Sigara vergilemesinde ne değişti, şimdi ne olacak?

- A +

Ülkemizdeki sigara başta tütün ürünleri vergileme rejiminin, vergi sistemimizin en karmaşık vergilendirme yapılarından birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu karmaşık vergileme yapısının; bütçeden, enflasyona, sigara sektörünün fiyat stratejilerinden; tüketici tercihlerine ve kaçak sigara ticaretine kadar geniş bir etki alanı var. Son günlerdeki sigaradaki ciddi nispi ÖTV artışı ve asgari maktu verginin kaldırılmasına yönelik adımlar, konuyu tüm yönleri ile analiz etmemizi elzem kılıyor. 

Bütçeye sigaranın katkısı…

Sigara bütçe vergi gelirlerimiz için çok kıymetli bir kaynak. 2018’de sigara (tütün ürünleri) üzerinden Bütçe’ye aktarılan toplam ÖTV tutarı 42,3 milyar TL’ye, KDV de 9,6 milyar TL’ye ulaşmış görünüyor. Özetle, 2018’de toplam vergi gelirlerimizin Yeni Ekonomi Programı’na paralel şekilde 631 milyar TL olarak gerçekleşeceğini varsayarsak, bunun yüzde 8’den fazlası sigara üzerinden alınan ÖTV ve KDV’den oluşacak. Vergi gelirlerimizin, tahakkuku ile tahsilatı arasındaki makasın -tahsilat aleyhine- açıldığı son dönemlerde; sigara sektörü üzerinden alınan vergilerin tahakkuk / tahsilat oranın yüzde 100’e çok yakın olduğunun da altını kalın çizgilerle çizelim. Hazine nakit dengesi bakımından da kıymetli bir kaynak karşısındayız.

2019 Bütçe Kanununun öngördüğü tablo da pek farklı değil; 2019’da sigara üzerinden 45,7 milyar TL ÖTV geliri bekliyoruz.

Sigarayı nasıl vergiliyoruz ve modelde ne değişti?

Sigarada vergi sistemi üç vergi unsurunun bileşiminden oluşuyor; sigaranın perakende fiyatına bağlı olan “nispi ÖTV”, paket başına sabit bir tutar olarak alınan “maktu ÖTV” ve elbette yüzde 18 (efektif olarak yüzde 15,25) olarak alınan KDV. Bunlar dışında, yakın zamana kadar modelin içinde bir de “asgari maktu vergi” kalemi vardı.

Bizdeki vergileme sistemini AB ülkelerinden ayıran en büyük fark, bizde sigara vergi yükünün neredeyse tamamının nispi vergiden tahsil edilmesine karşın; AB’de maktu vergi ağırlıklı modeller kullanılıyor. 

05 Ocak’ta tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile bu sistemde oldukça önemli değişikliklere gidildi. Özetleyelim;

•          Nispi ÖTV oranı 4 puanlık ciddi bir artışla yüzde 63’ten yüzde 67’ye yükseltildi,

•          Asgari maktu vergi tutarı paket başına 5,60 TL’den “0”a indirildi, böylece bu unsur sistem dışına çıkarıldı.

•          Paket başına sabit olarak alınan 42 kuruşluk maktu vergi ise sabit kaldı.

Şimdi ne olacak, fiyatlara yansıma beklenebilir mi?

Yukarıda da vurguladığımız üzere, sigardaki karmaşık vergileme yapısının; bütçeden, enflasyona, sigara sektörünün fiyat stratejilerinden; tüketici tercihlerine ve kaçak sigara ticaretine kadar geniş bir etki alanı var. Bu son vergi değişikliklerinin yukarıdaki parametrelere çok ciddi yansımaları olması da kaçınılmaz görünüyor.

Nispi ÖTV’nin 4 puan artması sonucunda bir paket sigaradaki ÖTV ve KDV dâhil ortalama vergi yükü bir anda yüzde 82’den yüzde 86’ya yükselmiş oldu. Ülkemizde, sigara vergi yükünün neredeyse tamamının nispi vergiden tahsil ediliyor olması çarpık bir maliyet artışı ve perakende fiyat ilişkisi de yaratıyor. Bunu biraz daha açalım; yüksek oranda nispi vergi içeren bu modelde, maliyet artışları ile perakende satış fiyatları arasında doğrusal olmayan bir ilişki mevcut. Özetle, her türlü maliyet artışları perakende satış fiyatlarına çok daha yüksek oranlarda yansıyor. Sigara sektöründe bu ilişkiyi “mali çarpan[1]” mekanizması üzerinden izah ediyoruz. Vergi değişikliği öncesi mali çarpanın büyüklüğü 6,8 seviyesindeydi. Yani maliyetlerdeki 1 kuruşluk artışın perakende fiyata 6,8 kuruş olarak yansıması gerekiyordu. Nispi vergideki 4 puanlık artış ile mali çarpanın seviyesi 9,3’e yükselmiş oldu! Başka bir deyişle, artık 1 kuruş maliyet artışını karşılamak için 9,3 kuruşluk bir fiyat artışı gerekiyor.

