- A +

Provakatif bir yazının ardından gerçeklere dönelim. 

Önce biraz daha provake edelim ortalığı. 

Ben Cüneyt Özdemir olsaydım, Osho ile ilgili ileri geri konuşmazdım, içimde bir ses onu anlayamamış olabileceğimi söylerdi. 

Ben Cüneyt Özdemir olsaydım, bir belgeseli sadece teknik ve biçim olarak incelerdim. Onun içindeki kahramanların, yaşanmışlığın hikayesine kapılmazdım.  

Ben Cüneyt Özdemir olsaydım, Bourdieu’nun “fast thinker” kavramında anlattığı tuzağa düşmezdim. 

Ben Cüneyt Özdemir olsaydım, Foucault’un “Bu Bir Pipo Değildir” kitabını bir daha okurdum. 

Ben Cüneyt Özdemir olsaydım, kitlelere hitap ettiğimi aklımdan çıkarmaz, arkadaşlarımı kendi düşüncemi yaymak için eleştirmezdim. Haberci, belgeselci sorumluluğumu asla bırakmazdım. 

Ama ben o değilim. O olmadığım için Türkiye televizyon tarihinde benim adım geçmeyecek. Ben asla Türkiye televizyon tarihine, haberciliğine onun yaptığı katkıyı yapamayacağım. Çünkü o nitelikli, başarılı bir televizyoncu. 

Peki, neden ona saldırdım? Neden onu hedef gösterdim? 

Osho’da anlaşılmayan bir şey var. Aslında çok şey var. Mistisizm o kadar mistik ki, çoğu zaman kendimizi bile anlayamıyoruz.

Osho, seks, uyuşturucu

Osho meditasyon kamplarının en çok eleştirildiği iki nokta: “Manyakça seks yapıyorlar, deli gibi uyuşturucu kullanıyorlar.” Bu düşünce devam ediyor. “Bunlar  insanlığa zarar veriyor” 

Burada bir kaç soru üzerinde durmak gerekiyor. 

Baskıcı sistemlerin olduğu ülkelerde suç oranı artıyor mu, azalıyor mu? 

Cinsel tabular, cinsel yasaklamalar arttıkça tecavüz, ensest gibi olaylar azalıyor mu, artıyor mu? 

İçki yasakları gerçekten içki içme oranını düşürdü mü? Bildiğim bir araştırma verisi Türkiye’de en çok içkinin Konya ilinde tüketildiğine dair. Bu eski bir veri. 

Ülkemizde son yıllarda istatistiklere yansıyan şiddet, ensest, tecavüz rakamları işin cabası. 

Bilimsel araştırmalar diyor ki: “İçki, sigara, uyuşturucu insan sağlığına zarar verir.” Sonuna kadar katılıyorum.  Aslında Osho bundan ayrı bir şey dememiştir. 

Bu bilgiden öteye geçmiştir, “Git, dene ve gör, onların içindeki gerçeği keşfet” demiştir. Gerisi insanların kendi tercihi olmuştur. Onun düzleminde yasaklara, baskıya yer yok. Onun düzleminde insanın kendini, varlığını ve değerini keşfetmeye açık bir özgürlük sahası var. 

Osho sigara ile ilgili şunları söylüyor:

“Eğer birisi ile konuşurken o kişi sigarasına uzanıyorsa bu onun canının sıkıldığını gösterir. Hemen onun yanından ayrılmalısın, seni dışarı atmak istiyordur. Bunu yapamaz çünkü çok kaba olur. Sigarasına uzanıyor, artık doldum, çok sıkıldım diyor. Hayvanlar dünyasında senin üzerine atlamış olurdu. Ama yapamaz. O bir insan, medeni bir yaratık.” 

Bu sözlerle ile ilgili iki yaklaşım benimseyebiliriz:

“Osho sigara içenleri aşağılıyor, kötü gösteriyor”

“Osho sigaranın gerçekte ne işe yaradığına dair örnekler veriyor.”

Hangisini seçeceğimiz bizim yorum ve algı biçimimize kalmış. Bunların dışında şunu da söyler:

“Sigaranın sana ne yaptığını bilseydin, gerçekten bunu anlasaydın, onu bir daha içmezdin.”  

Bu adam bunları o aşramda söylüyor. Osho hiç kitap yazmamıştır. Onun konuşmaları kitaplaştırılmıştır. Şimdi, belki bir daha düşünebiliriz:

Bu adam gerçekten ne yapmaya çalışmış? 

Onun aşramı dahi olsa, oradaki insanların yaptıklarına, onun karalanması, kötü görünmesi pahasına karşı çıkmamıştır. Sonunu belki hayatıyla ödemiştir. Hangimiz, hangimize böyle bir özgürlük alanı tanıyabiliriz? Bu kadar cesaretli olabilir miyiz? 

İnsana güven liderlerin ortak özelliğidir. Güven ne kadar yüksekse, özgürlük o kadar geniş olur. 

Ben hiç Osho meditasyon kampına gitmedim, kampa giden bir insan da tanımadım. Bu açıdan Cüneyt Özdemir ile benzeşiyoruz. İkimizde yaşamadığımız, görmediğim bir şey hakkında konuşuyoruz! 

Oysa, hakikat yaşayanların deneyimlerinde gizlidir. Ve hakikatin bilgisi kişinin deneyimini yorumlayışına göre belirir. 

Tüm bunların dışında, kendimize şunu sormalıyız: 

Neden anti-depresan kullananları yargılamıyoruz da, uyuşturucu kullananları yargılıyoruz? 

Anti depresif ilaçların intihara sürüklediği ile ilgili araştırmalar, bulgular var.

Neden zenginleri, holding sahiplerini taşlamıyoruz da, evsizleri, hırsızları taşlıyoruz? 

Bunları bize yaptıran hangi yaygın inanış biçimi? 

Dalından çiçek koparan çocuğu öldüresiye kovalayan komşu, ormanları yok edenlere neden sesini çıkarmıyor? 

Niye iki kilo baklava çalan çocuklara ceza verilmesinin önüne geçemedik? 

Suç dediğimiz nedir?

Bence gerçekten külahları çıkarıp düşünme vaktimiz geldi. 

Bunları ifade etmeme aracı olduğu için Cüneyt Özdemir’e bir kez daha sonsuz teşekkürler. 

Okuyucu Yorumları