Afrika Birliği'nin önderliğinde Afrika'da kıta ölçeğinde Serbest Ticaret Bölgesi kuruluyor

- A +

Mart ayı sonunda Ruanda’nın başkenti Kigali’de düzenlenen olağanüstü Afrika Birliği Zirvesi’nde, tüm Afrika çapında serbest ticaret bölgesi kurulmasına dair anlaşmalar imzalandı. Serbest Ticaret Bölgesi anlaşmasına 44 ülke imza koydu, buna mukabil şahısların serbest dolaşımını düzenleyen anlaşmayı ise sadece 27 ülke imzaladı. Anlaşmaların yürürlüğe girmesi için 22 imzacı ülke tarafından onaylanmaları zorunlu. Beklentiler anlaşmanın 2019 yılı içinde yürürlüğe gireceği istikametinde.

“Afrika Serbest Ticaret Bölgesi”  kavramı yeni değil. 2012 yılından itibaren 1,2 milyar Afrikalıyı kapsayacak, kıtasal ölçekte serbest ticaret bölgesi kurulması yönünde çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Afrika Birliği tarafından 2016 başında görevlendirilen Nijer Devlet Başkanı, M. Issoufu önderliğindeki çalışma grubunun hazırladığı metinlerin Kigali Zirvesinde imzaya açılmasıyla işin zor tarafının geride kaldığını söyleyebiliriz.

Serbest Ticaret Anlaşmasını Afrika’nın sanayisi en gelişmiş 2 ülkesi henüz imzalamadılar. Güney Afrika,  ülke içi prosedürlerini henüz tamamlayamadığı için imza koymaktan imtina etti. Buna mukabil,  Nijerya’da, sanayi sektörü anlaşmadan zarar görebileceği endişesiyle Devlet Başkanı Buhari’yi imza için Ruanda’ya seyahatten vazgeçirdi. Güney Afrika’nın fazla gecikmeden anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Ancak Nijerya’da durum farklı, seçim sürecindeki bu  Afrika’nın en kalabalık  ve hassas dengeler üzerine kurulu  ülkesinde, yerli sanayinin kıtasal serbest ticaret bölgesinin yararları hususunda ikna edilmesi zaman alabilir.

Afrika Serbest Ticaret Bölgesi’nin Afrika’nın devasa sorunlarını kısa sürede çözmesi beklenmemeli. 2016 yılı itibarıyla, Afrika içi ticaret kıtanın toplam dış ticaret hacminin sadece % 10’u seviyesinde. Bu açıdan bakıldığında serbest ticaret bölgesinden randıman almak açısından, her şeyden önce, ülkelerin imkân ve şartları çerçevesinde, rekabet gücü yüksek, verimli, başarılı yerli sanayilerini kurmaları zorunlu. Bir başka deyişle, amaç, Sudan’ın komşusuna daha fazla pamuk, Mali’nin ise daha fazla canlı hayvan ihraç etmesi değil. Mevcut ekonomik yapıların, hammadde ihracı yanında, komşu ülkelere sanayi malları satabilmesini mümkün kılacak tarzda değişmesi. Tabiatıyla, bu düzeylere gelebilmek için, altyapı eksikliklerinin giderilmesi, hesaplı enerjinin tedariki, finansman sağlanması ve yatırımları teşvik edici mevzuatlar gerekli.

Afrika bölgesel ekonomik örgütlenmelere yabancı değil. Özellikle Batı Afrika’daki ekonomik topluluklar 1985 yılına kadar uzanıyor; ECOWAS (Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu) örneğindeki gibi. Bölgede ayrıca, aynı para birimini kullanan bir başka iktisadi topluluk daha mevcut.(UEMOA) Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal ve Gine-Bissau, “ CFA Frank “ adı verilen ortak para birimini başarıyla kullanıyorlar. Batı Afrika ülkeleri arasında 30 yıldır faal olan bu bölgesel ortak pazar ve ortak para, üye ülkeler arasında dış ticareti dikkat çekici biçimde arttırmadı.