TÜİK verilerine göre, sigaranın ortalama fiyatının 11,20 TL olduğunu dikkate alırsak; vergi yükünün yüzde 86’ya çıkmasıyla birlikte sigara vergisi ortalama bazda 44 kuruş artmış oldu. Mali çarpan mekanizmasına göre, vergi yükündeki bu artış, sigara fiyatının ortalama 4,10 TL civarında artmasını gerektiriyor. Bu artışın, sektördeki ürünlerin neredeyse tamamı için gerekli olduğunu söyleyebiliriz.

Asgari maktu verginin sıfırlanması ne anlama geliyor?

Biraz önce, nispi ÖTV’deki artıştan dolayı sektörün neredeyse tamamı için fiyat artışının elzem olabileceğini söylemiştik; asgari maktu verginin sıfırlanması da sektördeki ürünlerin sınırlı bir kısmında fiyat artışı ihtiyacını ortadan kaldıracak bir hamle olarak karşımıza çıkıyor. 

Paket başına 5,60 TL olarak tespit edilmiş olan “asgari maktu vergi”, sigaradan elde edilen vergi için uygulanan bir alt sınırdı ve daha çok en ucuz fiyat kategorisindeki ürünler için kullanılan önemli bir vergi sigortasıydı. Şöyle ki; nispi ÖTV’den elde edilen vergi tutarının, asgari maktu verginin altında kalması durumunda, asgari maktu vergi devreye girmekteydi. Örneğin, 8 TL perakende fiyatı olan bir ürünün nispi ÖTV’si eski sistemde 5,04 TL dolayındaydı (8 TL x yüzde 63); bu yüzden devreye asgari maktu vergi giriyor ve üründen 5,60 TL vergi tahsil ediliyordu. Şimdi asgari maktunun sıfıra indirilmesi sonucunda ucuz fiyat kategorisindeki ürünlerin vergi yükünde de bir indirim gerçekleştirilmiş oldu. Yukarıdaki örnek ile devam edersek, 8 TL’lik bir ürünün nispi vergisi yeni düzenlemede 5,36 TL olacak; ancak artık asgari maktu uygulanmadığından eskiden 5,60 TL vergi tahsil edilirken aynı üründen -nispi ÖTV oranı da artmış olmasına rağmen- artık 5,36 TL tahsil edilebilecek. Başka bir deyişle, üretici bu kategoride 24 kuruşluk bir vergi avantajına sahip olacak. Bu avantajın, fiyatlara ne oranda yansıyacağını da zaman içinde göreceğiz. Bu konuda fazla iyimser olmanın da zor olduğunun altını çizelim. 

Asgari maktu vergi kapsamına giren ürünlerin 7,5-8,5 TL fiyat seviyelerinde olduğunu ve bunların pazarın yüzde 2-3’üne tekabül ettiğini düşünürsek; bu ürünlerde bir fiyat indirimi söz konusu olursa ve/veya pazar önümüzdeki dönemde bu fiyat kategorisine doğru kayarsa, vergi gelirlerine bir miktar azalma bizi şaşırtmamalı.

Düzenlemenin bütçe ve enflasyona etkisi olacak mı?

Sigara üzerindeki vergi yükündeki 4 puanlık artışın yaklaşık 4 TL’lik fiyat artışını gerektirdiğini hesaplamıştık. Üreticilerin bu artışı gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini bilme ihtimalimiz yok; ancak orta ya da uzun vadede vergi yükündeki bu büyük artışın (ve sıfırlanan asgari maktu verginin) işletmecileri fiyatlarını indirerek vergi yükünden kaçınmaya teşvik etmesi de kuvvetli bir ihtimal olarak karşımızda duruyor. Bunun gerçekleşmesi halinde, sigara vergi gelirlerinde çok ciddi düşüşler yaşanması söz konusu olabilir. 2018 sonu itibarıyla pazarın 6 milyar paket civarında olduğunu düşünürsek; son düzenlemenin motivasyonu ile 1 TL’lik bir fiyat indirimi sonrasında oluşacak yıllık vergi geliri kaybımız ÖTV ve KDV dâhil yaklaşık 5 milyar TL’leri rahatlıkla bulabilir. Altını kalın çizgilerle çizelim, sigara sektöründe benzer fiyat indirimleri önceki yıllarda da yaşanmış ve vergi gelirlerinde önemli aşınmalar ortaya çıkmıştı.

