- A +

Tarih, 6 Ocak 2016, öğle vakti.
Erdoğan’ın Saray’da muhtarlarla yeni yıl buluşması.
Televizyondan dikkatle izliyorum.
Surat fena halde abus.
Yüz hatları felaket gergin.
Gözleri çakmak çakmak.
Burun delikleri titriyor.
Konuşmanın üslubu da, içeriği de korkutucu.
Hiç bu kadarına tanık olmamıştım diyebilirim.
Savaş ilan eder gibi konuşuyor.
Gibi de değil.
Tam bir savaş ilanı.
Evet, aynen öyle.
Terör konusunda herkesten tavrını belli etmesini istiyor.
Ya benden yanasın ya da karşımdasın!” demeye getiriyor.
Açık tehdidi elden bırakmıyor:
“Bıçak kemiğe dayanmıştır. Ya devlet başa ya kuzgun leşe noktasına getirmeyin milleti...”
Mimik ve jestleriyle ve de söylemiyle kürsüden estirdiği hava öyle ki, aklıma ‘derin devlet’in o ürkütücü sloganı takılıyor:
“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.”
Saray’daki Sultan, o meşum günlerin geri gelmekte olduğuna dair karanlık sinyaller çakıyor.
Kürsüden, takallus etmiş bir yüz ifadesiyle “Fazla müsamahakar bir ülke olduk” diye haykırıyor.
Her yerde temizlik istiyor.
Meclis'te temizlik...
Belediyelerde temizlik...
Üniversitelerde temizlik...
Okullarda temizlik...
Hastanelerde temizlik...
Medyada temizlik...
Terör örgütü mensubu gibi hareket edenler’in, başta kamu kuruluşları olmak üzere her yerden temizleneceğini söylüyor.
Talimat yağdırıyor:
“Meclis harekete geçmelidir!”
“Yargı harekete geçmelidir!”
Ve ekliyor kendinden emin bir havada:
“Meclis ve yargının harekete geçtiklerini de biliyorum.”
‘Kürt sorunu’na getiriyor sözü:
“Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır. Yaşananları Kürt sorunu diye yutturamazsınız.”
Muhalefete, adını vermeden CHP’ye yükleniyor, terörle aynı safta gösteriyor ana muhalefet partisini...
Böyle durumlarda yaptığı gibi Zaloğlu Rüstem rolüne de soyunuyor, yedi düvele meydan okuyor elinde palasıyla...
Bu topraklarda ‘1000 yıllık hesaplaşmanın yeni bir tezahürü’yle karşı karşıya olduklarını söylüyor.
Dış tuzaklar’dan, ‘iç fitneler’den, yani ‘kuşatılmışlık’tan söz ederken ekliyor:
“Allah bize yeter, o ne güzel bir vekildir.”
Öylesine bir konuşma ki...
Her seferinde olduğu gibi yargı bağımsızlığı yok.
Güçler ayrılığı hak getire...
Hukukun üstünlüğü de öyle...
Tek adam o, başkan baba o...

Kısacası:
Anayasadaki cumhurbaşkanlığı yeminini delik deşik ediyor.
Sonra da şaka gibi, “Her yaptığım, her söylediğim anayasaya uygundur” diyebiliyor.
Sandık çoğunluğu’yla her şeyi yapabileceğini birden çok kez belirtiyor.
Sözü daha fazla uzatmak istemiyorum.
Erdoğan’ın Saray’daki muhtarlar buluşmasında yaptığı 6 Ocak 2016 tarihli konuşmasının altını kalın kalın çizin.
Bu bir ‘savaş ilanı’dır.
Erdoğan bu ‘savaş ilanı’nı teröre karşı ilan ettiğini sanıyor.
Oysa değil.
Erdoğan’ın bu savaş ilanı demokrasiye karşı savaş ilanıdır.
Özgürlüklere karşı savaş ilanıdır.
Hukukun üstünlüğüne karşı savaş ilanıdır.
Temel insan haklarına karşı savaş ilanıdır.
Bu böyle biline...
Türkiye, Erdoğan’ın 6 Ocak 2016 tarihli Saray konuşması ile bugünkünden çok daha karanlık bir döneme adımını atıyor.

SPONSORLU

Okuyucu Yorumları