Velhasıl Afrika’nın köklü ekonomik sorunlarının Afrika Serbest Ticaret Bölgesinin  2019 yılında yürürlüğe girmesiyle süratle çözüleceği yönünde yanlış bir kanaate kapılmayalım. Siyasi istikrar ve sosyal barış sağlamadan ekonomik kalkınmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Afrika kıtasında halen barış, güvenlik ve istikrarın  bir türlü sağlanamadığı ülkeler mevcut. Somali, Güney Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde iç savaşlar yıllardır devam ediyor. Sahel bölgesi (Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad) ülkelerinde El Kaide ve diğer cihatçı silahlı örgütlerin saldırılarının  önüne geçilemedi. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde  bütün arabuluculuk ve diyalog girişimlerine rağmen  farklı grupların silahlı  çatışmaları durdurulamıyor. Nijerya’da Boko Haram’a karşı ciddi mücadele verilmesine rağmen bu terör örgütünün sonu bir türlü getirilemedi (bu platformda yayınlanan Güney Sudan yazımıza bakabilirsiniz, Somali’deki karmaşayı ileride ele alacağız).

Afrika Birliği iç savaşların devam ettiği ülkelerde barışın tesisi için bütün gücüyle çalışıyor. Ancak bu 3 ülkedeki çatışmaların durdurulması Afrika Birliği’nin kapasitesini kat kat aşıyor. Aslında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Afrika’nın güvenlik sorunlarını çözmesi amacıyla ciddi işbirliği ve katkı yapıyorlar. Ancak gösterilen ilgi ve katkının yeterli olduğunu ileri sürmek mümkün değil. Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Moussa Faki Mahamat her iki kuruluşla güvenlik alanındaki işbirliğini kuvvetlendirmek amacıyla başarılı temaslarına devam ediyor.

Afrika Birliği demokrasi ve insan hakları alanında da hayli aktif. Darbe halinde, askeri hükümeti boykot ediyor, izole edilmesini sağlıyor ve sözkonusu ülkenin üyeliğini demokrasiye dönüşe kadar askıya alıyor (Madagaskar örneğini hatırlayalım). Seçimlerin zamanında ve meşru biçimde yapılmasını denetliyor, gözlemci heyetler gönderiyor. Bu açıdan en sorunlu ülke halen Kongo Demokratik Cumhuriyeti. 2016 yılı sonunda görevi sona eren Joseph Kabila, koşulların elverişli olmadığı gerekçesiyle seçimleri önce  2017 sonuna, ardından da 2018 aralığına erteledi. Afrika Birliği, bazı bölgesel aktörler ve Kongo’daki kuvvetli kurumlardan Katolik Kilisesi ile işbirliği halinde seçimlerin bu sene sonunda düzenlenmesi için ciddi çaba sarfediyor.

Bu sene zor ve hassas koşullarda seçim yapacak diğer Afrika ülkeleri arasında Kamerun, Mali ve Zimbabve yer alıyor.

Afrika Birliği geri bırakılmış kıtada, bir yandan barış ve güvenliğin sağlanması,  demokrasinin güçlenmesi yönünde gayret sarfederken, diğer yandan fakirliğin sona ermesi ve ekonomik kalkınma amacıyla çaba sarfediyor. Bunlar gerçekleşirken son dönemde ayrıca, özellikle Ruanda’nın gayretleriyle,  daha da  başarılı ve etkili bir kuruluş olabilmek için reforma tabi tutuluyor.

Büyük devletler arasından Afrika’ya en çok ilgiyi Çin gösterirken, Başkan Trump önderliğindeki A.B.D.nin Afrika’yı tamamen unuttuğu göze çarpıyor. Rusya hem imkân ve kabiliyetleri, hem de öncelikleri açısından Afrika’ yı radarında göremiyor. Dış politika alanında ön saflara çıkmakta zorlanan Avrupa Birliği’nin Afrika’ya daha fazla destek göstermesi kendi menfaati icabı. Afrika ülkelerinden Avrupa’ya yönelik yasa dışı göç hareketlerini temelinde durdurmak istiyorsa, Brüksel’in Adisababa’ya daha fazla ilgi ve alaka göstermesi, kesenin ağzını açması zorunluluk arz ediyor.

Okuyucu Yorumları