Vergi yükündeki artışın, sigara fiyatlarına yansıyacağı varsayımı altında da vergi gelirlerinde bir artış göreceğimiz muhakkak. 6 milyar paketlik pazarın sabit kalması durumunda, her 1 TL’lik fiyat artışı Hazineye 5 milyar TL ek vergi anlamına gelecektir. Ne var ki, bu kadar yüksek fiyat artışlarının geçmiş dönemlerde kaçak sigara ticaretinde çok büyük sıçramaları tetiklediğini de aklımızda tutmamız gerekiyor. Dolayısıyla yüksek fiyat artışlarının, kaçak sigara ticareti yüzünden çok önemli vergi kayıplarına da yol açabileceği gerçeğini göz önünde tutmamız gerekiyor. Vergi gelirlerini arttırmaya çalışırken, kaçağın artması sonucunda vergi kayıplarının yaşanması kimsenin arzu etmeyeceği bir sonuç olacaktır.

Gelelim, düzenlemenin “enflasyon” etkisine. 4 TL tutarındaki fiyat artışı, yine TÜİK verilerine göre ortalama 11,20 TL olan sigara fiyatına göre yüzde 36 oranında bir artış anlamına geliyor. 2018’de sigaranın TÜFE sepetindeki payı TÜİK verilerine göre yüzde 4,8 oranındaydı. Buna göre, söz konusu artışın enflasyon etkisi 1,7 puan olarak gerçekleşecektir diyebiliriz. 2018’in özellikle son çeyreğinde enflasyonla mücadele için alınan önlemler göz önünde tutulduğunda, 1,7 puanlık bir enflasyon artışının önemli ve olumsuz makroekonomik sonuçları olmasını bekleyebiliriz.

Temmuz 2018’de sigara vergi sisteminde yapılan değişiklikle, nispi ÖTV oranı düşürülmüş ve mali çarpan 8’den 6,8’ye indirilmişti; yani bugün yapılan düzenlemenin tam tersi istikamette bir düzenlemeye gidilmişti. Temmuz 2018’deki düzenlemenin amacı, mali çarpanı küçültmek suretiyle maliyet artışlarının fiyatlara yansımasını sınırlamaktı. Bu açıdan baktığımızda da nispi ÖTV’yi arttıran son yaklaşımın, enflasyon kaygısını başat unsur olarak değerlendirmediğini de söyleyebiliriz.

Nasıl bir vergileme modeli?

Avrupa Birliği ve dünyada birçok ülkenin yaptığı gibi, nispi ÖTV’yi kademeli olarak düşürürken aynı anda maktu ÖTV’yi kademeli olarak yükseltmenin, hem mevcut vergi gelirlerinde bir kayba yol açmayacak hem de fiyat indirimleri nedeniyle yaşanan büyük vergi gelir kayıplarını da engelleyecek bir anahtar olduğu dikkat çekiyor. Bu yaklaşımın enflasyon üzerinde de olumlu etkileri olacağını vurgulamamız gerekiyor.

Nispi ÖTV’deki 4 puanlık son artış ile asgari maktu verginin sıfırlanması adımlarının, sözünü ettiğimiz modern yaklaşımları takip ettiğini söylemek son derece zor. Bu noktada, mali otoritenin temel görevinin, maktu ve nispi vergi dengesinde en optimal noktayı -sektörün tüm paydaşlarıyla mutabakat halinde- bulmak olduğu söylenebilir.

Özetleyelim, kurulması gereken yeni vergileme modelinin; fiyat düşüşlerini/artışlarını tahrik etmeyen, mali çarpan mekanizması vasıtasıyla enflasyon üzerindeki etkisi mevcut durumdan çok daha sınırlı, ürün fiyatlarını yüksekte tutarak toplum sağlığına hizmet eden ve şeffaf ve öngörülebilir bir vergi gelirleri rejimi yaratan bir model olması büyük bir öneme sahip olacaktır.


Okuyucu Yorumları