tutuyorlar” dedikten birkaç hafta sonra Zuhal Olcay’a Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle 10 ay hapis cezası verildi.

Zerrin Özer’in “Türkiye’de son derece özgür hissediyorum”  sözleriyle Hülya Koçyiğit ve Coşkun Sabah’a çalım attığı günler sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınmak için ‘sıradan’ günler ile aynıydı.

“Aynı ülkede yaşamıyor olabilir miyiz?” Sorusunu sıklıkla sorduğumuz ve “birlik ve beraberliğe” ihtiyacımızın çok önemli olduğu şu günlerde” Füsun Demirel sosyal medyada bir mesaj yayınladı. Demirel şöyle diyordu:

“1984 sinema ile tanışmam... Bugüne kadar 60 film ve belki 20 dizi...12 ulusal ödül

Üçüncü yılım ve sadece işimi istiyorum… Çalışmak… Herkes gibi… Hiç mi yürekli bir yapımcı yönetmen kalmadı. Neyim ben? Hizmetten başka, insanlıktan sevgiden başkan ne örnekledim ki bu hayatta. Artık dayanamıyorum. Yüreğim daha fazlasına dayanmıyor. Bilin istedim. Sadece bir işi bile çok gördüler. Ben iyi değilim…"

Füsun Demirel iyi değil çünkü tam üç yıldır işsiz. “Yüreğim daha fazlasına dayanmıyor” diyordu Demirel. Ve yine tam bu sırada bir ihaleye ilişkin haberler okuduk. Antalya Konyaaltı Sahil Projesi kapsamında yapılan tesisler kiraya verilmek üzere ihaleye çıkarılmış, ihaleyi ise Hülya Koçyiğit'in damadının Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Alkoçlar - Senatalya Turizm iş ortaklığı kazanmıştı.

Tartışmalı ihale iddiasına nasıl bir açıklama getirilir bilmiyorum ama her iki mesele iki ayrı dünyayı çok güzel anlatıyor. Hülya Koçyiğit harikalar diyarında Füsun Demirel tam üç yıldır işsiz. Füsun Demirel’e kimse iş veremiyor, Hülya Koçyiğit’in damadı kolayca ihale kazanıyor.

Alice Harikalar Diyarı’nda psikolojide tartışılan bir masaldır. Bu ülkede o masalı yaşayan bir takım insanlar var. Bir takım açıklamaları sayesinde konserler verip, başrol oynayabiliyorlar. O sözler sayesinde her şey bir sihire dönüşebiliyor. Tüm bunlara rağmen bir de “hakikat” dediğimiz bir şey var. Tarihe bırakılan notlar, izler var.

Bir insanı, bir sanatçıyı sevmiyor olabilirsiniz. Kişiliğini ya da oyunculuğunu beğenmiyor olabilirsiniz. Siyasi görüşleriniz kesinlikle uyuşmuyor olabilir. Hiç kimse zorla birini sevmeye, beğenmeye zorlanamaz. Bir insan sizin gibi düşünmüyor, sizin gibi konuşmuyor diye onun çalışmasını engellediğinizde, bunu hiç görmemiş gibi yaptığınızda sadece o insana değil kendinize de düşmanlık yapmış olursunuz. Çünkü hayatın, insan olmanın temel kuralları vardır. Zorbalık yapmamak gibi. Bir başkasının çalışmasına, yaşamasına mani olmamak gibi. Adil olmak gibi. Hakikat şudur ki; beğenmediklerinize düşmanlık geliştirmeye, cezalandırmaya başladığınızda yani zorbalığı bir kez elinize aldığınızda bunu bir çizgi haline getirdiğinizde aynı zorbalık gün gelir size geri döner. Çok klişe biliyorum ama işte o gün tek başınıza kalıverirsiniz. “Dik” olmak bu yüzden iyidir. Kırılırsınız ama en azından yanınızda ve ardınızda sizin için en azından evet en azından “iyi bir insan” diyenler olur ki iyi olmak, iyidir…

Okuyucu Yorumları