Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı

- A +

Alkış...

Ne demek?

Bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını göstermek için insanın iki elini ses çıkaracak kadar şiddetle birbirine vurması...

Oldum olası pek bayılmam bu işe.

Bazen hoşuma giden bir tavrı veya şakayı, ya da ne bileyim, bir sanat eserini alkışladığım olur.

Ama politikacıları alkışlamakta cimri davranmak gerektiğini düşünürüm.

Ve siyasi alkışları çok sevenlerin yağcılığa eğilimli olduğundan kuşkulanırım.

*             *             *

80’li yılların çoğunu Sovyetler Birliği’nde geçirdim.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi kongrelerinin ve Merkez Komitesi toplantılarının (plenumlarının) raporları yayımlanırdı.

Orada Genel Sekreter Brejnev Yoldaş’ın (daha sonra Andropov, ardından Çernenko ve nihayet Gorbaçov) konuşmaları içinde bazı paragraf aralarında parantez içinde şu notlar yer alırdı:

“Alkışlar.”

“Gür alkışlar.”

“Sürekli ve gür alkışlar.”

Lider konuşmasının bir yerinde sesini coşturduğunda, onu dinleyenler (ve hatta pek dinlemeyenler) ellerini çırparak dile getirilen politikaları desteklediklerini belli ederdi.

Biraz şaşkın ve kısa süreli el çırpmalara “alkışlar” deniyordu.

Daha kararlı ve heyecanlı olunduğunda daha fazla ses çıkıyor ve buna “gür alkışlar” adı veriliyordu.

Liderin sesini yırtınma derecesinde dalgalandırdığı, neredeyse bağırdığı ve/veya bilinen bir şiirle, şarkıyla falan bağladığı ya da konuşmasını bitirdiği sıralarda ise salondakiler neredeyse tüm gücüyle ellerini kızartana kadar alkışlar ve bir türlü durmak bilmezdi (çoğu kez de bunu ayağa kalkarak yaparlardı): “Sürekli ve gür alkışlar.”

Çok alkış, çok destek ve az eleştiri demekti.

*             *             *

Rusya lideri Putin ulusa seslendi.

Tesadüf, yıllık ulusa sesleniş tarihiyle devlet başkanlığı seçimleri arasında çok az zaman kalmıştı (seçimler 18 Mart’ta).

Televizyonlardan 147 milyonluk ülkeye ve tüm dünyaya iletilen konuşma, “halkın temsilcileri” önünde yapıldı: Parlamentonun alt ve üst kanadının üyeleri ve oraya çağrılan özel konuklar, Putin’i canlı olarak ve yakın mesafeden dinleme onuruna kavuştu.

Lider 2 saat konuştu. Daha net olmak gerekirse, 1 saat 55 dakika.

Bu süre içinde 60 kez alkışlarla kesildi Putin’in konuşması.

Başlangıçta ekonomik, sosyal konulara değinen Putin, dördüncü iktidar dönemi (ilk iki seferden sonraki “Medvedev dönemi” de sayılırsa beşinci) için iddialı hedefler koydu.

Yaşam süresinin artması, GSMH’nın yükselmesi, barınma şartlarının iyileşmesi vs. amaçlarını açıkladı.

Ve bu hedeflere ulaşmak için mevcut “geriliğin” aşılması gerektiğini vurguladı.

18 yıllık iktidardan sonra bu ifadeler ilginçti.

Sonra sıra, konuşmanın en önemli bölümüne geldi.

Rusya Devlet Başkanı, 40 dakikadan uzun süre, videolar eşliğinde, büyük bir heyecanla ve ustalıkla Rus silahlarını övdü, muhtemel müşterileri epeyce etkiledi.

Zaten Rusya, Suriye’de ciddi deneyim kazanmış ve bu arada 200 yeni silahı denediğini açıklamıştı.

Ama en önemlisi şimdi ilan ediliyordu: Yeni silahlar üretilmişti.

Özellikle de mevcut savunma sistemlerinin engelleyemeyeceği ve neredeyse sınırsız menziliyle dünyada istediği yeri vurabilecek bir süper kıtalararası nükleer füze sistemi (“Sarmat”) geliştirilmişti.

Putin “Bizi daha önce dinlemek istemediler” dedi ve ekledi “Şimdi dinleyin!”

*             *             *

Salondaki yüzlerce kişinin yüzünü izledim konuşma boyunca.

Uyuklayanlar, dikkatsizler, “bitse de gitsek”çiler de vardı elbette.

Ama çoğunluk büyük bir ilgiyle dinliyor, lideri sık sık ve candan alkışlıyordu.

Dahası bildiği ve desteklediği sözleri Putin’in ağzından duyduğunda bilgiç bir tarzda kafa sallayanlar ve kinayeli biçimde gülümseyenler de az değildi.

Çoğunun gözleri Putin’e hayranlıkla doluydu.

Milletvekilleri, dinî yöneticiler, gençler, kadınlar, erkekler, sanatçılar, toplumun hemen her kesimi ekrandaydı ve Rusya liderinin dünyaya meydan okumasını büyük bir zevkle izliyordu.

Ünlü rejisör Nikita Mihalkov kendisine uzatılan mikrofona iştahla konuşuyordu: “Putin’den başka lider yoktur!” İster istemez gülümsedim; bir zamanlar da Yeltsin’i ne kadar severdi...

Bazı çehreler (fiziksel olarak değil, yüz ifadesi bakımından) bana Hülya Koçyiğit’i, bazıları Ajda Pekkan’ı, kimileri Yavuz Bingöl’ü, kimileri de Cemal Hünal’ı hatırlattı.

“En güçlü ordu”, “en iyi pilot”, “en önemli ulus” türü milliyetçi anlatımlar o sırada yalnızca o salonda değil, bütün ülkede yankılanıyor gibiydi.

Başta yeni ve “önlenemez” füze olmak üzere askerî adımların hedefinde ilk olarak ABD’nin olduğunu, dolayısıyla yeni silahlarla en çok ABD’nin tehdit edildiğini herkes biliyordu.

Ve bazen Putin’in her 2-3 cümlesinden sonra yeni bir alkış tufanı kopuyordu.

*             *             *

Batı’nın bitmek tükenmek bilmeyen Moskova düşmanlığı, sosyalist sistemin yıkılması sırasında ve Sovyetler Birliği’nin son döneminde verdiği sözlerden cayması, Rusya’yı aşırı derecede provoke ederek onu içerden ve komşularından doğru çökertmeye çalışması elbette bu ruh halinin haklı gerekçeleri arasındaydı.

Ancak Rusya yeni bir silahlanma yarışını kaldırabilir miydi? Belli ki bu soruyu sorma zamanı değildi.

Rusya’nın yıllık askerî bütçesinin 46 milyar dolar olduğunu, ABD’ninkinin ise 700 milyar doları aştığını hatırlatmak da uygun değildi herhalde.

Aslında belki bunların fazla bir anlamı da yoktu.

Çünkü Putin daha çok ABD’ye değil, Rusya halkına ve seçmenlere sesleniyordu.

Başkanlık seçimlerini kolayca kazanacağı belli olan Putin, yeni silahlarla donanmış konuşmasının yardımıyla daha da rahatladı.

Çok alkış aldı.

Çok alkış, çok destek ve az eleştiri demekti.

Ve çok oy anlamına geliyordu o alkışlar aynı zamanda.

Okuyucu Yorumları