Benjamin Clementine: Mutlu ol Türkiye, özgür ol Türkiye…

- A +

Sadece piyano.

Dumanlar.

Benjamin Clementine sahnede.

Cansız mankenlerin karşısında bir can fışkırıyor.

Clementine’in işçi tulumu ve yalınayak performansı coşkuyu, melankoliyi ve başkaldırıyı teklif ediyor.

Diğer yandan, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeki bu performansın biletleri 60, 90, 120, 150, 180, 250 TL.

Alkışlar cömert.

Clementine’e şair diyorlar.

Kreşendosu hoşuma gidiyor.

Piyanonun başına gidiyor. “Women” diyor bastıra bastıra. “Kadınlar.”

Sonra kaldırıyor kafasını. “You, guys walking around all the time, don’t you just sit down, it is annoying” diyor. “Hey, dolaşıp duruyorsunuz. Neden oturmuyorsunuz? Rahatsız edici bu.”

Nina Simone belgeselinde vardı öyle bir sahne. “Sit down” diye bağırıyordu bir izleyiciye. Oturduğum yerde, bilgisayar karşısında kendime çeki düzen verip korkmuştum, Nina Simone’dan “Otur yerine”yi duyduğumda. Bahsettiğim sahneyi ikinci dakikadan itibaren şu linkten izleyebilirsiniz:

Clementine’in Nina Simone’a benzetildiğini de buraya not düşmek isterim.

Bakınız IKSV tanıtım yazısı: “Nick Cave ve Tom Waits ile üç kahramanından biri olan Nina Simone’un izinden gitmeye devam ederken, geçtiğimiz yıl yayımladığı ikinci albümü I Tell A Fly ile müziğinin o sarsıcı tesirini bir kez daha kanıtladı.”

Kafamı çeviriyorum. Karınca gibi dolanan insanları görüyorum tepede. Çocuğum varmış da misafirliğe gitmişiz de, ayıp bir şey yapmış da mahcup olmuşum gibi utanıyorum.

Istanbul Congress Center’ın logosuna gözü takılıyor Clementine’in. “Orası neresi” diyor? “Is it political?” Oraya bir şarkı yazıveriyor sahnede. “Politik bir yer mi?” Bakınız ilgili video:

Karnım acıktı ve üşüdüm. “Çıkışta köfte ekmekçiler var mıdır?” diyorum içimden. Elimin tersi ile ağzımı sildiğimi, bir ısırık daha koparırken Clementine ile göz göze geldiğimi hayal ediyorum. O ise “It’s a wonderful life” diyor.

Bu sırada Clementine’in para kazanmak için metroda şarkı söylediğini, sokaklarda evsiz yaşadığını, hostelde tanımadığı insanlarla günübirlik kalıp çalınmasın diye eşyalarını ranzanın altına sakladığını bilmiyordum. Evsiz geçen Londra ve Paris sokaklarındaki hayatından haberim yoktu.

“Müzik insanlarla konuşma sebebimdir” dediğini de bilmiyordum.

2015 yılında ilk albümü At Least For Now ile Mercury Ödülü’nü aldığını da…

Sesi ağlıyor. Ben ağlamıyorum. Herkes ayakta. Türkiye’ye mutluluk ve özgürlük diliyor. Haksız yere içeride olanlar gözümün önünden geçiyor bir bir.

Üniversiteye geliyorum ertesi gün. Clementine’in London adlı eserini açıyorum. Yumruklarımı sıkıyorum. Marş söyler gibi rap rap, çapa sallayan hissimle koridorlardan geçiyorum. Yemekhaneyi buluyorum. İki kaşık makarnayı ağzıma tıkıyorum. Akşam sahne alacağım grup konserimizde ne küpem ne ayakkabım olsun istiyorum.

Firar etmek istiyorum. Kaybolmak. Gözümden iki damla yaş akıyor. Olsun diyorum Benjamin. Bu tesadüf olamaz. Bana bir şey söylemeye geldin. Ve ertesi gün gerçekleşecek olan Kiev’deki konserine doğru yola çıktın. 

Kendi kendime hikâyeme sahip çıkacağıma söz veriyorum.

Tıpkı senin yaptığın gibi.

Okuyucu Yorumları